GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 262 sıra sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasayla neler değiştiriliyor? Bu yasanın içerisinde birçok kanunda değişiklikler var. Bunlardan bir tanesi karbon yutağını önlemek adına orman alanlarının çoğaltılmasıyla, yine, orman vasfını yitirmiş alanlarda köylünün lehine, o araziyi kullananların lehine tapu devrinin yapılmasıyla, yine, tütün ve tütün mamullerinin, alkollü içki tüketimine yönelik tanıtım faaliyetlerinin reklamlarının kısıtlanmasıyla alakalı ve millî miras olan Atatürk Orman Çiftliği'nin korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına bazı vergilerden muaf tutulması, çeltik ekim alanlarının şehir merkezlerine uzaklığıyla alakalı konunun düzenlenmesi, yine, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu'nda düzenleme yapılması, DSİ tarafından yürütülen faaliyetlerle ilgili düzenleme yapılması, Şeker Kanunu'nda öngörülen değişikliklerin düzenlenmesi. Toprak koruma ve arazi kullanımıyla ilgili bu düzenlemede yine kooperatiflerin mülk edinip daha sonra bu mülkü parselleyerek bu "hobi bahçesi" dediğimiz arazilerin, tarım alanlarının yanlış yönde kullanılmasının önüne geçilmesi ve yine, burada, tabii ki en önemli şey, toprağı korumak yani işlenebilecek, çiftçilik yapılabilecek tarım alanlarının korunabilmesi, bununla alakalı da bütün yapılacak faaliyetlerin Tarım Bakanlığından izin alınarak yapılmasını düzenleyen kanun teklifi. Burada özellikle dikkati çekmek istediğim bir konu var. Tarımla iştigal eden, tarlasının bir miktarına ya da bahçesinin bir miktarına işte arazisini işlemek adına kullandığı traktörünü, gübresini, kimyasal ilacını koyduğu ve orada o bahçeyi koruyacak bekçi kulübesinin olduğu yerlerin de kaçak yapıya sokularak cezaların artırılması burada yine dikkati çekecek konulardan bir tanesi. Burada özellikle çiftçimizin lehine düşünmemiz gerektiğini belirtmek istiyorum. Tarım Bakanlığının da bu konuda inşallah yeterli, gerekli tedbirleri alacağına inanıyorum.

Yine, tabii, şimdi, tarımla alakalı bir konuyu konuşuyoruz. Burada tarımın içerisinden gelen bir insan olarak tarımla ilgili yaşanan günümüzdeki meseleleri de çiftçilerimizin beklentilerini de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir gün önce yani dün buğday fiyatı açıklandı. Tabii, çiftçilerimizin beklentilerinin bir miktar altında kaldı. Özellikle bu Hürmüz Boğazı'ndaki yaşanan olaylardan sonra gübre fiyatlarının aşırı derecede artmış olması, petrol fiyatlarının aşırı derecede artmış olması çiftçinin girdi maliyetlerini çok yükseltti. Dolayısıyla burada, gübre yüzde 40'ların üzerinde, akaryakıt yüzde 40'ların üzerinde zam görmüşken buğday fiyatlarının da beklentilerin altında kalmış olması çiftçilerimizde bir miktar huzursuzluk oluşturdu. Bu manada, çiftçilerimizin beklentisi bu fiyat konusunun yeniden gözden geçirilmesi ya da en azından prim desteklemelerinin çiftçilerimizin lehine yüksek oranda artırılması. Bu, çiftçilerimizin beklentisi. Niye? Çünkü gerçekten girdi maliyetleri çok yüksek yani özellikle -az önce dediğim gibi- İran-ABD-İsrail savaşından sonra -Hürmüz Boğazı dünyanın azot ihtiyacının yüzde 30'unu karşılayan bir bölge, dünyanın petrol ihtiyacının yüzde 30'una yakınını karşılayan bir bölge- bu bölgede savaşın olması, bu boğazın kapatılmış olması hem akaryakıt fiyatlarının hem de gübre fiyatlarının aşırı derecede artmış olmasına sebep oldu ve önümüzdeki yıl da bu artışın devam edeceğiyle alakalı, bilim adamlarının, bu konudaki tecrübeli insanların konuştuklarını takip ediyoruz, görüyoruz. Dolayısıyla üreticilerimizi korumak adına, inşallah prim desteklerinin de Tarım Bakanlığı tarafından çiftçilerimizin lehine yükseltilmesiyle alakalı çiftçilerimizin beklentileri var.

