GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:93
Tarih:12.05.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yine yeniden varlık barışı konuşuyoruz. İktidar, getirdiği her düzenlemeyle ülke kaynaklarını sermayedarlar için seferber etmek derdinde. Milyonlarca ücretli çalışan ve dar gelirli yurttaş ödediği dolaylı vergilerle, KDV ve ÖTV'yle bütçenin yükünü taşıyor. Sizse uluslararası sermayeye, yandaş şirketlere ve kaynağı belirsiz servet sahiplerine bol keseden vergi imtiyazları sunuyorsunuz.

Bu teklifle, Türkiye'de yerleşik olmayan kişilerin yurt dışında elde ettikleri kazançları tam yirmi yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutuyorsunuz. İstanbul Finans Merkezi'nde faaliyet gösteren sermaye grupları için kurumlar vergisi indirimini 2047 yılına kadar uzatıyor, finansal harç muafiyetini yirmi yıla çıkararak gelecek nesillerin bütçe hakkını şimdiden ipotek altına alıyorsunuz. İhracat yapan kurumlara, transit ticaretle uğraşanlara, yurt dışından elde edilen kazançlara yüzde 100'e varan vergi indirimleri sağlıyorsunuz. Üstelik "varlık barışı" adı altında 2027 yılına kadar yurt dışından getirilecek kaynağı belirsiz para, altın ve dövizler için hiçbir vergi incelemesi yapılmayacağı kanunlaşacak. Bu da demek oluyor ki ülke yeniden bir kara para aklama cennetine sürükleniyor.

Bu, 2008'den beri çıkarılan kaçıncı varlık barışı? Kriz dönemlerinin istisnası olması gereken bu düzenleme artık kalıcı bir sömürü modelinin bir parçasıdır. İktidar, sermayeye böylesine fütursuzca vergi istisnaları tanırken Türkiye'nin sokağında, mahallesinde, tarlasında, fabrikasında ekonomi kelimenin tam anlamıyla iflas etti. Ekonomi yönetiminin her gün televizyonlarda anlattığı enflasyon hedeflerine ne yurttaş inanıyor ne yatırımcı güveniyor. TÜİK'in verilerine göre bile nisan ayında aylık enflasyon yüzde 4,18 açıklandı. Merkez Bankasının yıl sonu için belirlediği yüzde 16'lık enflasyon hedefi daha 4'üncü ayda tükendi. Zaten şimdiye kadar tutturabildiğiniz bir orta vadeli hedef de görmedik. Geçtiğimiz günlerde TÜİK Başkanı değişti; evet, eski Başkanın görev süresi dolmuştu ancak nisan ayında açıklanan rekor enflasyon oranından hemen sonra değişmesi kamuoyunda da şüpheyle karşılandı.

Şimdi, gerçekle bağdaşmayan bu tahminlerinizin ve politik tercihlerle bilerek yaratılan enflasyonun faturasını emeğiyle geçinenler, işçiler ve emekliler ödüyor. Ücretli çalışana zam yaparken oranı gerçekleşen değil tahmin edilen enflasyona göre belirliyorsunuz çünkü. Bakınız, bugün emekliler emekli ünvanına rağmen maalesef dinlenemiyorlar, ayakta durmakta zorlandıkları yaşlarda çalışmak zorunda kalıyorlar. Sosyal Güvenlik Kurumunun verilerine göre, çalışmaya devam eden emekli sayısı son altı yılda tam 3 kat artmış. Bir emekli, yıllarca çalıştıktan sonra neden inşaatta ve tezgâhta mesai harcasın? Nedeni açık: TÜRK-İŞ'in Nisan 2026 için açıkladığı açlık sınırı 34 bin lira, en düşük emekli aylığı 20 bin lira. Emekli; aç kalmamak, faturasını, kirasını ödeyebilmek için çalışmaya devam etmek zorunda ne yazık ki. Forum Enstitüsünün Mayıs 2026'da yayımladığı bir araştırma sonucuna göre, emeklilerin yüzde 89'u geçinemediği için çalışmaya devam ettiğini söylüyor, yüzde 66'sı borçlu olduğunu söylüyor. Kadınlarda durum daha da vahim, kadın emeklilerin borçluluk oranı yüzde 74.

Önümüz Kurban Bayramı; iktidar, tatili dokuz güne çıkardığını büyük bir müjde olarak sunuyor ancak bu halkın memleketine gitmesi ya da tatil yapması artık imkânsız. Bilet fiyatlarına fahiş zamlar yapıldı, ulaşıma erişim lüks oldu. Ankara'dan Hatay'a, Maraş'a, Adıyaman'a gitmek isteyen daha depremin acılarını sarmamış yurttaşlar 1.300 lira, 2.000 lira otobüs biletlerini ödemek zorunda kalıyorlar. Ayda yalnızca 4.000 lira KYK bursu alan öğrenciler gidiş ve dönüş bileti alamadığı için, sadece gidiş bileti alsa dönemeyeceği için aileleriyle bayramlaşmaya gidemiyorlar. Hani lafa gelince kutsaya kutsaya bitiremediğiniz aileler, yarattığınız yoksulluk yüzünden bayramda dahi bir araya gelemiyorlar.

