| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 98 |
| Tarih: | 03.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi ilk bakışta tarımsal üretimi planlama, gıda arz güvenliği gibi kulağa hoş gelen gerekçelerle sunulmuştur ancak metnin bütününe baktığımızda tarımı bürokratik baskı, cezai yaptırımlar ve piyasa daraltıcı düzenlemelerle daha da baskılayan bir anlayış bulunmaktadır. Bugün dünyada yaşanan krizlere baktığımızda savaşlar, salgınlar ve afetler karşısında en güçlü ülkelerin dahi ilk refleksi gıda güvenliğini korumak olmuştur ancak Türkiye'de son yıllarda tarım politikaları bu stratejik perspektiften uzaklaşmış, âdeta tali bir alan gibi görülmüştür. Sonuç ortadadır. Türkiye'de tarımın millî gelir içindeki payı sürekli gerilemektedir. Çiftçi sayısı hızla azalmakta, kırsal boşalmaktadır, ekilen alanlar daralmakta, üretim düşmektedir. En önemlisi, Türkiye, artık birçok temel üründe dışa bağımlı hâle gelmiştir.
2012'de nüfusun yüzde 77,3'ü kentlerde yaşarken 6360 sayılı Yasa'yla köyler bir gecede mahalleye dönüştürüldü ve bu oran 2013'te yüzde 91,3'e çıkarıldı, köy nüfusu yüzde 22,7'den yüzde 8,7'ye geriledi. Bugün nüfusun yüzde 93,6'sı kentte yaşıyor, bu açık bir tasfiye politikasıdır. Tarım alanlarında da tablo farklı değildir. 2002'de 266 milyon dekar olan ekili dikili alan bugün 240 milyon dekara düştü, 26 milyon dekar tarım arazisi üretim dışına çıktı. Bu topraklar kendiliğinden boş kalmadı, çiftçi üretimden çekildiği için boş kaldı. Şeker pancarı fabrikalarını satarak şeker pancarı üreticisine kota koymak, sözleşme yapmayan ve kotayı aşan üreticiye ceza vermek temelde üretimi ve milleti cezalandırmaktır. Nişasta bazlı şurup satan uluslararası şirketlere ruhsat veren, kısır tohumu teşvik eden, kimyasal içerikli ürünlere rafları açan bir anlayışın millîlik iddiası suyun üstündeki köpük hükmündedir.
Evet, bugün milletimiz açıkça zehirleniyor. Tarım arazilerimiz, su kaynaklarımız büyük tehdit altındadır, ormanlarımız rantın pençesinde kıvranıyor, milletimizin ortak mirası heba ediliyor. Bu kanun teklifi bu temel sorunlara çözüm getirmiyor, çiftçilerimiz ve milletimizin beklentilerine cevap vermiyor. Bugün beklentiler açıktır; çiftçinin girdi maliyetlerinin düşürülmesidir, üretimin teşvik edilmesidir, planlamanın cezayla değil destekle yapılmasıdır, kooperatiflerin güçlendirilmesidir, yerli üretimin korunmasıdır. Ama biz ne görüyoruz? Cezalar artıyor, yasaklar artıyor, bürokrasi artıyor ama üretim artmıyor.
Değerli milletvekilleri, tarım, orman ve toprak meselesi, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru meselesidir. Bizim inancımıza ve medeniyet anlayışımıza göre üzerinde sınırsız tasarruflarda bulunulacak bir meta değil korunması gereken bir emanettir. Bugün Türkiye'de çevre politikalarının en büyük sorunu, söylem ile uygulama arasındaki uçurumdur. Bu teklif de ne yazık ki bu çelişkiyi ortadan kaldıracak bir irade ortaya koyamamaktadır. Kaz Dağları'nda yürütülen altın madenciliği faaliyetleri sonucu yaşanan yoğun ağaç kesimi ve ekosistem tahribatı, Cerattepe bölgesinde yıllardır süren madencilik faaliyetlerine karşı halkın verdiği mücadeleye rağmen doğanın korunamaması, İkizdere Vadisi'nde taş ocakları nedeniyle doğal dengenin bozulması, Akbelen ormanında enerji projeleri uğruna ormanların yok edilmesi gibi örnekler, çevre politikalarının kâğıt üzerinde kaldığını açıkça göstermektedir. Şimdi, soruyoruz: Bu teklif, bu uygulamaların hangisini durduracaktır, hangisine karşı açık ve bağlayıcı bir yasak getirmektedir? Bu sorulara net bir cevap verilememektedir.
