GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:92
Tarih:07.05.2026

MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep son yılların en şiddetli doğal afetlerinden birini yaşamıştır. Uzmanların "süper hücre" dediği bir sistemle sadece yirmi dakika içinde metrekareye yaklaşık 60 kilogram yağış düşmüştür. Bu yağış ardında günlerce sürecek bir yıkım bıraktı.

Değerli milletvekilleri, dereler taşmış, yollar göle dönmüş, mahalleler su altında kalmıştır. Ağaçlar kökünden sökülmüş, çatılar uçmuş, araçlar zarar görmüş, şehir âdeta felç olmuştur. Bu tablo açıkça göstermektedir ki doğal afetler artık istisna değil, yeni normaldir. Afet doğaldır, hazırlıksız yakalanmak doğal değildir.

Sahada ciddi bir müdahale yapılmıştır, kurumlarımız seferber olmuştur. Bu çaba kıymetlidir, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz ancak sorulması gereken asıl soru şudur: Yirmi dakikalık yağışta şehir neden ve nasıl bu hâle gelmiştir? Yatırımlar yetersiz midir ya da yapılan yatırımlar amacına uygun hizmet veremiyor mu? Kamu kaynakları harcanırken AR-GE çalışmaları yeterince yapılmıyor mu? Yatırımları icraata döken firmalar uzmanlık gerektiren alanlarında yeterli midir?

Değerli milletvekilleri, sorunu sadece anormal yağışa bağlamak doğru değildir. Dünyada tek yağış alan yer bizim memleketimiz değildir. Sorunun temeli altyapıdır, şehir planlamasıdır, hazırlıktır. Daha doğru ifadeyle ısrarla hazırlanmamaktadır. Eğer yağmur yağdığında şehir suya teslim oluyorsa orada konuşulması gereken şey doğa değil ihmaldir. Ancak mesele sadece şehirle sınırlı değildir, aynı afet kırsalda çok daha ağır bir yıkım bırakmıştır. Gaziantep'te yaşanan bu afetin ardından sessiz kalan kesimin, çiftçilerimizin sesi olacağım. Nizip, Karkamış ve Şehitkamil ilçelerimize bağlı Bedirkent, Suboğazı ve Kozluyazı bölgelerinde dolu, şiddetli yağış ve fırtına tarım alanlarını âdeta yerle bir etmiştir; fıstık gitmiş, zeytin gitmiş, buğday, arpa yatmış, ağaçlar devrilmiştir; çiftçi tarlasına giremez hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, çiftçi için afet, onca zahmetin, emeğin bir gecede yok olmasıdır. Tarlada afet varsa sofrada kriz vardır. Yetkililere soruyorum: Bu bölgelerde zarar tespit çalışmaları ne aşamadadır? Ürün bazlı kayıplar net olarak ortaya konmuş mudur? Çiftçinin ne kadar zarar ettiğini yetkililerimiz biliyor mu? TARSİM kapsamında sigortası olan üreticilerimiz var, peki süreç nasıl işleyecek? Ödemeler ne zaman yapılacak? Hasar bugün, ödemeler bir yıl sonra olursa çiftçilerimiz bu süreci nasıl atlatacak? Ama asıl mesele şudur: TARSİM sigortası olmayan binlerce çiftçimiz ne yapacak? Borçla üretim yapan, krediyle ayakta duran çiftçilerimiz ne olacak? Sigortası yok diye çiftçilerimizi kaderine terk edemeyiz. Çiftçilerimize sahip çıkmazsak, üreticimizi kollamazsak tarımsal kriz kaçınılmaz olacaktır. Peki, çözümler nelerdir: Şehirlerin altyapısı yeni iklim gerçekliğine göre yeniden planlanmalıdır. Dere yatakları ve su tahliye sistemleri bilimsel verilerle güçlendirilmelidir. Afet yönetimi sadece müdahale değil, önleyici sistem üzerine kurulmalıdır. Zarar gören çiftçiler için doğrudan destek, hibe sağlanmalıdır. Borçlar ertelenmeli, faiz yükü kaldırılmalıdır. TARSİM sistemi yeniden gözden geçirilmelidir. Bölgeye özel tarımsal afet destek programı acilen devreye alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, çiftçi üretemezse şehir doymaz, çiftçi ayakta kalamazsa ekonomi de ayakta kalamaz. "Doğa vurdu." deyip çiftçiyi yalnız bırakırsanız, yarın bunun bedelini sofrada hep beraber çok ağır bir şekilde öderiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Milletimiz çiftçidir, milletin çiftlikteki çalışma imkânlarını asli ve iktisadi tedbirlerle en yüksek seviyeye çıkarmalıyız." ifadelerini kendimize rehber edinmeliyiz.

Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)