GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:98
Tarih:03.06.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Haziran 1994'te yani bundan tam otuz iki yıl önce Kürt iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay kaçırılarak katledildi. Evet, tam otuz iki yıl önce 90'lı yılların karanlığında "faili meçhul" olarak adlandırılan bu tür cinayetler o denli çok işlendi ki sayıları 17 bine varıyor. Evet, ben bir kez daha Savaş Buldan'ı, Adnan Yıldırım'ı, Hacı Karay'ı saygıyla anıyorum. O yıllarda yitirdiğimiz tüm "faili meçhul" denen yitirdiklerimizi de saygıyla anıyorum. Fakat bu faili meçhul kodu nedir biliyor musunuz? "Failleri açığa çıkarılmasın, bu suçun üstü örtülsün." kodudur. Dolayısıyla aslında bunların failleri çok iyi biliniyor. Dönemin bakanlarından, dönemin bu iş için gözyaşı dökenlerine kadar, bürokratlarına kadar bu suça bulaşmış herkes çok iyi biliniyor fakat bir türlü bu sorumlular hakkında hiçbir soruşturma, bu failler hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Evet, otuz iki yıl geçmiş olabilir ama unutmayacağız ve sorumlularının açığa çıkması, adaletin yerini bulması için de mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük şair Hasan Hüseyin Korkmazgil bir şiirinde "Haziranda ölmek zor." der. O şiirinde Nazım Hikmet'i, Orhan Kemal'i ve Ahmed Arif'i anar. Gerçekten bu 3 büyük şair ve edebiyatçının bu coğrafyaya vermiş oldukları eserler hepimiz için o denli kıymetlidir ki onları her seferinde saygıyla anmaya devam ediyoruz. Evet "Haziranda ölmek zor." Bu 3 şairin bu ülkenin mağdur insanları, yoksulları, emekçileri için hayal ettikleri o dünyayı biz umudumuzda korumak istiyoruz ve koruyoruz da. Hatta Nazım Hikmet o insanlara yönelik bir şiirinde Büyük İnsanlık şiirinde şöyle der: "Büyük insanlığın toprağında gölge yok/Sokağında fener, penceresinde can/Ama umudu var büyük insanlığın, umutsuz yaşanmıyor." Evet, o büyük insanlık için umudumuzu da mücadelemizi de büyütmeye devam ediyoruz. O büyük insanlığın önemli bir parçası olan tabii ki çiftçiler; evet, toprağında gölgesi yok onların, Toprak Mahsulleri Ofisi 2026 hububat alım satış fiyatlarını belirledi. Bu konuda çok konuşuldu, geçen yıla göre artış sadece yüzde 22, evet, sadece yüzde 22. Bu yüzde 22 rakamını nereden bulmuş? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yüzde 22 rakamı Şimşek programının 2026 enflasyon hedefiydi. Dolayısıyla çiftçiye gelince, işçiye gereğince, emekçiye, emekliye gelince Şimşek'in programının rakamı uygulanıyor fakat Şimşek'in programı üç ayda iflas etti biliyorsunuz. Şu anda yıl sonu için hedefler yüzde 40 ama emekçiye, çiftçiye hâlâ o hayali programın hayali rakamıyla fiyat veriliyor. Bu yüzde 22 rakamına karşın motorine bakıyorsunuz, yüzde 42 artmış; gübreye bakıyorsunuz, yüzde 67 artmış; hele hele Mardin'de, Urfa'da elektrik fiyatlarının yüzde 100'e kadar artışı söz konusu. Şimdi, ortada böyle bir vahim tablo var, böyle bir yoksulluk baskısı, şiddeti var. Siz kalkıyorsunuz, bu fiyatı açıklıyorsunuz. Tabii, bu fiyatı açıklamakla da kalmıyorsunuz, başka bir şeye de tevessül ediyorsunuz. Tıpkı TÜİK'in tevessül ettiği gibi sahtekarlığa şimdi de Toprak Mahsulleri Ofisi tevessül ediyor. Diyor ki: " Ben dekar başına işte 900 lira para veriyorum ama bunu tona