Cevapsız kalan sorular bunlarla sınırlı değildir. Şu ana kadar Tarım ve Orman Bakanlığına milletimiz adına 17 adet soru önergesi yönelttim. Bunlardan sadece 4 tanesi zamanında cevaplandırıldı. Meclis, milletin denetim merciidir, millet adına yönetilen soruları cevapsız bırakarak bu yetkiyi yok sayamazsınız. Hâl böyleyken bu şartlar altında bir de karbon yutak ormanı kavramını tartışıyoruz. Mevcut ormanları korumayan bir anlayışın "karbon yutak ormanı" adı altında oluşturacağı yeni ormanlık alanların milletin yararına olacağına inanmak istiyoruz ancak yeşil kalkınma kılıfı içinde sıfır karbon emisyonu hedefinin gelişmekte olan ülkelere yönelik bir dayatma, yeni bir sömürü formülü olduğunun farkındayız. Bu dayatmalara milletimiz adına karşı çıkıyor, evvela var olan ormanlarımızı koruyun diyorum. Küresel dayatmalar doğrultusunda patronları memnun etmeyi amaçlayan yasal değişiklikleri bu Meclise getirmeyiniz.
Değerli milletvekilleri, teklifin en acı yönlerinden biri sözde orman tapularının iadesi meselesidir. İktidar diyor ki: "Vatandaşa tapusunu veriyoruz, 80 bin davayı çözüyoruz." Peki, neden şimdi? Çünkü devletin hatalı tapu kayıtları nedeniyle ödemek zorunda olduğu 516 milyar liralık tazminat yükü var. Hazine boş, ödeme yapamıyor. Şimdi bu yükü "mülkiyet barışı" adı altında tasfiye etmeye çalışıyor yani mesele hak teslimi değil bütçe kurtarma operasyonudur. Vatandaşın yıllardır süren mağduriyetini lütuf gibi pazarlamaya kimse kalkmasın, bu millet gerçeği görüyor.
Bir diğer başlık hobi bahçeleri meselesidir. Bu konu neredeyse her yıl aynı dönemde gündemimizde yer alıyor. Tarım arazisini korumak elbette hepimizin görevidir ama metrekare başına cezayı 10 liradan 2.500 liraya çıkarmak koruma değil açıkça mali müsaderedir. Hobi bahçesi meselesi bir sonuçtur, topraktan koparılan milletin bir arayışının ürünüdür. Bugün plansız kentleşme, çarpık yapılaşma, boşalmış kırsal, insansız topraklar sizin eserinizdir. Hobi bahçeleri şehirde bulunan vatandaşın nefes aldığı alanlardır. Bu ihtiyacı ortaya çıkaran en temel sorun, odaklı yapılaşmadır. Bir ara "yatay mimari" dediniz ancak o da söylemde kaldı, dikey mimariden vazgeçemiyorsunuz. Adım atarken ihtiyacı gözetmek yerine sandığı ve sermayeyi gözetiyorsunuz yani sizin için önemli olan hobi bahçeleri değil lobi çevreleridir. Şimdi, çözüm diye vatandaşı susuz bırakmayı, elektriğini kesmeyi ve belediyelere her ay ceza kesmeyi mi öneriyorsunuz? Bu, çözüm değil çaresizliğin itirafıdır.
Sonuç olarak, bizim ihtiyacımız olan şey, toprağı koruyan ama üreticiyi ezmeyen, çevreyi koruyan ama çiftçiyi cezalandırmayan, suyu koruyan ama milletin üretim gücünü artıran gerçek bir millî tarım politikasıdır. Biz ithalata mahkûm edilen değil üreten, borçlanan değil kalkınan, şirketleri değil çiftçiyi merkeze alan bir tarım anlayışını savunuyoruz çünkü biliyoruz ki tarım çökerse ekonomi çöker, tarım çökerse kırsal çöker, tarım çökerse bağımsızlık zedelenir ama çiftçi ayağa kalkarsa Türkiye ayağa kalkar, toprak üretirse millet güçlenir ve Türkiye ancak kendi toprağına, kendi suyuna, kendi çiftçisine sahip çıktığı ölçüde güçlü, müreffeh ve bağımsız olabilir.
Bu düşüncelerle sözlerimi sonlandırıyor, mevcut teklifin ihtiyaçlara cevap verecek şekilde düzenlenmek üzere geri çekilmesi gerektiğini ifade ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)