| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 20.05.2026 |
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Maliye Bakanlığı son zamanlarda gerçekten de çok çalışıyor; IBAN inceliyor, hesapları didik didik ediyor. Herkesin kazancı mercek altında. Tabii ki birçok yer var ancak bazıları bunun dışında tutuluyor. İşte onlardan biri de İstanbul Finans Merkezindeki şirketler. Onlara gelince bu titizlik bir anda ortadan kalkıyor çünkü bu maddeyle açıkça şunu söylüyorsunuz: "Siz vergi ödemeyeceksiniz çünkü sizin yerinize ödeyecek milyonlar var." Bugün sahada bazı günler siftah bile yapamayan esnafın pos cihazı tek tek inceleniyor, IBAN üzerinden gelen 3-5 bin liranın hesabı soruluyor. İnsanların kazandığı üç kuruş bile mercek altında ama milyarlık işlemler söz konusu olduğunda aynı mekanizma ortadan kalkıveriyor. Açlık sınırının altında yaşamaya çalışan emekli ödeyecek, yoksulluk sınırının çok gerisinde bırakılmış asgari ücretli ödeyecek, maaşı enflasyon karşısında eriyen kamu emekçisi ödeyecek, borçla dönen küçük esnaf ödeyecek, hayatta kalmak için tüketmek zorunda olan, gün geçtikçe daha fazla sefalet yaşayan herkes ödeyecek ama sıra büyük finans kuruluşlarına gelince iktidar görmez, dokunmaz, talep etmez bir iyilik timsali oluverir.
Uluslararası şirketler önünü görsün diye 2047'ye kadar vergi indirimi yapılıyor. İstanbul Finans Merkezindeki sermaye için çeyrek asırlık güvence kalesi kuruluyor. Gelecek yirmi yılın vergi politikasını bugünden kilitliyorsunuz, henüz oluşmamış bütçelerin gelirini siliyorsunuz. Peki, aynı AKP işçiye kaç ay sonrasını gösteriyor, ona bakalım. Hemen size aktaralım: Asgari ücretli ayın ortasını göremiyor, emekli pazarda akşamı göremiyor, genç mezun ülkesinde geleceğini göremiyor, kiracı gelecek ay kapısına dayanacak zammı göremiyor. Çiftçi mazotu, gübreyi, suyu, bunları hesaplayamıyor; esnaf kepengi yarın açıp açmayacağını bilemiyor. Yani halk için günlük kriz ancak sermaye için yirmi yıllık garanti.
Bakın, bu sistem şunu çok iyi biliyor: Çalışan, emekli, asgari ücretli vergiyi kaçıramaz, vergi daha maaşına yatmadan kesiliyor çünkü sonra "Kaynak yok." deniyor. Emekliye yok, işçiye yok, deprem bölgesine yok ama tam da aynı anda milyarlarca lira garantili projelere aktarılmaya devam eder. Yani para var ama herkes için değil. Devletin kasasından yıllarca köprüye, yola, havalimanına geçsen de geçmesen de milyarlar ödeniyor. Büyük sermayeye gelince de "Bu geliri almamayı tercih ediyorum." diyen akıl emekliye, işçiye gelince de "Bütçe dar." diyerek boğazını sıka sıka da olsa o halktan almaya devam ediyor. O zaman, işte, mesele kaynak değil, kaynaktan kimin yararlanacağıdır. İstanbul Finans Merkezi için yıllardır "Küresel merkez olacağız." deniyor ama bu yapı beklenen ilgiyi görmedi çünkü finans merkezi vergi indirimiyle kurulmaz, hukuk gerekir, demokrasi gerekir, insan haklarının güvence altına alınması gerekir, öngörülebilirlik gerekir. Tabii ki bunların hiçbiri yok. "Yatırımcı" dediğiniz şey sadece vergiye bakar mı Allah aşkına? Kuralların kime göre işleyip işlemediğine bakar, kuralların bir gecede değişip değişmeyeceğine bakar, hukukun herkese eşit şekilde uygulanıp uygulanmadığına bakar. Peki, biz soralım: Bu ülke neden yıllarca gri listede kaldı? Neden finansal şeffaflık konusunda uluslararası denetim altına alındı? Konu sadece teknik miydi, yoksa denetimsizlik mi, keyfilik mi? Siz bunları sağlayamadığınız için yatırım gelmiyor. Şimdi, eksik olanı düzeltmek yerine vergiyi sıfırlıyorsunuz. Bu, düpedüz çaresizliğin kurumsallaşmasıdır. Daha da tehlikelisi şu: Şeffaflık sorunu çözülmeden, denetim güçlendirilmeden, kaynağı yeterince sorgulanmayan sermayeye alan açıyorsunuz, üzerine bir de vergi muafiyeti veriyorsunuz, sonra buna "yatırım" diyorsunuz. Tercihinizi şeffaf ve denetlenebilir bir finans düzeni kurmaktan yana kullanmıyorsunuz ve bunu açık açık yapıyorsunuz çünkü siz seversiniz kaynağı sorgulanmayan sermayeye alan açmayı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Bu yaklaşım yatırım çekmez, bu yaklaşım kayıt dışı ekonomiyi büyütür, kara para riskini artırır ama eğer siz "Biz, onu da tıpkı bu kanun teklifinde olduğu gibi başka kanun teklifleriyle aklamanın yolunu buluruz, aklamaya çalışırız." derseniz o ayrı mesele. "Ülkenin itibarı" diyorsunuz ama o itibarı en çok zedeleyen de bu uygulamalarla yine sizsiniz. Bu yaman çelişkinizi daha nasıl ifade edebiliriz bilemiyorum, bu düzenin kazananı bellidir; iktidar, sermaye ve onun şürekâsı, kaybeden ise her gün bedelini ödeyen milyonlar. Bu düzen böyle gitmez, bu düzen ancak barışın ve demokratik toplumun anlayışını güçlendirmekle aşılır. Bu yüzden de bu ülkenin ihtiyacı bir varlık barışı değil, toplumsal barıştır diyorum, Genel Kurulu selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)