GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 1'inci maddesi üzerinde İYİ Parti Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çeltik Ekimi Kanunu'nun 19'uncu maddesi, yerleşim alanları ile çeltik tarlası arasında yıllarca test edilmiş, geçerliliği bizzat sıtma salgınlarıyla kanıtlanmış bir mesafe güvencesi koymuştur. Teklifin 1'inci maddesiyle ise iktidar 19'uncu maddeyi değiştirmeyi hedefliyor, gerekçeleri de hazır: Güvenli ve modern zirai mücadele yöntemleri gelişmiş, bu yüzden çeltik tarlaların yerleşim yerlerine olan asgari mesafe sınırı 50 metreye kadar düşürülebilmiştir. Peki, hangi bakanlık raporu köy ve mahallelerimizdeki çeltik üreticilerinin kaçta kaçının damlama sulamaya geçtiğini bize gösteriyor? Ya da hangi bilimsel rapora, hangi bağımsız halk sağlığı araştırmasına dayanarak bu mesafeyi 50 metreye indiriyorsunuz? Sivrisineklerin en verimli üreme alanı olan çeltik üretimi aynı zamanda kontrolsüz kimyasal ilaçlamanın evlerin içine kadar girmesidir. Çiftçinin önündeki bürokratik engelleri kaldırma bahanesinin arkasına sığınarak köylünün sağlık hakkını tehlikeye atamazsınız. Asıl çarpıcı gerçekse şudur: Bu düzenlemenin bütününe baktığınızda iktidarın amacının üretimi artırmak değil, koruma kalkanlarını gevşetmek olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, sadece çeltik tarlasının mesafesi değil, mevcut yönetim anlayışının toprağa ve üreticiye bakış açısındaki derin vizyonsuzluk ve kurumsal ihmalkârlıktır. Tarım Kanunu'nda yer alan ve gayrisafi yurt içi hasılanın en az yüzde 1'i olarak belirlenen destek yükümlülüğünün uygulanmaması bu kürsüde kaç kez dile getirildi, kaç kez geçiştirildi? Bugün Türk çiftçisini 1 trilyon lirayı aşan yapısal borç batağına sürükleyen en temel sebeplerinden biri olmuştur. Daha da vahimi, üretim modelini ve üreticiyi desteklemek yerine tarımsal istihdamı bilinçli bir çöküşe mahkûm ettiniz. 2018 yılında tarımda çalışan nüfus 5,2 milyon düzeyindeyken ve toplam istihdamın yüzde 18,4'ünü oluştururken 2025 yılı itibarıyla bu sayı 4,5 milyon kişiye ve yüzde 14 seviyesine kadar gerilemiştir.

Sektöre baktığımızda, Türkiye'yi yem ham maddesinde, soyada, mısırda, yağlı tohumda, bitkisel yağda, canlı hayvanda ve kırmızı ette tamamen dışa bağımlı hâle getirdiğinizi görüyoruz. Temel üretim girdilerini iptal ettiğiniz için vatandaşımız markette ve kasapta fiyat krizine mahkûm edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, dünya gıda fiyatları dalgalandı, doğru ama Türkiye'de gıda fiyatları dünyadan koptu. FAO Gıda Fiyat Endeksi 2026 yılında 188 seviyesinde yatay seyrederken TÜİK verilerine göre Türkiye Gıda Fiyatı Endeksi 5.022 seviyesine fırladı. Dünyada Gıda Fiyatları Endeksi gerilerken, bizde gıda enflasyonu durdurulamayan sofra krizine dönüştü. Mesele yalnızca pandemi, savaş, kuraklık veya zirai don değildir. Bu tablo ağırdır; mazotu 67 liraya fırlatan, gübreyi 20 kat artıran yanlış ekonomi politikalarının doğrudan sonucudur.

Millet vicdanına sunuyorum: 2022'den beri savaşan Ukrayna iş gücü kaybına rağmen 2024'te 24 milyon ton buğday üretti, toplam tahılını 78 milyon tona çıkarıp 53 milyon tonunu ihraç etti. Ekonomik çöküşteki Lübnan ve iç savaştan çıkan Suriye'nin durumu ortadayken soruyorum: Üreticisini destekleyen o ülkeler kadar bile mi olamadık? Barış içindeki Türkiye neden ithalat lobilerinin eline düşürüldü?

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme, sorunları çözmek için değil; rant alanlarını ve holdinglerin önünü açmak, hataların üzerini örtmek için hazırlanmıştır. Tarımın dünü bugününe kefildir. Çiftçinin durumunu her geçen gün gerileten bu öngörüsüz ve programsız yaklaşımı reddediyoruz. 1'inci madde başta olmak üzere üretimi cezalandıran ve bilimsellikten uzak olan bu teklife karşı duracağımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)