| Konu: | Geçmiş Kurban Bayramı’na, Yavuz Kubilay’a, yargının siyasete müdahalesine, barış ve demokrasi mücadelesine, Muhsin Melik’e, Mehmet Ayyıldız’a ve Hamit Geylani’ye, yeniden haklarını aramak için Ankara’ya gelmek isteyen bir maden şirketinin işçilerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 97 |
| Tarih: | 02.06.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de halklarımızın geçmiş Kurban Bayramı'nı kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Tabii bu Kurban Bayramı diğer bayramlara hiç benzemiyordu, belki de insanlarımızın en çok yabancılaştığı bayramlardan biriydi çünkü öyle bir yoksulluk girdabı içinde, öyle bir baskı içinde, öyle bir huzursuzluk içinde bir bayram kutlanmaya çalışıldı ki âdeta "Bayram gelmiş neyimize?" hâli söz konusuydu. Evet, insanlar umutsuz, insanlar huzursuz; insanlara sürekli beklenti yaratılıyor, umut yaratılıyor ama gereği yapılmıyor. Bayram öncesi yasalaşması beklenen birçok yasa teklifi hayata geçmediği için; ne İnfaz Kanunu'ndaki düzenlemeler ne çözüm sürecine dair düzenlemeler olmadığı için âdeta bayram cezaevlerinde de büyük bir umutsuzluk, büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Cezaevi demişken, şu anda Sincan Cezaevinde bulunan yoldaşım, arkadaşım, Günay Kubilay babasını yitirdi. Kendisine başsağlığı diliyorum. Yavuz Kubilay'ın da devri daim olsun diyorum. Evet, bir kumpas davası sonucu, Kobani kumpas davası sonucu cezaevinde arkadaşlarımız; Selahattin Demirtaş gibi, Figen Yüksekdağ gibi birçok arkadaşımız cezaevinde, yıllardır cezaevinde. Neden? İşte bu davalar yüzünden. Bu davaların arkasında yatan nedir? Yargının siyasete müdahalesidir. Yargı siyasete müdahale ettiği sürece bu ülkenin demokratikleşmesi, bu ülkenin bir hukuk devleti olması mümkün değil. Peki, yargı nasıl siyasete müdahale ediyor? Çünkü iktidar, yargı marifetiyle siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. Dolayısıyla da dönüp baktığımızda, aslında bunun cumhuriyet geleneğinde olan bir yaklaşım olduğunu da çok iyi biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Şark Islahat Planı'ndan biliyoruz. 1920'lerdeki Şark Islahat Planı kafası neyse, bugünkü plan da aynıdır. Şark Islahat Planı genişledi, kürdistanı aştı, artık bir Türkiye ıslahat planına dönüşmüş durumda. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Yargı planıyla, yargı marifetiyle yapılmaya çalışılan budur.
Son on yılda âdeta bunu çok daha belirgin yaşadık. Nerede mi başladı? Bu Mecliste başladı, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla başladı. O gün "Kalksın, ne olacaksa görelim." diyenler işte o kapıyı açtılar. Son on yılda parti kapatma davalarından siyasi tutsaklıklara, kumpas davalarından işte bugün Cumhuriyet Halk Partisinin yaşadığı mutlak butlan davasına kadar biz siyasetin yargı marifetiyle dizayn edilmesine tanıklık ediyoruz. Siyaset buna karşı çıkmalı. Karşı çıkması gereken yer işte tam da burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplumun beklediği demokratikleşmeye yönelik, barışın kalıcılaşmasına yönelik ve siyasi partilerin haklarına yönelik yasaları bir an önce hayata geçirmelidir. Çünkü siyasi partilere bu tür kısıtları uyguladığınız sürece bir ülkenin demokratikleşmesini sağlamak mümkün değildir.
Evet, Türkiye demokratikleşemiyor. Bırakın demokratikleşmeyi her geçen gün çok daha büyük baskılar altında. Bakın, insan hakları savunucusu, bu konuya hayatını adamış, bir dönem önce İnsan Hakları Derneği Eş Başkanı da olan Eren Keskin, 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü aldı. Kendisini kutluyorum ama ödülünü almaya gidemedi. Dünyanın her yerinde insan hakları savunucuları bir ülkenin onurudur, bizim ülkemizde insan hakları savunucuları seyahat hakkından bile yoksundur, birçoğu cezaevindedir, birçoğu böyle bir utanca tanıklık etmektedir. Bu ülke bu ayıplardan bir an önce kurtulmak zorunda. Oysa biz bunları beklerken ülke her geçen gün çok daha büyük bir baskı rejimine doğru sürüklenmekte.
