| Konu: | (2/3044) esas numaralı Belediye Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/145) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 93 |
| Tarih: | 12.05.2026 |
ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - "..."(*) (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na Türkiye tarafından konulan çekincelerin kaldırılmasına ilişkin kanun teklifimin üzerine söz almış bulunmaktayım.
Merkeziyetçi vesayet mi, demokratik yerel yönetim mi, kayyım rejimi mi, halk iradesi mi, tek tipçi devlet anlayışı mı, demokratik cumhuriyet mi? Görüşmekte olduğumuz teklif, Türkiye'nin 1988'de imzaladığı, 1991'de onayladığı ancak ruhunu hiçbir zaman uygulamadığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekincelerin kaldırılmasını amaçlamaktadır çünkü mesele teknik değildir, mesele doğrudan demokrasidir, hukuktur, barıştır. Bakınız, Türkiye, yıllardır bu şartın en kritik maddelerine çekince koyarak yerel demokrasiyi fiilen askıya almıştır. Madde 4/6'ya konulan çekinceyle yerel yönetimler karar süreçlerinden dışlanmıştır. Belediyeler halka rağmen Ankara'dan yönetilen bürolara dönüştürülmüştür. Madde 6/1'e konulan çekinceyle belediyelerin kendi idari yapılarını belirleme hakkı gasbedilmiştir. Yerel ihtiyaçlara göre değil merkezî iktidarın siyasal ihtiyaçlarına göre bir belediyecilik modeli dayatılmıştır. Madde 8/3'e konulan çekince ise bugün Türkiye'de kayyım rejiminin hukuki zeminine dönüştürülmüştür. Hukuki denetim yerine siyasi vesayet getirilmiş, milyonlarca yurttaşın oyu bir İçişleri Bakanlığı kararıyla yok sayılmıştır. Madde 9/4'e konulan çekinceyle de belediyeler ekonomik olarak merkeze bağımlı hâle getirilmiştir; kaynağı olmayan, yetkisi olmayan, karar alamayan belediyeler yaratılmıştır. Soruyorum: Bir halkın seçtiği yöneticilerin yerine memur atamak hangi demokratik hukuk devletinde vardır? Sandığın sonuçlarını yalnızca iktidar kazandığında meşru saymak hangi anayasal aklın ürünüdür? Kayyım politikaları yalnızca belediyelere değil, halkın hafızasına, siyasal temsiline ve demokratik umuduna saldırıdır. Kayyım bir idari tedbir değil, seçme ve seçilme hakkının askıya alınmasıdır. Bu mesele Türkiye demokrasisinin geleceği meselesidir. Bugün Türkiye'nin en temel ihtiyacı daha fazla merkezîleşme değil, daha fazla demokrasi; daha fazla baskı değil, daha fazla toplumsal katılımdır. Tam da bu nedenle 27 Şubatta Sayın Abdullah Öcalan tarafından yapılan barış ve demokratik toplum çağrısı tarihsel bir eşik yaratmıştır. Bu çağrı çatışmanın değil, çözümün; inkârın değil, demokratik müzakerenin; vesayetin değil, halk iradesinin önünü açan siyasal bir paradigmadır. Ancak barış yalnızca sözle kurulmaz, barışın hukuku olur, barışın kurumsal zemini olur, barışın demokratik garantileri olur. İşte yerel demokrasi tam da bunun temelidir. Eğer siz halkın seçtiği belediye başkanlarını, eş başkanlarını görevden alır, belediye meclislerini işlevsizleştirir, kentin bütçesini merkezden yönetirseniz orada demokratik toplumdan değil idari tahakkümden söz edilir.
Bu teklifimizin kabul edilmesiyle birlikte Türkiye'de demokratik yerel yönetim anlayışı güç kazanacaktır. Belediyeler siyasi olarak özgürleşecek, hukuki olarak güvence altına alınacak, ekonomik olarak nefes alacaktır. Yerel kalkınma hızlanacak, bölgesel eşitsizliklerin azaltılması mümkün hâle gelecektir. Aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği nezdindeki demokratik yükümlülükleri açısından da önemli bir eşik aşılmış olacaktır çünkü bugün Türkiye'nin AB sürecinin önündeki en büyük engellerden biri kayyım uygulamalarıdır, hukukun siyasallaşmasıdır, yerel demokrasinin tasfiyesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Avrupa Parlamentosunun kayyım uygulamalarını açık biçimde kınadığı bir dönemde bu Meclisin önünde iki seçenek vardır; ya demokratikleşme yönünde tarihsel bir adım atacağız ya da otoriter merkeziyetçiliği daha da derinleştireceğiz. Şimdi değilse ne zaman? Demokratik cumhuriyet ancak güçlü yerel demokrasiyle mümkündür çünkü demokrasi yurttaşın yaşadığı kente, sokağa, bütçeye, yönetime doğrudan katılmasıdır.
Bugün burada tüm siyasi partilere açık bir çağrı yapıyoruz: Gelin, halk iradesi üzerindeki kayyım vesayetine son verelim; gelin, belediyeleri sarayın değil halkın kurumu hâline getirelim; gelin, demokratik cumhuriyetin yollarını birlikte açalım. Bu teklif Meclisin barış ve demokratik toplum süreciyle kurduğu bağın ölçüsü olacaktır. Ya halk iradesine güveneceğiz ya da korkularla yönetilen bir rejimi sürdürmeye devam edeceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)