| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 95 |
| Tarih: | 14.05.2026 |
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İsmi "varlık barışı" diyerek verilen bu teklifin kendisi büyük sermaye sahiplerini gözeten bir yasa olduğu gibi yoksulun yaşam savaşını daha fazla derinleştirme, kayıt dışı servetlere af ve koruma sunmaktadır. Oysa, bu ülkede varlığı korunamayanlar, holdingler değil halkların yaşamının kendisidir.
Bakın, seçim bölgem Dersim başta olmak üzere pek çok ilde esnaf artık bankalara olan vergi borçlarından, kredi borçlarından dolayı yürütemez durumdalar. Esnaf giderek küçülüyor, giderek dükkânlarını kapatıyor. Yine, çiftçiler ve hayvancılıkla geçinen yurttaşlarımız ağır ekonomik koşullar altında yaşam mücadelesi vermektedir. Bir taraftan milyonlarca doları hiçbir denetime tabi tutulmadan ülkeye sokanlara kolaylık sağlanırken esnaflara tekel şirketler karşısında esnaflığı savunmasız bırakmakta, vergi dilimleri adaletsizce uygulanmakta, diğer taraftan da hayvancılık ve tarımla geçinmeye çalışan üretici yem fiyatları, mazot girdileri, veteriner masrafları ve yüksek nakliye ücretlerini bile karşılamakta zorlanmaktadır. Bugün üretici ürününü değerinde satamamaktadır. Örneğin, tulum peyniri üreten köylü emeğinin karşılığını alamazken aracılar büyük kârlar elde etmektedir. Kooperatifleşme desteklenmediği için üretici piyasada tek başına bırakılmaktadır. "Varlık Barışı" adı altında büyük sermayeye sağlanan kolaylıkların binde 1'i esnafa, köylüye, çiftçiye ve üretici kooperatiflerine sağlansa bugün kırsal alanlarda bu kadar hızlı boşalma gerçekleşmezdi. Acele kamulaştırma kararlarından, maden yasalarıyla birlikte insanların topraklarına el koyulmasından tutalım köylerden göç etmek zorunda bırakılan genç nüfusa kadar özellikle tarım ve hayvancılık artık sürdürülmez hâle getirilmiştir. İşte, bir yandan servet sahiplerine vergi muafiyetleri ve aflar çıkarılırken diğer yandan borcunu ödeyemeyen esnaf iş yerini kapatmakta, çiftçinin traktörüne haciz gelmekte, tefecilerin insafına terk edilmektedir. Bizler diyoruz ki: Köylünün üretimde kaldığı, hayvancılığın desteklendiği, kooperatifçiliğin güçlendirildiği, esnafın, üreticinin, kadınların, işçilerin, emeklilerin emeğinin karşılığını alabildiği, doğanın yani asıl yaşam varlıklarımızın korunabildiği insan onuruna yaraşır bir düzen kurulmalıdır.
Değerli vekiller, bakın, bırakın servetini korumayı yaşamını sürdürecek güvenceden mahrum milyonlarca kadın var. Kadınlar bırakın varlık mücadelesini vermeyi, varlıkla ilgili varlık barışında yer edinmeyi var olma mücadelesini bu ülkede vermektedir. Kadınların büyük bir bölümü ya kayıt dışı, güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışmakta ya da görünmeyen ev içi emekle yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Kent yaşamında olduğu gibi kırsalda yaşayan kadınlar da hem üretimin yükünü taşımakta hem de sosyal güvenceden yoksun bırakılmakta, kadın yoksulluğu daha da giderek derinleştirilmektedir. Artan hayat pahalılığı, bakım emeği, işsizlik ve sosyal desteklerin yetersizliği kadınları daha da fazla yoksullaştırmaktadır çünkü bu sistem sermayeyi korurken kadın emeğini görünmez kılmakta, yine aynı sistem alınmayan önlemlerden dolayı erkek egemen sermaye yanlısı bu politikalar yüzünden her gün katledilmeye devam etmektedir.
İşte bu nedenle zengini daha da zenginleştiren, yoksulu daha da yoksullaştıran bu anlayışın ürünü olan bu kanun teklifine kadınların, emekçilerin, madencilerin, tüm toplumsal kesimlerin, yoksul kesimlerin hakkını gözetmediği için "hayır" diyoruz. Varlıkları korumak servet sahiplerini korumak değildir, herkes için adil ve temel yaşam ilkelerinin varlığını demokratik bir yaşam ve kültürüyle koruyabilmekle, toplumsal barış ve güveni sağlayabilmekle mümkündür. Üreticiyi, emekçiyi, yoksulu koruyan politikalara ihtiyaç vardır. Sağlıklı bir ekonomi ancak kamucu, toplumcu ve üretim odaklı demokratik zihniyetin ön plana çıkabileceği politikalarla ancak mümkündür. Bu vesileyle bir kez daha ifade ediyoruz ki gerçek bir barış sermayenin varlıklarını koruyarak değil, bu ülkede gerçeklik toplumsal barışın yolunu açacak demokratikleşmeden, özgürlüklerden ve halkların iradesine saygıdan geçmektedir. Bakın, bu anlamda 16 Mayısta her yerde "Barış için adım at." diyerek bir yürüyüş gerçekleştireceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYTEN KORDU (Devamla) - Sayın Öcalan'ın çalışma koşullarının mutlaka özgür koşullara geçebilmesi gerektiği, cezaevlerinde hasta tutsaklar olmak üzere siyasi tutsakların bir an önce bırakılması gerektiği, kayyumların geri çekilmesi ve bir daha gelmemesi üzere yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini buradan bir kez daha söylüyoruz. Özgürlük yasalarının mutlaka çıkarılması gerekiyor. Bunlar toplumsal barış için ilk başta atılması gereken en önemli adımlardan bir tanesidir. Dolayısıyla "Barış için adım at." diyerek 16 Mayıs Cumartesi günü her yerde kadınları, emekçileri ve tüm halklarımızı demokratik çözüm ve barış talebiyle yapılacak çağrıda sokakta, alanlarda sesimizi, yüreğimizi birleştirmeye buradan tekrar çağırıyoruz diyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)