Biliyorsunuz pazar günü Gezi'nin yıl dönümüydü. Gezi'nin yıl dönümünü anmak için Beyoğlu'ndaydık, ben de oradaydım fakat Beyoğlu'nu görseniz hayretler içinde kalırdınız. Bu kadarını burada hiç kimse tahmin edemez. Beyoğlu Kaymakamı bütün Beyoğlu sokaklarını âdeta kapatmış polis marifetiyle, bir sokaktan diğerine kimse geçemiyor. Biz orada bir anma gerçekleştireceğiz çünkü Gezi'de, biliyorsunuz, birçok canımızı yitirdik, Berkin'i, Ali İsmail'i, Ethem'i, Abdullah'ı, Mehmet'i, Medeni'yi, Ahmet'i, Hasan Ferit'i; onları bir kez daha buradan saygıyla anıyorum. Gezi zamanında inanılmaz bir polis şiddeti vardı, o şiddet sonucu bu canlarımızı yitirdik. Onları anmak için insanlar orada, o direnişi bir kez daha hayata geçirmek için orada ama inanılmaz bir polis ablukası, bir şiddet kol geziyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Temelli.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi bu, kabul edilebilir bir şey değil. Artık bu Taksim fobisinden kurtulun, bunu saplantı hâline getirmeyin; açın meydanları, boşaltın cezaevlerini. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey özgürlüktür. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey barıştır, toplumsal barıştır. Siyaseti tutsak ederek, meydanları, alanları kapatarak bu ülkeye iyilik yapmıyorsunuz, bu ülkeyi âdeta bir cehenneme çevirmeye devam ediyorsunuz. İşte, bu yüzden de diyoruz ki barış ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılmaz bir mücadele birlikteliğidir. Dolayısıyla bu mücadele ve sürdürmeye çalıştığımız bu müzakere sağlam bir zemine oturmalıdır, bir hukuk devleti anlayışına muhakkak kavuşarak yol almalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 90'ların karanlığında yitirdiğimiz 2 arkadaşımızı anmak istiyorum: HADEP Parti Meclisi Üyesi Muhsin Melik'i ve Mehmet Ayyıldız'ı. 90'ların karanlığında o kadar çok faili meçhul cinayet işlendi ki bu 2 arkadaşımızı da o yıllarda yitirdik. Bir kez daha onları saygıyla anıyorum. Tabii, 90'lar deyince, 17 bin faili meçhulün yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz, bir tarih aralığından bahsediyoruz fakat hâlâ bu olayların aydınlatılamadığı ve gerçek bir adaletin sağlanamadığı bir ülkede yaşadığımızı da hatırlatmak istiyorum.
Yine, geçen yıl yitirdiğimiz Hamit Geylani'yi anmak istiyorum. Hamit Geylani HEP'ten bugüne kadar, geçen yıl hayatını yitirene kadar bu mücadelenin hep içinde oldu, hep yol gösterici oldu ve Kürt halkının haklı taleplerini dile getirdi, Türkiye'de barış konusunda, barışın inşası konusunda çok büyük emekleri oldu; onu da saygıyla anmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakika.
Tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, son olarak da Doruk maden işçilerine değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, geldiler geçen ay, nisan ayında bir mücadele sergilediler. Kendileri haklarına kavuşmak için bu mücadeleyi verirken 3 bakan kendilerine söz verdi, onlar da döndüler ve o günden bugüne kadar bu meselenin hallolmadığını görüyoruz. Şimdi, yeniden haklarını aramak için Ankara'ya gelmek istiyorlar. Onlara da seyahat özgürlüğü yasak, araçlarına el konuluyor ve madencilerin kente gelmesi, Ankara'ya gelmesi yasaklanıyor. Böyle bir ülke olabilir mi? İnsanlar kendi ülkesinde seyahat edemiyor, hakkını arayamıyor çünkü iktidarınız döneminde şöyle bir başarıya imza attınız: Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun açıkladığı 2026 Küresel Haklar Endeksi'nde dünyanın en kötü 10 ülkesinden 1'i hâline getirdiniz bu ülkeyi. Bütün...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)