| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 98 |
| Tarih: | 03.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine YENİ YOL Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin teknik hükümlerine ilişkin değerlendirmelerimizi arkadaşlarımız yaptılar. Ben bugün son günlerde Doğu Karadeniz'de ve Doğu Anadolu'da gerçekleştirdiğimiz saha çalışmalarında karşılaştığımız tabloyu ve üreticilerimizin bizlere aktardığı gerçekleri bu kürsüden sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarımla ilgili bir düzenlemeyi değerlendirirken de önce sahaya bakmak, üreticinin ne yaşadığını görmek gerektiği kanaatindeyim. Bu amaçla, son günlerde köylerde, yaylalarda, çay bahçelerinde ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bölgelerde vatandaşlarımızla bir araya geldik. Üreticilerimizin geçim mücadelesine, besicilerimizin yaşadığı zorluklara ve çiftçilerimizin geleceğe dair kaygılarına yakından şahit olduk. Ve gördük ki, sahada konuşulan sorunlar ile bugün önümüze gelen kanun teklifinin öncelikleri arasında hâlâ önemli bir mesafe bulunmaktadır. Çünkü sahada konuşulan meseleler cezalardan, yaptırımlardan ziyade artan maliyetlerdir, üretimin sürdürülebilirliğidir, gençlerin köyde kalıp kalamayacağıdır, çiftçinin emeğinin karşılığını alıp alamayacağıdır.
Değerli milletvekilleri, şu gerçeği teslim etmemiz gerekiyor: Bu ülkenin temel sorunu toprağı koruyamamak değildir. Bu ülkenin temel sorunu, çiftçiyi toprağında, üreticiyi üretimde tutamamaktır. Dünyanın en verimli topraklarına sahip olmamıza rağmen, bu topraklardan yeterli refah üretemiyor olmamızdır. Bunun sonuçlarını ülkemizin dört bir yanında görmek mümkündür. Bu ağır sıkıntıları Karadeniz'de çay üreticisinde görüyoruz, Doğu Anadolu'da besicimizde görüyoruz, Akdeniz'de narenciye üreticisinde görüyoruz, Ege'de çiftçimizde görüyoruz. Ürünler değişiyor, şehirler değişiyor ama üreticinin sıkıntıları maalesef değişmiyor. Nitekim, bunun en somut örneklerinden biri bugün çay sektöründe yaşanmaktadır. Çay sezonu başladı, öncelikle bütün çay üreticilerimize bereketli ve hayırlı bir sezon diliyorum. Ancak ne yazık ki yıllardır değişmeyen sorunlar bu yıl da karşımızda durmaktadır. ÇAYKUR'un kapasitesi belli, üretim miktarı belli, üreticinin beklentisi bellidir. Buna rağmen her sezon aynı tartışmaları yaşıyoruz. ÇAYKUR'un yetişemediği dönemlerde bazı özel sektör işletmeleri devreye giriyor ve üreticinin emeği üzerinde fiyat baskısı kurabiliyor. Bunun çözümü bellidir, 2017 yılında dönemin Tarım Bakanı Sayın Faruk Çelik döneminde hazırlanan Çay Kanunu taslağı bugün bile önemli ölçüde yol gösterici niteliktedir. Bakanlık çalışmıştır, akademisyenler çalışmıştır, üretici örgütleri çalışmıştır, bölgenin bütün paydaşlarının katkısıyla ortaya çıkan bir çalışma yıllardır aramızdaki 2 İrlandalının yanlış yönlendirmesi sonucu hâlâ raflarda beklemektedir. Geçtiğimiz günlerde Ardeşen Ziraat Odası Başkanımız Turan Kabaoğlu'nun bu konuya ilişkin dikkat çekici bir değerlendirmesine şahit olduk. Bölgenin kültürel değerlerinden atmacacılıkla ilgili yaşanan bir sorunun bu çatı altında siyasi partilerin ortak iradesiyle kısa sürede çözülebildiğini hatırlatarak yıllardır bekleyen Çay Kanunu için aynı iradenin ortaya konulamamasını "Atmacanın Mecliste adamı var, çayın yok; kuş için kanun çıktı, çay için hâlâ bekliyoruz." sözleriyle dile getirmiştir. Aslında bu serzeniş bütün bölge insanının ortak beklentisini özetlemektedir. Ben de buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Gelin, çay üreticisinin hakkını koruyacak bu düzenlemeyi hayata geçirelim. Gelin, yaş çayda üreticiyi koruyan, fiyat istikrarını sağlayan ve fırsatçılığı önleyen bir sistemi birlikte kuralım çünkü çay yalnızca bir tarım ürünü değildir, Doğu Karadeniz'in ekonomisidir, yüz binlerce ailenin geçim kaynağıdır,
bölgenin kültürüdür, hafızasıdır ve geleceğidir.
