GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, DEM PARTİ Grubu olarak Türkiye'de giderek derinleşen ekolojik krizin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergesi üzerine konuşacağım. Öncelikle belirtmek isterim ki her ne kadar "ekolojik kriz" diyorsak da aslında bu patriyarkal kapitalist sistemin yaşama dair ne varsa her şeyi metalaştırılması sonucunda, her şeyi alınır satılır bir meta hâline getirmesi sonucunda taammüden, bile isteye yaratılan bir krizdir ve özellikle Türkiye de Akdeniz havzası ülkelerinden biri olduğu için -dünyadaki tüm ekolojik kriz uzmanlarının bu havzanın özellikle tehdit altında olduğunu belirttiği bir bölgedeyiz biz- burada "küresel iklim değişikliği" denilen bir kavramla açıklanamayacak kadar korkunç bir manzara tasvir ediyor uzmanlar. Çünkü aslında karşılaştığımız şey doğanın doğal ritminde olan bir şey değil, tam aksine siyasal tercihlerin, rant odaklı kalkınma anlayışının, doğayı sınırsız bir sömürü alanı olarak gören politikaların sonucu. Bugün ülkenin dört bir yanında kuraklık, su kıtlığı, aşırı hava olayları, seller, orman yangınları, biyolojik çeşitlilik kaybı ve hava kirliliği tüm yaşamı tehdit ediyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre 2025 yılı son elli iki yılın en kurak yılı oldu ve Konya kapalı havzası başta olmak üzere birçok bölgede yer altı su seviyeleri kritik düzeylere erişmiş durumda; Tuz Gölü, Eber Gölü, Akşehir Gölü, Burdur Gölü gibi önemli sulak alanlar ciddi ölçüde küçüldü. Bugün Türkiye de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı bakımından artık su stresi yaşayan ülke hâline geldi ve yine uluslararası uzmanlar diyorlar ki: "Çok yakında Türkiye'de su kıtlığı yaşanacak." Şimdi, bunların hepsinin olmasını iklim değişikliğine bağlamak mümkün değil çünkü biraz önce belirttiğimiz gibi doğanın sistematik bir şekilde şirketler tarafından, AKP iktidarının rantçı politikaları tarafından talan edilmesi var. Kaz Dağları'ndan Akbelen'e, İliç'ten Cerattepe'ye, Cudi'den Gabar'a, Karadeniz yaylalarından Mezopotamya havzasına kadar yaşam alanları maden şirketlerinin, enerji projelerinin, taş ocaklarının ve rant politikalarının ağır baskısı altında âdeta ölüm kalım savaşı vermekte. Yıllardır süren baraj projeleri, madencilik faaliyetleri, petrol aramaları ve son dönemde özellikle Kürt illerinde yoğunlaşan ağaç kesimleri yalnızca doğayı değil, halkların yaşamını ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Dicle ve Fırat havzalarında yaşanan ekolojik tahribat yalnızca bir çevre sorunu değil, aynı zamanda bir yaşam ve adalet sorunudur. Kuşkusuz ekolojik krizin sonuçlarını toplumsal kesimler aynı biçimde yaşamıyor. Kuraklık en fazla küçük çiftçiyi etkiliyor. Sellerden, afetlerden en çok yoksullar etkileniyor. Hava kirliliğinden en çok yaşlılar, engelliler, çocuklar, emekçiler etkileniyor yani ekolojik krizin yükünü onu yaratanlar değil, ondan en az sorumlu olanlar ne yazık ki yaşıyor.

Değerli milletvekilleri, biz diyoruz ki: "Ekolojik kriz" dediğimiz şey aslında aynı zamanda bir sınıf meselesidir, aynı zamanda bir demokrasi meselesidir, aynı zamanda bir eşitsizlik meselesidir. Bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (KOP31), biliyorsunuz, Antalya'da gerçekleşecek. Elbette iklim krizinin küresel ölçekte tartışılması önemli ancak bugüne kadar yapılan KOP toplantılarının önemli bir bölümü iklim krizine yol açan büyük şirketlerin lobi faaliyetlerine, fosil yakıt lobilerinin etkisi altında âdeta bir fuara dönüştürülmüş durumda, ticari bir fuara. Bu nedenle, iklim hareketleri, ekoloji örgütleri, bilim insanları, yerel topluluklar Cop31'e paralel olarak Antalya'da Halkların İklim Zirvesi'ni düzenlenmeye hazırlanmaktadır. 15-18 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek bu zirve iklim krizinden doğrudan etkilenen halkların sesini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Bu zirvede Akdeniz için iklim adaleti konuşulacak, kuraklık konuşulacak, fosil yakıttan çıkış konuşulacak, emisyon azaltımı konuşulacak, Orta Doğu'da süren savaşların doğa ve toplumlar üzerindeki etkisi konuşulacak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

ÖZGÜL SAKİ (Devamla) - ... Rojava konuşulacak, Filistin konuşulacak, barış ve antimilitarizm konuşulacak, zorla yerinden edilenler, göçler konuşulacak, nükleerin iklim dostu bir enerji kaynağı olduğu yönündeki yanıltıcı propagandalar sorgulanacak, kadınların, LGBTİ+'ların ve gençlerin iklim krizinden nasıl etkilendiği, beden politikaları ile ekolojik yıkım arasındaki ilişki de gündeme taşınacaktır.

Biz biliyoruz ki ekolojik yıkım kader değildir, bu yıkımın arkasında siyasal tercihler vardır. Bizler, ormanlar yanarken, göller kururken, toprak çoraklaşırken, temiz hava ve temiz su giderek bir ayrıcalığa dönüşürken yaşamın yok edilmesine sessiz kalmayacağız. Gelin, bu araştırma önergesini tüm boyutlarıyla tartışacak bir biçimde bu Meclisten geçirelim, gerekli alt komisyonlarla birlikte yaşamın yok edilmesine karşı bir ortak program çıkartalım. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)