| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 92 |
| Tarih: | 07.05.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu ülke ne çektiyse ayırımcılıktan çekti. Yaşamın her alanında bir virüs gibi bu ayırımcılık her yeri kaplamaya devam ediyor; kadınlara yönelik ayrımcılık, emeğe yönelik ayırımcılık, gençlere yönelik ayrımcılık, Alevilere yönelik ayrımcılık, Kürtlere yönelik ayrımcılık ve bu ayrımcılık giderek yaygınlaştıkça aslında en temel meselelerimizi çözmekte zorlanıyoruz. Oysa, ortak vatanımızda bir arada, bu çoğulcu yapının ihtiyaç duyduğu bir hukuk devleti sisteminde ortak değerlerimizle ama kendi değerlerimizle birlikte var olabiliriz. Bu çok zor bir şey değil, dünyada birçok ülke bunu başarmış durumda. Başaramayanlar, ırkçılar, tekçiler ne yapmışlar? O ülkeleri çökertmişler, tarihten silinmiş; işte Mussolini İtalya'sı, işte Nazi Almanya'sı, işte Franco İspanya'sı. Tarih daha o kadar eski değil. Dolayısıyla, ırkçılıkla, ayrımcılıkla değil, o bir arada yaşamanın kültürünü üretmekle var olmalıyız. O yüzden, ortak değerlerimize sahip çıktığımız gibi kendi değerlerimizi de korumanın mutlaka yolunu bulmak zorundayız. Şimdi, bakıyoruz, bu ayrımcılık -dediğimiz gibi- virüs gibi her yerde karşımıza çıkıyor, en son Ağrı Diyadin'de bir kez daha karşımıza çıktı; müftü ana dilinde ibadeti yasakladı, buyurun. Şimdi, ben bütün din kitaplarını okumuş bir adamım -benden tabii, çok daha bilgili burada hocalarımız var, uzmanlarımız var- nerede yazıyor, "Ana dilinde ibadet yapamazsın." cümlesi Kur'an'da nerede yazıyor, hangi ayette var ya da başka bir dinde var mı? Varsa bize gösterin. Diyadin'de herkes Kürt, ibadetini Kürtçe yapacak; ne var bunda? İbadet yapmanın dilini bile böyle bir ayrımcılıkla, böyle bir ırkçılıkla yasaklayan bir müftü olabilir mi? Ama suç, o müftünün değil; suç, o ayırımcılığa yol veren siyasi zihniyetin, o zihniyetin beslendiği kaynaklar. O kaynakların başında da Diyanet İşleri geliyor. Çünkü bu ülkenin Diyanet İşleri bu ülkenin çoğulcu inanç yapısından yoksun, tekçi; sanıyor ki tek bir mezhep var bu ülkede. Dünyanın hiçbir yerinde tek bir mezhep yok, tek bir inanç yok. Hele hele bu coğrafya çoklu inançla var olmuş bir coğrafya; Alevi'siyle Sünni'siyle, diğer mezhepleriyle, Hristiyan'ıyla var olmuş bir coğrafya. Sen Diyanet İşleri Başkanı, sen Diyanet İşleri Kurumu; bu çoğulculuğu dikkate alan bir yerden yaklaşman gerekirken işte böyle müftülerle orada ırkçılığı, tekçiliği... Hatta dine karşı böyle bir yaklaşımla hareket ediyorsun. Biz ana dilinde eğitimi savunurken şimdi geldiğimiz noktaya bakın. İnsanların kendi dilinde ibadet hakkının yok sayıldığı bir yere kadar sürüklenmiş durumdayız.
Evet, bakın, Alexandre Jaba'nın koleksiyonundan bahsettik geçen hafta. 19'uncu yüzyılda bir Rus bu topraklarda Kürtçe öğreniyor, bir koleksiyon oluşturuyor ve geçtiğimiz günlerde bu koleksiyonun Türkiye'ye getirilmesi söz konusu oldu. İktidar bununla övündü, ne güzel. 19'uncu yüzyılda serbest olan bir şeyi yasaklamakla da utanmalısınız. Bu övüncün karşısında bu utanç olmaz.
Şimdi bu ayrımcılığa dönüp baktığımızda, bir de bu ayrımcılığın bir mizahını size anlatayım. Biliyorsunuz, Amedspor şampiyon oldu, Süper Lig'e çıktı; Süper Lig'e aslında çok çok önemli bir hava geldi, şimdi Türkiye birbiriyle sahalarda çok daha güzel buluşacak. Herkes bundan mutlu oldu, herkes kutladı fakat Amedspor'un Senegalli bir futbolcusu var, Diagne; Iğdır'da maçı kazanınca ülkesinin bayrağını açıyor, polisler saldırıyor; Diyarbakır'a geliyor, balkondan ülkesinin bayrağını sallandırıyor, polisler evi basıyor. Neden? Çünkü Senegal'in bayrağında kırmızı, yeşil ve sarı var; işte zihniyet, işte ayrımcılık. Bu, olsa olsa kara mizah olur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrımcılığın belki de en kriz hâline dönüştüğü yerlerden biri de yargı. Bakın, Yargıtay, Dargeçit JİTEM davasını zaman aşımından düşürdü fakat burada ilginç bir şey var: Yargıtay bu kararı bir gün önce alsa zaman aşımı olmayacak, Yargıtay öyle bir karar günü belirliyor ki o karar günü zaman aşımının yürürlüğe gireceği gün. Şimdi, böyle bir şey olabilir mi? Zaten böyle suçlarda zaman aşımı söz konusu bile olamaz, bunlar insanlığa karşı işlenmiş suçlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu Dargeçit mevzusu 1995 ile 1996 arasında altı ay süren ve insanların kuyularda katledildiği, daha sonra kemiklerine ulaşıldığı bir dava. JİTEM davası, JİTEM merkezinde yapılan işkence ve işkence sonucu katledilmiş insanlara yönelik bir dava ve bu denli önemli bir insanlık suçu söz konusuyken "zaman aşımı" denip düşürülüyor.