vurursanız 3.400 lira yapar. Aslında ben çiftçiyi ton başında 3.400 lirayla destekliyorum." Külliyen yalan. Neden yalan biliyor musunuz? Dekar başı hesabını kalkmış, verimliliği en iyi olan ortalama fiyatlarla belirlemiş. Sanki Türkiye'nin her yerinde çiftçiler aynı verimlilikle çalışıyormuş gibi. Ya, böyle bir motorin fiyatıyla, böyle bir gübre fiyatıyla, böyle bir ilaçlama fiyatıyla hangi verimliliğe bu çiftçi kavuşacak da o 3.400 lira desteği alabilecek? Tabii ki yalan olduğu daha en başından belli ama niyet bu değil. Niyet sadece ve sadece "Bütçe açığını, cari açığı nasıl kapatırım?" diyen zihniyetin çiftçiye, işçiye, emekçiye yüklenmesinden başka bir şey değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yani kaynakları sermaye söz konusu olduğunda olabildiğince muslukları açanlar, vergi harcaması yapanlar, vergi affı getirenler hatta ve hatta yakın zamanda biliyorsunuz bir barış getirdiler. Dolayısıyla "Nereden bulursanız bulun, varlık barışından yararlanın." dediler dolayısıyla sermaye için bu ülkeyi cennete çevirenler şimdi çiftçi için, emekçi için bu cehennemi dayatmaya devam ediyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis Başkanımız Finlandiya Parlamentosunda bir konuşma yaptı. Kendilerini dikkatle dinledim ve Türkiye'nin Avrupa için bir zenginlik olduğunu dile getirdi. Bu zenginliğin nedenlerini sıraladı, Avrupa Birliği ile Türkiye'nin ayrılmaz birer parça olduğunu söyledi, Osmanlı'dan bugüne Avrupa'nın bir parçası olduğumuzu söyledi. Çok güzel, bütün bu konuşmaları, çok dikkatli bir şekilde dinledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Fakat ortada bir mesele var: Avrupa dediğiniz, Avrupa Birliği dediğiniz şeyin bir müktesebatı var, bir hukuku var. Bu hukukun dayandığı çok önemli sözleşmeler var. Bu sözleşmelerden biri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve o sözleşmeye bağlı olarak kurulmuş bir mahkeme var; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve bizim Anayasa'mız bu mahkemenin kararlarını tamamıyla tanıyor. Anayasa 90'a baktığınızda bu çok net, bariz bir şekilde ortada duruyor ve Meclis tabii ki Anayasa'ya uyacak, Anayasa'ya uygun yasaları çıkartacak, Anayasa ihlalleri söz konusu olduğunda da müdahale edecek. Ben şimdi bu konuşmayı duyduğumda umutlandım. Umuyorum, Sayın Başkan Türkiye'ye döndüğünde bu Avrupa havasıyla beraber Meclisin havasını da değiştirir ve biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymayan bir ülke değil, o kararlara uyan bir ülke olarak artık Selahattin Demirtaş'ın, Figen Yüksekdağ'ın, Leyla Güven'in özgürlüğüne kavuştuğu bir ülkenin havasını solumaya başlarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakika.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Artık Anayasa 90'ın ihlali nedeniyle Can Atalay'ın cezaevinde değil, burada, Meclis sıralarında görev aldığı bir havayı soluruz ve böyle biz gerçekten hukuk anlamında da bu zenginliğe vâkıf oluruz.

Tabii, artık bu ülkenin kayyumlardan kurtulduğuna da umarım tanıklık ederiz. Bugün Hakkâri kayyumunun ikinci yıl dönümü, Mehmet Sıddık Akış arkadaşımız, Belediye Eş Başkanımız hâlâ cezaevinde, Türkiye'de 13 tane kayyum hâlâ görev başında. Türkiye umarım o Finlandiya havasıyla bu kayyum rezaletinden de kurtulur.

Teşekkür ederim.