Tabii, üretim derken yani bunu... Sayın Bakanın da, Sayın Cumhurbaşkanımızın da, Sayın Genel Başkanımızın da, bu ülkede yaşayan, ülkesini seven herkesin ısrarla üzerinde durduğu bir gerçek üretimi artırmak. Niye üretimi artırmak... Çünkü insanlarımızın en büyük ihtiyacı gıda yani bu, pandemi döneminde çok daha iyi görüldü yani belki mazot olmadan, belki enerji olmadan insanlar yaşayabilir ama su olmadan, ekmek olmadan, gıda olmadan insanlarımızın yaşaması mümkün değil ki bunu pandemi döneminde çok iyi yaşadık, gördük; bir anda yağ fiyatları çok aşırı derecede arttı, un fiyatları arttı yani gıdaya yönelik her şeyin marketlerde neredeyse bulunamaz hâle ve yüzde 100 oranda artmış olduğunu gördük dolayısıyla bizim üretimi artırıp insanlarımızı doyuracak, hatta insanlarımızın dışında dünyadaki insanları da doyuracak bir yapıyı oluşturmamız lazım. Onun için, buğday üretimini desteklemek, buğday üretimini artırmak bir ülkenin aynı zamanda stratejik bir hedefi olması lazım. Buğdayınız olmazsa -Allah esirgesin- savaşa dahi giremezsiniz çünkü buğday stoklarınızın olmadığı yerde ununuz olmayacak, ekmeğiniz olmayacak, makarnanız olmayacak dolayısıyla askerinizi besleyecek gıdanız olmayacak. Onun için, buğday gerçekten çok stratejik bir ürün ve bu ürünü destekleyip korumamız, çiftçinin buğday ekmesini, buğday üretmesini teşvik etmemiz lazım.

Türkiye'nin aşağı yukarı 22-23 milyon ton buğdaya ihtiyacı var yani gerek makarnada gerek unda gerekse başka alanlarda kullanmak adına 22-23 milyon ton buğdaya ihtiyacı var. Geçen yıl, bildiğim kadarıyla, 16 milyon ton gibi bir rakam oldu. Bu yıl belki biraz daha yağışların artmış olmasından dolayı 20 milyon tonu bulabilir, belki 22 milyon tonu da bulabilir ama Türkiye'nin kendi ihtiyacını karşılayıp aynı zamanda dışarıya satabilecek kapasitesi var, tarım alanları var, yeter ki biz üretimi destekleyelim, yeter ki çiftçimizi destekleyelim. Çiftçimiz üretimi kafasına koyarsa Allah'ın izniyle başaramayacağı hiçbir şey yok. Gerçekten, Türk çiftçisi çok fedakârca çalışıyor yani maliyet girdileri bu kadar ağır olmasına rağmen hâlâ buğday ekiyor, mısır ekiyor, pamuk ekiyor, soya fasulyesi ekiyor, ayçiçeği ekiyor. Hayvancılık, gerçekten, insanların, içerisinde olmak istemeyeceği bir iş; o ahırların kokusu, yem fiyatlarının artmış olması, et fiyatlarının bugüne kadar çiftçiyi yeterince destekleyecek ya da hayvancılığı destekleyecek noktada olmamasına rağmen insanlarımız üretime devam ediyorlar. İşte, bizim bu üretimleri, üretimi yapan insanlarımızı teşvik etmemiz lazım, korumamız lazım ki onlar üretime daha fazla katkı sağlasınlar, hem Türk insanını hem de yapacağımız ihracatla dünyadaki insanları doyurabilsinler. Onun için bizim üretimi desteklememiz lazım.

Yine, mısırla alakalı da birkaç şey söylemek istiyorum. Türkiye'nin aşağı yukarı işte 8 milyon ile 10 milyon ton civarında mısır üretimine ihtiyacı var yani mısırı biz eğer 8-10 milyon ton üretirsek Türkiye'nin hem glikoz hem nişasta hem mısır yağı hem de yem ham maddesini karşılamış oluyoruz. Şimdi, tabii, Türkiye'nin belki birkaç milyon ton mısır açığı olabilir yani bunu dışarıdan ithal etmek de gerekebilir ama ithalatı yaparken de Tarım Bakanlığının ve Ticaret Bakanlığının şuna çok dikkat etmesi lazım: Hasat dönemine yakın bir zamanda mısır ithalatı ya da buğday ithalatının yapılması çiftçiyi, üreten insanı zarara uğratır çünkü çiftçi tam hasada girdiğinde piyasa doymuş olduğu için fiyat kaybı yaşayacağından dolayısıyla zarar edecektir. Onun için, biz eğer ki illaki yapmamız gerekiyorsa bir ithalat, özellikle ocak ayıyla mart ayı arasında bu ithalatı yaparak, fabrikacıların ihtiyaçlarını karşılamak, glikozcuların, nişastacıların ihtiyacını karşılamak gerekiyorsa bu dönem içerisinde yaparak çiftçimizin hasat dönemine yakın bir zamanda ithalatı engellemiş olmamız lazım. İşte, biz, eğer mısır üreticisini teşvik eder, mısır üreticisini korursak, Türkiye'de 8 milyon ton değil, 10 milyon ton mısır yine üretebiliriz. Bizim Çukurova'da, efendim, Güneydoğu'da, Amik Ovası'nda çok güzel, verimli arazilerimiz var, ovalarımız var yani mısırı üretebileceğimiz ve Türkiye'nin ekonomisine katkı sağlayabileceğimiz ovalarımız var. Çok şükür, havamız müsait, toprağımız müsait, suyumuz var ama bizim tek eksiğimiz, inşallah, çiftçimizi üretime teşvik etme noktasında.

