| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 97 |
| Tarih: | 02.06.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletvekilleri olarak, milletin gündemiyle ilgilenmek, milletin beklenti içerisinde olduğu konuların yasama yönüyle ilgili kanun tekliflerini buraya bir an önce getirip müzakere edip kanunlaştırmak gibi bir mecburiyetimiz var.
Cezada adalet, infazda eşitlik de uzun zamandır bu ülkede infaz yasasıyla ilgili yapılmış olan yanlış işler sebebiyle çok ciddi bir mağdur kesimin oluştuğu bir alan. Cezada adalet sadece mahkeme kararının verilmesiyle tamamlanan bir ilke değildir, adalet duygusunun gerçek karşılığı verilen cezanın hangi şartlarda, ne kadar süreyle, hangi ölçülere göre ve kimler bakımından nasıl infaz edildiğiyle de ortaya çıkan bir durumdur.
Bugün Türkiye'de maalesef, infaz mevzuatı uzun yıllardır yapılan parçalı düzenlemeler nedeniyle sade, anlaşılır ve öngörülebilir olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Suç tipine, mahkûmiyet tarihine, infazın başladığı zamana, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarına, koşullu salıverilme oranlarına, denetimli serbestlik hükümlerine ve idare gözlem kurulu kararlarına göre aynı suç için aynı cezaya tabi olan kişilerin maalesef birbirinden çok farklı sonuçlarla karşılaştığı bir ceza infaz sistemine sahibiz. Aynı süreli hapis cezasına mahkûm edilen iki kişinin ceza infaz kurumunda geçirdiği süre büyük ölçüde farklılaşmakta ve değişebilmektedir. Dolayısıyla bu tablo bize şunu gösteriyor: İnfaz meselesi artık bir teknik kanun değişikliği olmaktan çıkmış, toplumsal bir adalet duygusuna dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletvekilleri olarak da biz buna sessiz ve sağır kalamayız.
Mevcut infaz rejiminin yarattığı bir kısım eşitsizlik alanları var. Az evvel ifade ettiğim gibi suç tiplerine göre, hükmün kesinleştiği tarihe göre ya da koşullu salıverme hükümlerine göre birbirinden çok farklı uygulamalar yapılıyor. Bırakın sade vatandaşları, bizzat hukuku uygulayan hâkim ve savcıların bile içinden çıkamadığı karmaşık bir infaz sistemiyle karşı karşıyayız. Sonuç itibarıyla bu neye yol açıyor? Toplumun adalet duygusu o kadar zedeleniyor ki bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yüzde 71,6'sı adalete maalesef -daha doğrusu yargıya- güvenmiyor. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak bizim ortak sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla bu yüzde 71,6'yı görmemezlikten gelen bir tutum içerisinde olamayız.
Yine, dediğim gibi, sorunlu alanlardan bir tanesi koşullu salıverilme ve denetimli serbestlikle ilgili uygulamadaki farklı olaylar. Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesindeki IBAN dosyası ve buradaki suç ile ceza arasındaki orantı sorunları yine bunlardan bir tanesi. Ve yine, Covid düzenlemesi, ekonomik kriz, deprem sonrası özellikle çeklerini ödeyemeyen esnaflarımızın karşı karşıya kaldıkları çek kanunundaki mağduriyetler ve ekonomik suçlardaki hapis konusu yine toplumun gündeminde olan çok önemli hususlardan bir tanesi. Bir diğeri, cezaevinde kalan hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumu toplumda bir sorunlu alan olarak yine önümüze çıkıyor.
Bir diğer konu, idare ve gözlem kurullarının iyi hâlle ilgili vermiş oldukları kararlar maalesef hukuki güvenlik ilkesini ortadan kaldırmakta, kişilere göre çok farklı uygulamaların da göz önüne alındığı tamamen subjektif kararların olduğu bir süreçle karşı karşıyayız. Aynı zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulmuş olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda raporun infaz mevzuatıyla ilgili kısmında da bütün grubu bulunan partilerin 5 tanesi ve Komisyonda bulunan partilerin hepsi yeni bir infaz yasasıyla ilgili bir düzenleme ihtiyacını ortaya koymuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin infaz yasasını bir an önce ele alması gerektiği hususunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Zira bugün ceza infaz kurumlarımızın 320 bin civarındaki kapasitesine rağmen hâlihazırda 400 bini aşkın kişinin hükümlü ya da tutuklu olarak cezaevinde olduğu bir infaz sistemiyle karşı karşıyayız.
Sonuç olarak şunu söylemeye çalışıyorum: 1 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisi yasal olarak eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi aksine bir karar almazsa artık bu yasama döneminde 1 Ekime kadar Genel Kurul kapanıyor. Peki 1 Temmuz muhtemelen 20 Temmuz veya Ağustosun 1'ine kadar uzayacak bir Meclis takvimiyle karşı karşıyayız. Biz neyi bekliyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri olarak? İnfaz yasası... Toplumda her gün bizleri, sizleri arayan binlerce insan var, cevap veremiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, buyurun.
BÜLENT KAYA (Devamla) - On ikinci yargı paketi geliyor, cevap veremiyoruz. Emeklilerimizin maaşlarıyla ilgili hususlar gündeme geliyor, cevap veremiyoruz. Neyi bekliyoruz? Biz bürokratların hazırladığı yasaların altına imza atıp burada bürokrasinin ihtiyaçlarını kanunlaştırmak için mi Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak bulunuyoruz? Bizim tek bulunma sebebimiz var, milletin gündemi. Milletin önemsediği konuları sadece bu kürsüde gündeme getirmek değil... Millet seçimde elbette muhalefete kendi sorunlarını gündemleştirmeyle, kamuoyu baskısı oluşturmayla ilgili bir görev verdi. Bu görevi de biz yapıyoruz ve burada gündeme getiriyoruz. Peki sizlere ne görev verdi? "Sorunlarımızı çözün." görevi verdi. O hâlde gelin, madem siz de şikâyet ediyorsunuz, infaz yasasını hep beraber ele alalım. Binlerce insanın sorunu olan infaz yasasını her gün "Acaba bugün mü, yarın mı?" "Kanun gelecek mi?" "Tatilden önce mi olacak, olmayacak mı?" gibi hususlardaki belirsizlikleri gidermek Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)