| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 98 |
| Tarih: | 03.06.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gözü kulağı bugün burada olan, Toprak Kanunu'ndan bir umut bekleyen bütün işçileri, emekçileri saygıyla selamlıyorum. Konuştuğumuz kanunun adı Toprak Kanunu ama özü ne yazık ki topraktan kopuk, ormansız, çorak, mülksüz, yoksul ve aç bir yaşam kurgusu sunuyor. Akbelen'den Varto'ya, Mazıdağı'na kadar ülkenin dört bir yanında halklar "Toprağıma, suyuma, ormanıma dokunma." diye haykırıyor. Peki, Toprak Kanunu derman mı bu duruma? Tabii ki hayır, aksine bu teklifi önümüze getirenler ormanları yok etmeye ve sermayenin insafına bırakmaya âdeta yemin etmiş bir akıl. Bu akıl bize "E, ne olmuş ağaç dikeceğiz onun yerine?" diyorlar. Bu zihne zarar fikirlerle bizleri ormansız, yeşilsiz bir yaşama mahkûm etmek istiyorlar. Oysa orman demek, sadece ağaç demek değildir; orman demek, binlerce canlının simbiyotik bir şekilde yaşadığı bir yaşamı tarif eder. Ne demiş bugün sıkça andığımız, ruhu aramızda dolanan -aynı zamanda ölüm yıl dönümüdür bugün- Nazım Hikmet? "Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine." Fakat, nerede hür ve kardeşçe bir yaşam? Arayışındayız, umarım bulacağız fakat bu teklifte bulamıyoruz, ne kardeşliği ne doğayla uyum içerisinde bir yaşamı getiriyor bu kanun; karşımızda yine talan var, yine rant var. Neden diye soracak olursanız, size örneklerden örnek beğenerek bir örnekle anlatmak isterim: Biliyorsunuz, COP31 Türkiye'de yapılacak ve COP31 Türkiye'de yapılacak diye övünenler, konferansın yapılacağı alanın hemen bitişiğindeki tarım arazisini aceleyle kamulaştırıp otopark yapmaya karar verdiler. Bilmeyen var mı bilmiyorum ama varsa da buradan bildirelim, bu kadar birbirine tezat bir durum: İklim değişikliğine dair yapılacak bir konferansa ev sahipliği yapan ülke tarım arazisini otopark yapıyor bir konferans için. Yine, Ahmet Kaya'yı da analım buradan, bu ne yaman çelişki diye sormak isteriz. Kurtlar sofrası mı, COP'lar sofrası mı; o da ne yazık ki belli değil. Tarım arazileri hiçe sayılan, meraları yok edilen kentlerden biri de ne yazık ki Mardin. Artuklu, Savur, Derik, Kızıltepe, Midyat, Mazıdağı ve tüm Mardin'de halk, toprağından, üretiminden koparan "enerji" adı altında talan projeleriyle karşı karşıya. Ne getirecek bu projeler peki? Topraktan kopuş getirecek, kentlere göç getirecek, üretimin bitişiyle birlikte proleterleşme getirecek, kökten edilmeyle birlikte kimliksizleşme getirecek, topraksız tarım vaadiyle çıktığınız bu yolda tarımsız toprakları inşa etmenize sebep olacak ve en mühimi de yoksulluk ve açlık getirecek.
Maliye Bakanı diyor ki: "Ekonomimiz karşı karşıya kaldığı şoklara rağmen büyümesini yirmi üç çeyrektir sürdürüyor." E, sormazlar mı size "Bu büyüme kime?" diye? Cevap belli ama Türkiye'de 30 milyonun üstü servete sahip kişi sayısı beş yılda yüzde 93,5 arttı yani en zengin ile en fakir arasındaki gelir farkı 8 katına çıktı. Büyüyen ve daha da doğrusu büyütülen zenginlerin zenginliği, küçülen ve küçültülen ise emeğin, emekçinin alın teri.
Açlık sınırının yarısını işçiye reva görenlerin Açlıkla Mücadele Haftası'nda yani bu hafta işçiye, işsize, kadına, gence, çocuğa diyecek bir sözü var mı, merak ediyoruz. 7 milyondan fazla yoksul çocuğun varlığından hicap ediliyor mu, merak ediyoruz. Her 5 çocuktan 1'i okula aç gidiyorken ve okulda açlıktan bayılıyorken, buna rağmen bu Hükûmet, bu devlet 1 öğün ücretsiz yemeği çocuklara fazla görüyorken, bilemiyoruz, ne demeliyiz size?
Dünyanın en verimli arazilerinde yaşıyoruz. Verimli Hilal'den Harran Ovası'na, Çukurova'ya kadar tarımı küçülten, zengini büyüten politikalarınız olmasaydı eğer, toprağı çoraklaştıran, çiftçiyi ekemez hâle getiren uygulamalarınızdan vazgeçseydiniz, bugün Harran Ovası'nda açlığı konuşmayı zül bilirdik, Kızıltepe Ovası'ndaki işsizlikten -ne yazık ki- bahsetmezdik. Eğer biz bu verimli arazilerde açlıktan ve susuzluktan bahsediyorsak bunun adı züldür, bunun adı ayıptır, günahtır ve kabul edilemez.
Ve son olarak; tarımı bitiren, köylüyü toprağından eden GES, HES, JES'e karşı toprağını, suyunu savunanlara selam ediyoruz. Bu mücadelede birlikte olduğumuzu, doğayı, ormanı, ağacı, suyu hep birlikte koruyacağımızı ifade ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)