Burada bir şeyi altını çizerek söylemek istiyorum. "Toprağı vatan yapan sadece müdafaa değil, aynı zamanda imardır, ihyadır; üreten, eken, biçen, alın teriyle bereketlendiren ellerdir." Bunu Sayın Genel Başkanımız Milliyetçi Hareket Partisinin Grup Toplantısı'nda söylemiştir. Yani, sadece askerî müdafaayla ülkeyi vatan yapamazsınız, aynı zamanda o vatan topraklarını ekerek, biçerek, üretim sağlayarak toprak yapmak lazım çünkü eğer üretim yapmazsanız o zaman o topraklar da çorak bir hâl alır dolayısıyla da bizim vatan topraklarımız heba olmuş olur.

Yine, tarım, insanlığın en temel ekonomik faaliyetlerinden biri. Gıda ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra sanayiye ham madde sağlanması, istihdam oluşturması ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunması nedeniyle ülkeler için önemli bir sektördür. Yani, tarım sektörü hem istihdamı sağlar hem sanayinin hammaddesini sağlar. Biz, bugün özellikle tekstilde ne yazık ki tekstil fabrikalarının birçoğunu Mısır'a taşımak zorunda kaldık. Neden? Bir, ham madde üretiminin yani pamuk üretiminin yeterince olmayışı. İki, dünya borsalarında bizim ürünlerimizin onların ürünleriyle rekabet edemeyişi dolayısıyla yani "işçilik maliyetlerini" diyebilirsiniz, "enerji maliyetleri" diyebilirsiniz, "ham madde girdisi" diyebilirsiniz. Şimdi, ya Ukrayna'da mısır 10 lira -örnek veriyorum- biz de 15 lira. Tamam da Ukrayna'da doğal gaz bedava, Ukrayna'da gübre bedava, Ukrayna'da kimyasal ilaç yok. Yani, biz, bunların hepsini karşılamak zorundayız hem fazla gübre atmak zorundayız hem kimyasal ilaç atmak zorundayız hem de bu üretimi sağlayabilmemiz için onlardan daha fazla akaryakıt tüketmek zorundayız. Dolayısıyla, Ukrayna'yla ya da Rusya'yla ya da komşu devletlerimizin birçoğuyla bizim bu manada rekabet etmemiz mümkün değil. Bunu nasıl sağlayacağız? Bunu da işte, çiftçiyi teşvik ederek, onlara prim desteğini artırarak, ürün desteğini artırarak yapmamız lazım. Buradaki eksikliği ancak bu şekilde giderebiliriz. Yani konuşuluyor, işte, "Dünya borsalarında mısır şu kadar, dünya borsalarında buğday şu kadar." doğrudur ama oralardaki işçilikle, oralardaki akaryakıt fiyatlarıyla, oralardaki kimyasal ilaç... E, biz bütün kimyasal ilaçları aşağı yukarı dışarıdan ithal ediyoruz yani kendimiz keşke bunların hepsini üretebilsek. Tohumun bir çoğunu dışarıdan ithal ediyoruz, gübrenin yüzde 100'e yakınını dışarıdan ithal ediyoruz. Dolayısıyla bizim onlarla bu manada rekabet etme şansımız zayıf. Bunun tek yolu devletin, hükûmetin çiftçiyi üretebilecek noktada hem prim desteğini hem de üretime fiyat desteğini sürdürmesi lazım. İşte, burada eğer biz bunları başarabilirsek, bunları yaparsak çiftçimizin en iyi şekilde, en kaliteli şekilde ürünü üreteceğini ve hatta dünya piyasalarına bizim Türk çiftçisinin ürettiği ürünleri satma şansımızı yakalayacağımıza inanıyorum çünkü ben çiftçiyi tanıyorum, kendim de bir çiftçiyim.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ama çiftçi düşmanısınız.

MUHARREM VARLI (Devamla) - Yani burada yapılması gereken programlı, planlı, üretimi artıracak, üretimi yapacak insanları teşvik edecek programlar uygulamak. Onun için de bizim eksiğimiz, bu manada bunları giderirsek inşallah yapacağımız programlarla çok daha iyi üretim sağlayacağımıza inanıyorum. Geçmiş yıllarda yaşanan kuraklık, don ve sel faciaları, felaketleri sonucunda yine çiftçimiz çok ciddi zararlar gördü. Özellikle narenciye üreticileri açısından söylüyorum, bir önceki yıl yaşanan zirai dondan dolayı bu yıl hâlâ meyve ürün kaybı var.

Yine, İç Anadolu Bölgesi'nde, bir başka bölgede yaşanan zirai dondan dolayı meyvelerin o gözeneklerinin birçoğu kuruduğu için meyvede ciddi kayıplar olacak, onu da burada belirtmek istiyorum. Yani bizim hem kuraklıktan hem zirai dondan hem de sel felaketinden etkilenen çiftçilerimizin de arkasında durup onların bu problemlerin en iyi şekilde çözmemiz lazım. İnşallah, bu yasa çiftçimize, devletimize, ülkemize hayırlı olur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)