Ülkenin üretim çarkları durmuş; sanayisi, tarımı ağır bir yıkımın içerisinde. Daralan imalat sanayisinde fabrikalar ve atölyeler faaliyetlerini sürdüremez hâle geldi. UYAP ekranlarında icra ve iflas dosyaları patladı. Borç yükü altında ezilen tesislerin üretim araçları haraç mezat satışa çıkarıldı. Antep'teki metal işleme makinelerinden Kayseri'deki sunta kesme araçlarına, tekstil sektöründeki iplik ve overlok makinelerine kadar yüzlerce imalat makinesi icradan satılık. Isparta'nın doksan altı yıllık geçmişe sahip İpliksan fabrikası iflas etmiş, 875 milyon liraya satışa çıkarılmış ancak bir alıcı dahi bulunamıyor. Konya Şekerin ünlü çikolata fabrikasındaki üretim bantları borçlar yüzünden başka firmalara devredilmekte.

İki gün sonra Dünya Çiftçiler Günü. Bakanlık ve iktidar yetkilileri tarafından çiftçilere övgüler sunuluyor, iyi hoş ama destek yok. Çiftçi borç batağında boğulmuş; traktörünü, gübreleme makinesini ve hatta atasından, babasından kalma toprağını, tarlasını icradan kaybediyor. Bu yıl da Iğdır'da tarlayı don vurdu, çiftçinin zararını karşılamak için bir destek hazırlığınız var mı diye sormak istiyorum.

Tarım sektörü, uyguladığınız dışa bağımlı politikalar yüzünden tasfiye edildi. Tarımın millî gelir içindeki payı son yıllarda yüzde 16'dan yüzde 5'e geriledi. Üretim, tohumdan gübreye kadar ithalata bağımlı kılındı. Yerli üretim, çok uluslu şirketlerin tahakkümüne sokuldu. Artı değer, uluslararası gıda tekellerine haraç olarak aktarılıyor.

Dünyada ve bölgemizde ise ateş çemberi giderek büyümekte; emperyalist güçlerin, özellikle ABD ve İsrail'in İran'a karşı kışkırttığı savaş hâli küresel ekonomiyi derin bir resesyona ve stagflasyona sürüklemektedir. Körfez'deki gerilim, Hürmüz Boğazı'ndan geçen küresel ticareti aksatarak ciddi petrol ve gübre şoklarına yol açıyor. Türkiye gibi enerji ve gıdada ithalata bağımlı bir ekonominin bu savaş koşulları altında yaşayacağı faturalar yoksul halk için yeni ve çok daha ağır bir felaket demektir.

Peki, iktidar bu ağır kriz karşısında ülkenin kıt kaynaklarını nereye aktarıyor? Sadece bu yılın ocak-nisan dönemini kapsayan ilk dört ayında hazinenin kasasından çıkan faiz ödemesi geçen yıla göre yüzde 63 artmış. Hazine, bu açığı finanse edebilmek ve borcu borçla çevirebilmek için sadece son 2 ihalede 37 milyara yakın daha da borçlanmak zorunda kaldı. Bütçeyi tefecilere, rantiye sınıfına, faiz lobilerine aktarıp sonra da halka dönüp "Sabredin, kemer sıkın." demek; ekonomik başarısızlığın faturasını asgari ücretliye, işçiye, emekliye, çiftçiye kesmek kabul edilemez bir siyasi riyakârlıktır.

Değerli vekiller, Türkiye, bu rantiye modeliyle, kayıt dışı para aflarıyla ve uluslararası şirketlerin ucuz iş gücü deposu yapılarak asla düze çıkamaz. İktidar, bu teklifle ülkeyi bir finans merkezi ve cazibe merkezi yapacağını iddia ediyor. Oysa öykündüğünüz, vizyon bellediğiniz o Dubai modeli; işçilerin, göçmenlerin, yoksulların kanı, canı, gözyaşıyla kurulan, insan haklarının ve insanlık onurunun hiçe sayıldığı ağır bir modern kölelik düzenidir. Unutulmamalıdır ki hukukun, adaletin, finansal şeffaflığın ve demokrasinin olmadığı hiçbir yere gerçek, nitelikli ve kalıcı bir yatırım gelmez. Türkiye'nin gerçek anlamda bir cazibe merkezi olabilmesi, bölgesel barış ve refah modeline dönüşmesi, sermayeye sunulan vergi imtiyazlarıyla değil Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü samimiyetle gerçekleştirmekle, ülkeyi evrensel hukuk normlarına kavuşturmakla mümkündür.

Orta Doğu'da yükselen savaşa karşı bölgede barışı ısrarla savunmak; kaynakları ranta ve yandaşlara değil eğitime, sağlığa, tarıma ve yoksulluğu bitirmeye ayırmak zorundayız.

Emekliyi ilerleyen yaşında açlık sınırında çalışmaya mahkûm eden, yoksul öğrencinin bayramda ailesiyle kucaklaşmasını engelleyen, yerli sanayiciyi icralık, çiftçiyi topraksız bırakan, ülkenin geleceğini dev fonlara insafsızca sunan bu kanun teklifini DEM PARTİ olarak reddediyoruz. Demokrasinin, barışın ve adaletin hâkim olduğu, gelir dağılımı adaletsizliğinin son bulduğu yeni bir sosyoekonomik düzen inşa edene kadar yurttaşlarımızla birlikte mücadelemiz sürecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)