| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 98 |
| Tarih: | 03.06.2026 |
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Dün Adana, Mersin ve Hatay'da ağırlıklı olarak yaşayan Arap Alevi vatandaşlarımızın, hemşehrilerimizin Gadîr-i Hum Bayramı'ydı. Ben bu bayramı kutlayan bütün vatandaşlarımızın Gadîr-i Hum Bayramı'nı tebrik ediyorum. Şunu da hatırlatmak istiyorum ki Gadîr-i Hum vakası dediğimiz vaka Hazreti Ali'nin beytülmale sahip çıkma kaygısıyla yapmış olduğu bir müdahaleden doğan tartışmada Peygamber Efendimiz'in Hazreti Ali'yi teyit etmesi ve onunla arasındaki bağı vurgulamasının bir anmasıdır, bir yıl dönümüdür. Ben hem Hazreti Ali'nin beytülmale vermiş olduğu önem hem de Hazreti Ali'ye atfedilen "Devletin dini adalettir." sözlerini hatırlatarak Gadîr-i Hum Bayramı'nın sadece Arap Alevi vatandaşlarımız için değil hepimiz için bu ibret verici, hatırlatıcı yönlerine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Sayın Başkanım, haziran ayının ilk haftası Türkiye'nin edebi hafızasında başka bir yere sahiptir. Bugünlerde farklı dünya görüşlerine sahip olan ama bu toprağın derdiyle dertlenmiş ve bu toprağın çilesini çekmiş dört önemli şairimizin, edebiyatçımızın vefat yıl dönümlerini aynı zaman aralığı içerisinde idrak ediyoruz, hatırlıyoruz. Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Cahit Zarifoğlu ve Abdurrahim Karakoç; bu dört büyük şairi rahmetle anıyoruz.
Siyaset kurumu, uzun yıllar boyunca bu ülkenin değerlerini birbirine karşıt mahallelere hapsetme hatasına, bölerek ve ötekileştirerek siyaset gütme hatasına düştü. Oysa bu dört büyük şairimizin her birinin hayatına, mücadelesine, dizelerine ön yargısız bir şekilde baktığımızda Türkiye'nin ortak vicdan ve hakikat arayışının birer yansımasını görürüz. Nazım Hikmet memlekete dair umudunu "Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" yaşama idealiyle tarif etmişti. Ahmet Arif ise bu topraklara, Anadolu'ya, halkına olan bağlılığını "Yurdum benim, şah damarım." diyerek en yalın hâliyle ifade etmişti. Cahit Zarifoğlu, belki de en çok bizim gibi siyasetçiler için, içinde bulunduğumuz bu büyük kavga için, bu kavgadan yorulan insan için "Burası dünya, ne de çok kıymetlendirdik." diyerek derin bir vicdan muhasebesini bize hatırlatmıştı. Abdurrahim Karakoç ise âdeta bugünlere de seslenerek her türlü çıkar kavgasına karşısına adaleti koymuş "Bırakın dönsün dönme dolaplar; haktan, hakikatten yana bakın siz." demiştir. Bu dört ses birbirini reddeden değil, aksine, insanımızı tamamlayan seslerdir. Siyaset de tam olarak böyle bir kuşatıcılığı gerektirir; Diyarbakır'ın, Kahramanmaraş'ın, bozkırın ve sürgün yollarının kederini birbiriyle yarıştırmak yerine anlamak, bağdaştırmak ve ortaklaştırmak zorundayız. Bu düşüncelerle fikirleri, itirazları, eserleri ve bize bıraktıkları birer direniş ve timsal eseri olan hayatlarıyla bu ülkenin, bu toprakların ruhunda büyük bir inşa faaliyetinin parçası olan her 4 şairimizi saygıyla, rahmetle anıyorum.
Sayın Başkanım, gündem yoğun, on günlük bayram tatilinden de gelen bir yük var ama Peygamber Efendimizin "İşçinin alın teri kurumadan emeğinin hakkını veriniz." tavsiyesi, emri, talimatı uzunca bir süredir ekonomik sebeplerle birçok yerde ihmal ediliyor ama öyle bir örnek var ki bu ihmalin bir ekonomik dengesizlik değil, işverenin lakayıtlığı, hatta kendinde menkul gördüğü bir güç nedeniyle hukuk, adalet ve kanun tanımaz tavrının yanında son olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ...Hükûmetin bakanlarının açık kefaletini bile yok sayan bir tutum içerisinde gördüğümüz Doruk Holding maden işçilerinin mücadelesini buradan selamlıyoruz. İşverene söyleyecek bir söz kalmadı. Zaten işveren işini hakkıyla yapmış olsa bu işçilerimiz geçen ay gelip burada bu mücadeleyi yapmak zorunda kalmazdılar.
Bu arada şunu da vurgulamak lazım: Buraya gelen işçilerimiz 110-120 kişi ama toplam işçi sayısı bin olan Doruk Holding işçilerinin farklı noktalarda aynı mağduriyeti yaşadığını biliyoruz. Geçen ay bu ülkenin bakanları bir mutabakata imza koydular, hatta kefalet koydular.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Şimdi Sayın Bakanlara çağrımız var: Lütfen bu mutabakatın ve bu kefaletin gereğinin behemehâl yerine getirilmesi için inisiyatif alınız, gereğini yapınız ve işçilerin bu mağduriyetine son veriniz.
Sayın Başkanım, hasat mevsimine girdik, peş peşe fiyatlar açıklanıyor. Eskiden Sayın Cumhurbaşkanı bu fiyatları açıklamayı çok severdi, sonra biraz beklentiler karşılanamayınca Bakanlar açıklamaya başladı, şimdi kurumlardan yapılan yazılı açıklamaları görüyoruz, önce Çaykurun, sonra Toprak Mahsulleri Ofisinin burada fiyat açıklamasını. Çaykur üreticisi de durumdan memnun değil ve açık olarak zarar ediyor ama en taze örnek olan buğday, arpa fiyatları üzerinden sadece şu basit sıralamayı iktidar partisi milletvekillerinin vicdanına sorarak hatırlatmak istiyorum: TÜİK'in yıllık enflasyonu yüzde 32. TÜİK Başkanı değişti, bunu da yine değerlendiririz inşallah.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakika...
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - TÜİK'in belirlediği yıllık enflasyon yüzde 32. Mazot fiyatlarındaki artış yüzde 50'nin üstünde, gübre fiyatlarındaki artış yüzde 45'ten aşağı değil, zirai ilaçlarda yüzde 50 civarında geziniyor. Sadece dört verinin ortalamasını alsak yüzde 40'ın üzerinde bir maliyet artışı söz konusu iken buğday için yüzde 22 oranında, arpa için ise yüzde 15,9 oranında fiyat belirlenmiştir ve üstelik TMO yanlış alım politikalarıyla fiyat belirlemiş olmasına rağmen çiftçiyi de piyasanın insafına terk etmiştir, bunun birçok örneği geçen yıl yaşanmıştır ve aynı örneklerin bu yıl da yaşanacağı endişesi vardır. Hiç olmazsa Maliye Bakanlığının vergi ve harç güncelleme oranı kadar, hiç olmazsa TÜİK'in enflasyonu kadar buğday ve arpa rakamlarını güncelleyiniz ve piyasa yapıcı bir şekilde satın almalarınızı gerçekleştiriniz diyoruz.
Teşekkür ediyorum.