| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 20.05.2026 |
MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 8'inci madde aslında Türkiye'nin nasıl bir ekonomi anlayışıyla yönetildiğini, üreticiye, ihracatçıya, KOBİ'ye, esnafa ve yatırımcıya nasıl bakıldığını gösteren önemli bir düzenlemedir.
Teklifin ilk hâlinde, imal ettikleri malları doğrudan ihraç eden imalatçı kurumların ihracattan elde ettikleri kazançlarına yüzde 9, ihracat yapan kurumların ihracat kazançlarına ise yüzde 14 kurumlar vergisi uygulanması öngörülmekteydi. Ancak Komisyonda bu yapı değiştirilmiş, sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan kurumlar ile zirai üretim yapan kurumların üretim kazançlarına yüzde 12,5 kurumlar vergisi uygulanması düzenlenmiştir. Ayrıca, bu kazançlar için (7)'nci fıkra kapsamında indirim uygulanmayacağı belirtilmiştir. Elbette üretimin desteklenmesini doğru buluruz. Türkiye'nin ihracatı ithalata bağımlı, borçla dönen, faize teslim olmuş bir ekonomi değil; alın terine, üretime, emeğe, toprağa, sanayiye ve katma değere dayalı güçlü bir ekonomidir. Bu bakımdan, üretim faaliyetlerine yönelik vergi indirimi doğru yönde atılmış bir adımdır ancak bu adım eksiktir ve adalet ölçüsünden de uzaktır çünkü üretim ile ihracat birbirinden koparılamaz. Üreten insanın ürettiğini dış pazarlara ulaştırabilmesi gerekir. İhracat yapan firmalar üretim maliyetiyle değil, kur dalgalanmalarıyla, finansman maliyetleriyle, lojistik giderleriyle ve küresel rekabet baskısıyla da mücadele etmektedir. Bu nedenle, ilk metinde yer alan ihracatçıya yönelik indirimli kurumlar vergisi uygulamasının Komisyonda tamamen çıkarılması isabetli olmamıştır. Üretimi teşvik edip ihracatı sistem dışına itmek ekonomik bütünlüğü zayıflatır.
Burada daha temel bir mesele vardır: Vergi adaleti. Bugün üretim yapan bazı kurumlar yüzde 12,5 oranında faydalanırken, doğrudan bu kapsamda olmayan yerel işletmeler, hizmet sektörü, küçük ve orta ölçekli firmalar yüzde 25 kurumlar vergisiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu fark, artık makul bir teşvik farkı olmaktan çıkmış, rekabet eşitsizliği doğuran bir uçuruma dönüşmüştür. Bizim anlayışımıza göre, ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi ahlaktır, emanettir, kul hakkıdır. Vergi sistemi de sadece devletin gelir toplama mekanizması değil adaletin, hakkaniyetin ve sosyal dengenin aracıdır. Eğer vergi sistemi güçlüyü daha güçlü, zayıfı daha zayıf hâle getiriyorsa, eğer küçük işletmeci, esnaf, KOBİ ve yerel sermaye yüksek vergi baskısı altında eziliyorsa orada adil düzenden söz edilemez.
Kıymetli arkadaşlar, bugün işletmelerimizin üzerindeki vergi baskısının temel sebebi vatandaş değildir, üretici değildir, ihracatçı değildir. Bunun müsebbibi, yıllardır uygulanan israfçı, plansız borçlanmaya dayalı ve faiz yükünü büyüten iktidar politikalarıdır. Kamu kaynakları akılcı yönetilmediği için, bütçe açıklarının faturası millete, esnafa, işletmeciye ve yatırımcıya çıkarılmaktadır. Yanlış ekonomi politikalarının bedeli vergi artışlarıyla üreticinin sırtına yüklenmektedir. Oysa yapılması gereken bellidir, genel kurumlar vergisi oranı küresel ticaret ligine uygun olacak şekilde yüzde 10 bandına çekilmelidir. Böylece hem üretici desteklenir hem ihracatçının rekabet gücü korunur hem de teşvikten yararlanamayan işletmeler cezalandırılmış olmaz. Nitekim, metinlerde genel oranı yüzde 25 seviyesinde kalmasının, yüzde 12,5'luk teşvikli oran karşısında cezalandırıcı bir nitelik kazandığı açıkça ifade edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bizim teklifimiz açıktır: üretenin önü açılsın, ihracatçı desteklensin, KOBİ ezilmesin esnaf nefes alsın, yatırımcı geleceğini görebilsin; vergi politikası istişareyle, öngörülebilirlikle ve akılcı yönetim anlayışıyla oluşturulmalıdır. Kanunlar komisyonlarda son dakika değişiklikleriyle değil, sektörün meslek örgütleri, üreticilerin ve ihracatçının görüşleri alınarak yapılması gerekir. Sonuç olarak, bu madde üretimi desteklemesi bakımından olumlu ancak ihracatı dışlaması, vergi adaletini yeterince gözetmemesi ve genel vergi baskısını azaltmaması bakımından eksiktir. Ekonomi ranta değil üretimle, israfla değil bereketle, baskıyla değil adaletle yönetilmelidir. Türkiye'nin ihtiyacı daha çok vergi değil; daha ahlaklı, daha adil, daha üretken ve daha akılcı bir ekonomik düzendir. İlk adım olarak işte bu önergemizi desteklemenizi bekliyoruz.
Son olarak, bu teklifin 13'üncü maddesiyle, İstanbul Finans Merkezinde faaliyette bulunan kuruluşlara 2047'ye kadar yüzde 100 vergi indirimi...
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET KARAMAN (Devamla) - ... uygulamayı kanunlaştırırken sel bölgesi olan Samsun Havza ilçesinde vergisini muntazaman ödeyen esnaflarımızın vergilerini sadece üç ay ertelemeyi kararlaştırıyorsunuz.
Sel mağduru havza esnafının 2026 yılı vergilerinin tahsil edilmemesini, silinmesini teklif ediyorum. Bu teklifimin de Bütçe Komisyonu üyesi Samsun Milletvekilimiz Ersan Aksu tarafından da takip edileceğine yürekten inanıyorum.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)