Değerli milletvekilleri, Karadeniz'de çay üreticisinin karşı karşıya olduğu tabloyla Doğu Anadolu'da besicimizin karşı karşıya olduğu tablo özünde aynıdır. Kars'ta, Ardahan'da yaptığım görüşmelerde üreticilerimizin en büyük endişesinin artık üretmek değil, üretimi sürdürebilmek olduğunu gördük. Türkiye'nin en geniş meralarına sahip bölgelerinden, hayvancılık kültürünün nesilden nesile aktarıldığı şehirlerden söz ediyoruz. Besicimiz mutsuz, süt üreticimiz mutsuz, kurban yetiştiricimiz umutsuz. Ne sattığı etten para kazanabiliyor ne de ürettiği sütten para kazanabiliyor ne de yetiştirdiği hayvandan hak ettiği geliri maalesef elde edebiliyor. Bugün o bölgelerde üreticilerin yaş ortalaması sürekli yükseliyor. Gençler üretimde bir gelecek göremediği için köylerde kalmak istemiyor. Maliyetler yükseliyor, giderleri artıyor, üretici her geçen gün daha ağır bir yükün altında kalıyor. İnsanlar üreterek ayakta kalamadıkları için bu işi bırakmak zorunda kalıyor. Sonra dönüp "Hayvancılık neden geriliyor?" diye soruyoruz. Aslında sorulması gereken sorular şunlardır: Bu şartlarda hangi genç hayvancılığa başlamak ister? Bu şartlarda hangi aile çocuğunu üretimde tutabilir? Bu şartlarda hangi üretici önünü görebilir? Daha da düşündürücü olan ise bütün bu sorunlara rağmen çözümün sürekli ithalat da aranmasıdır. Kendim meralarımız dururken başka ülkelerden hayvan getiriyoruz. Kendi üreticimiz ayakta kalma mücadelesi verirken başka ülkelerin üreticilerine pazar oluşturuyoruz. Kendi çiftçimiz zarar ederken başka ülkelerin çiftçisine gelir kapısı açıyoruz. Bunun sürdürülemeyeceğini biliyoruz. Biz kendi meralarımızla, kendi üreticimizle ayakta durabileceğimize inanıyoruz. Kendi potansiyelimize güveniyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin tarımına biraz daha geniş bir pencereden baktığımızda farklı ürünlerde ve farklı bölgelerde karşımıza çıkan problemlerin ortak bir noktada birleştiğini görüyoruz. Bakınız, dünyanın en kaliteli tarım ürünlerini üreten ülkelerden biriyiz. Çayda, fındıkta, incirde, birçok meyve ve sebze ürününde dünya ölçeğinde önemli bir üretim gücüne sahibiz ancak bütün bu üretim kapasitesine rağmen çiftçimiz yeterince kazanamıyor, vatandaşımız da bu ürünlere arzu ettiği ölçüde ulaşamıyor. Tarladan çıkan ürün ile market rafına ulaşan ürün arasındaki fiyat farkı çoğu zaman makul ekonomik gerekçelerle açıklanamayacak seviyelere ulaşabiliyor. Bizim üzerinde durmamız gereken yegâne sorunlardan biri de budur çünkü sorun üretim miktarında değil üretimin nasıl planlandığında, ürünün nasıl değerlendirildiğinde ve ortaya çıkan katma değerin nasıl paylaşıldığındadır. Bugün tarımın karşı karşıya olduğu asıl sorun dört başı mamur bir tarım politikamızın maalesef olmayışıdır; planlama eksikliğidir, üreticiyi koruyacak mekanizmaların yetersizliğidir ve üretilen ürüne yeterli katma değerin kazandırılamamasıdır Bir başka önemli meselede gıda güvenliğidir. Bugün vatandaşımız yalnızca pahalı gıdaya değil güvenilir gıdaya ulaşmakta da zorlanmaktadır. Taklit ve tağşiş ürünler yanıltıcı etiketler, tarihi geçmiş gıdalar, kayıt dışı üretim, toplumda ciddi bir güvensizlik oluşturmaktadır. Vatandaş artık marketten aldığı ürünün fiyatına baktığı kadar içeriğine de şüpheyle bakmaktadır. Devletin görevi vatandaşın güvenilir gıdaya erişimini sağlamaktır. Bu konuda asla taviz verilmemelidir. Bütün bu sorunlar ortadayken önümüze gelen kanun teklifine baktığımızda üreticinin temel sorunlarına ilişkin güçlü çözümler göremiyoruz, çiftçinin mazot maliyetine ilişkin bir çözüm göremiyoruz, yem maliyetlerine ilişkin bir çözüm göremiyoruz, çay üreticisinin sorunlarına ilişkin bir çözüm göremiyoruz, hayvancılığın geleceğine ilişkin güçlü bir vizyon göremiyoruz, gençleri üretimde tutacak bir politika göremiyoruz ama buna karşılık yeni yaptırımlar, yeni cezalar ve yeni bürokratik yükler görüyoruz. Elbette tarım arazilerinin korunmasına itirazımız yoktur, elbette üretimin kayıt altına alınmasına itirazımız yoktur, elbette toprağın korunmasına itirazımız yoktur ancak üreticinin temel sorunlarını çözmeden yalnızca denetimi ve yaptırımı artırarak sonuç alınamaz, çiftçi korkutularak üretimde tutulamaz, üretici cezalarla üretime teşvik edilemez. Tarımın ihtiyacı daha fazla ceza değildir. Tarımın ihtiyacı planlamadır, tarımın ihtiyacı üreticiyi koruyan destekleme politikalarıdır, tarımın ihtiyacı maliyetleri düşürmektir, tarımın ihtiyacı gençleri yeniden üretime kazandırmaktır, tarımın ihtiyacı üretimi yeniden cazip hâle getirmektir. Bu nedenle, üreticiyi güçlendiren, üretimi artıran ve gençlerimizi yeniden toprağıyla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN KARAL (Devamla) - ...üretimiyle ve memleketiyle buluşturacak politikalar geliştirmek zorunda olduğumuzu bir kez daha vurguluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)