Şimdi, biliyorsunuz, geçtiğimiz haftalarda Gülistan Doku davasıyla ilgili gelişmeler oldu. Altı yıl boyunca bu dava raflardaydı ve Gülistan Doku'ya ulaşılamıyordu, hâlâ ulaşılmış değil. Dolayısıyla, o günlerde Adalet Bakanı çıktı, dedi ki: "Ucu nereye dokunursa dokunsun gideceğiz." JİTEM'e de ucu dokunuyor Sayın Adalet Bakanı, ona da gidin. Bu ülkede JİTEM gibi örgütlerin, kurumların ya da bu suç organizasyonlarının yapmış olduğu cinayetlerden dolayı 17 bin faili meçhul var. Ucu işte buralara gidiyor, ucu Dargeçitlere gidiyor. Dolayısıyla, buraya kadar gidin, gidin ki bu ülkede gerçekten yargı içinde oluşmuş bu ayırımcılık, bu ırkçılık, bu nefret, bu yanlı, taraflı yargı anlayışı sona ersin.
Sayın başkan, değerli milletvekilleri; ayrımcılık deyince bitmek bilmiyor; ekonomide de ayrımcılık var. Ekonomideki ayrımcılığa dair bakın, son yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum: Dün enflasyondaki erimenin ücretler üzerindeki etkisini söylemiştik, bir de bunun total rakamına bakalım: Sadece dört ayda vergiler ve enflasyondan dolayı işçi sınıfının katlandığı ilave yük 607 milyar lirayı geçmiş durumda, yanlış duymadınız, sadece dört ayda emekçilerin üzerindeki vergi ve enflasyon yükünün hesabı 607 milyar lira. Yanına başka bir ilginç tablodan bahsedeyim size: İlk üç aylık şirket bilançoları açıklandı, 210 şirketin üç aylık kârları 607 milyarın üzerinde, toplam kârları. Bu ne demek? Bu, şu demek: Ben vergi alarak, ben enflasyon vergisinden yararlanarak işçi sınıfının, emekçinin üzerine yükü koyarım, bu yükü alırım, sermaye sınıfına servet transferi olarak aktarırım. İşte mesele bu, işte tablo ortada, işte gerçeklik bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, böyle bir tablonun söz konusu olduğu bir yerde Plan ve Bütçe Komisyonunda bir kanun teklifi görüşüldü, gelecek hafta bu Meclise gelecek bu kanun teklifi. Bu kanun teklifi ne yapıyor? Bu kanun teklifi vergi indirimlerine gidiyor, ülkeyi cazibe merkezi hâline getirecekmiş(?) Körfez'de savaş var ya, Körfez yatırımcısı Türkiye'ye gelecek, Türkiye'ye gelsin diye kurumlar vergisinde, katma değer vergisinde indirimlere gidiyor. Yani sermayeye aslında yeni yeni teşvikler, vergi yoluyla destekler sağlıyor; yeter ki Türkiye'ye gelin. Ve bunun için de İstanbul Finans Merkezi gösteriliyor, biliyorsunuz, orada 100 bin kişiye iş bulunacaktı, 10 bin kişiye bile iş bulamadılar. Bir beton yığını hâline gelmiş bir İstanbul Finans Merkezi var. Onu, şimdi o beton yığınını cazibe merkezi yapacağız diye işçi sınıfının üzerine yeni vergi yükleri kapıda.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dolayısıyla da bu gerçeklik söz konusu.
Yine, tabii, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen bu kanun teklifinin içinde bir "barış" sözcüğü geçiyordu. Biz heyecanlandık tabii, dedik ki: "Acaba barış yasalarıyla ilgili bir şey mi var?" Varlık barışıymış Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barıştan anladıkları yine varlık barışı, yine sermayeye bir varlık barışı. Peki, bu, kaçıncı varlık barışı olacak biliyor musunuz? 9'uncu. 8 defa bu kara ekonomiye, bu kayıt dışı ekonomiye, "Nereden bulursan bul, yeter ki bu parayı getir." denilecek olan ahlak dışı ekonomiye barış çıkartılmış, şimdi 9'uncu barış geliyor. Diğer barış yasası konusunda herkes duruyor, kimse adım atmıyor, ülke barışını arıyor, barışını bekliyor ama biz varsa yoksa sermayeye barış, 9'uncu kez bir kez daha varlık barışının peşindeyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu yolla toplumda bir barışı, bir toplumsal barışı inşa etmeniz, var etmeniz mümkün değil. Bununla gidebileceğiniz yer toplumsal yıkımdır. Artık bu çökmüş olan programa yamalar üretmekten vazgeçin.
Teşekkür ederim.