| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 92 |
| Tarih: | 07.05.2026 |
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden kıymetli halklar ve cezaevlerindeki siyasi tutsakları saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Az önce Divandan da duymuş olduğunuz üzere iklim düzenlemesi olmadığı çok açık olan ve son dakika iktidarın siparişi üzerine eklenen bir ek madde var ve maddenin kapsamına bakılınca ise COP31 için hazırlanmış bir teşvik paketinin bu kadar geniş tutulması organizasyonun aslında niteliğiyle ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkarıyor. Vergi muafiyeti var, KDV istisnası var, gümrük muafiyeti var, denetimsizlik var. Yani gümrük muafiyetinin sınırlarının neredeyse tamamen ortadan kaldırılması lojistik kolaylık olarak tanımlanamaz. Birleşmiş Milletler ve diğer ülke delegasyonlarının teknik ekipmanlarını getirmesi için makul kolaylıklar sağlanması elbette ki anlaşılır. Ancak "her türlü ürün, mal ve eşya" ifadesi ticari dolaşımın önünü açan bir serbestlik yaratmak istiyor ve bu durum COP31'e bilimsel ve politik içeriğinden çok aslında geniş ölçekli bir ticari fuar mantığıyla bakıldığını gözler önüne seriyor. İktidar, iklim krizini bile sermaye için yeni bir teşvik alanına dönüştürdüğünü ispat ediyor. Dünyanın dört bir yanında yurttaşlar kuraklıkla, sellerle, yangınlarla ve ekolojik yıkımlarla mücadele ederken Türkiye'de hazırlanan bu düzenlemeyle çok uluslu şirketlere ve büyük organizasyon firmalarına vergi ve gümrükte ayrıcalıklar vermek istiyor ve bu yaklaşım, iklim krizini kamusal bir felaket değil, ekonomik rant fırsatı olarak gördüğünün bir kez daha ispatı olarak karşımızda duruyor. Yani düpedüz iklim krizini fırsata çeviren sermaye siyasetinin açık ilanıdır. Siz yıllardır bu ülkenin dağlarını maden şirketlerine açtınız, ormanları enerji projeleriyle yok ettiniz, dereleri HES'lerle boğdunuz, toprağı siyanürle zehirlediniz, kürdistanda aynı yağma politikası hâlâ devam ediyor ve Varto'da -Gımgım'da- JES'lerle depremi tetiklediniz, depreme davetiye çıkardınız. Munzur'u barajlarla boğdunuz, Hasankeyf'i sermaye uğruna sular altında bıraktınız. Şenyayla'da, Cudi'de, Gabar'da ya güvenlik bahanesiyle ya da enerji politikaları uğruna yok ettiniz ve şimdi bütün bu yıkımın üstüne COP31 üzerinden kendinize uluslararası bir yeşil vitrin kurmaya çalışıyorsunuz. Sizin çevreciliğiniz tam olarak şu: Önce doğayı şirketlere pazarlayın, sonra üzerine birkaç tane yeşil slogan yazın; bunun adı "Greenwashing"tir, bunun adı düpedüz ekolojik ikiyüzlülük.
(Uğultular)
BAŞKAN - Sayın Boz, bir saniye lütfen.
Değerli milletvekilleri, Genel Kurulda ciddi bir uğultu var. İnanın, hatibi takip etmekte güçlük çekiyoruz.
Lütfen, sükûneti sağlayalım.
Buyurun.
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Yani halk yoksulluk altında ezilirken şirketlere özel ekonomik koridor açılıyor. Bu ülkenin emeklisine "Kaynak yok." diyorsunuz, çiftçisine destek vermiyorsunuz ama iş şirketlere gelince devletin bütün kapıları açılıyor. Demek ki bu ülkede bütçe yalnızca halk söz konusu olduğunda devre dışı kalıyor ama mesele yalnızca doğanın talanı da değil, aynı anlayış bugün toprağın yönetiminde de karşınıza çıkıyor. Anlatacağım şey, Muş'un ve Türkiye'nin dört bir yanındaki köylerin gerçeğidir. 1954 kadastrosu köylünün toprağını kayıt altına aldı; insanlar o alanlarda yaşadı, üretti, emek verdi ve zilyetlik kurdu. Peki, sonra ne oldu? 2007'de yapılan yenileme işlemleriyle masa başında çizilen haritalar tek gerçek ilan edildi ve köylü bir sabah uyandığında atadan kalan toprağının hazine ya da mera, kendisinin ise işgalci olduğunu gördü. Önce, sınırı değiştiriyorsunuz, sonra vatandaşa dönüp diyorsunuz ki "Burada ne arıyorsun?" Muş'ta bu durumla ilgili aslında birçok hata tespit edildi, bilirkişiler de bunu doğruladı, kabul etti ama idare hiçbir şey yapmadı. İş köylüyü suçlamaya gelince çok hızlısınız çünkü mesele hukuku korumak değil, mesele aslında mülkiyeti yeniden dağıtmaktır. Karasu ıslah projelerindeki toplulaştırmalar da bu sorunu daha da derinleştiriyor. Masa başında çizilen planlarla köy yönetilmez, toprak Excel tablosu değildir ve yaşam alanlarını cetvelle yeniden tasarlayamazsınız ama sizin yönetim anlayışınız tam olarak bu; doğayı da toprağı da halkın yaşam alanı olarak değil, yönetilecek ve piyasaya açılacak bir kaynak olarak görüyorsunuz. Bu yüzden, bugün burada ifade ettiğim konular iki ayrı konu değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - COP31'de kurduğunuz düzen ile köylünün toprağında kurduğunuz düzen aynı anlayışın ürünüdür. Biri doğayı şirketlere açıyor, diğeri ise toprağı yurttaşın elinden kaydırıyor. Siz doğayı yaşam alanı olarak değil, ihale alanı olarak görüyorsunuz. Mera sizin için haritada değiştirecek bir çizgi, ormanlar kesilecek bir meblağ, maliyet; sular ise şirketlere devredilecek bir kaynak ve biz halk olarak sizin bu yağma düzeninize asla boyun eğmeyeceğiz diyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)