| Konu: | Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 91 |
| Tarih: | 06.05.2026 |
KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa teklifi, iktidarın yıllardır sürdürdüğü rantçı, piyasacı ve merkeziyetçi politikaların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle 19'uncu maddeye baktığımızda da barınma ve kent politikaları alanında halkın lehine değil sermayenin, inşaat baronlarının, yandaş müteahhitlerin lehine yeni bir düzen kurma iradesinin açığa çıkmaya çalıştığını görüyoruz. Bugün Türkiye'de milyonlarca insan kira krizinin altında ezilirken, barınma hakkı fiilen ortadan kaldırılmışken, ev almak insanlar için artık bir hayal olmaktan dahi çıkmışken iktidar buna çözüm bulmak yerine yeni bir yağma düzeni kurmanın hukuki kılıfını bu yasa teklifiyle ortaya koymaya çalışıyor. Özellikle acele kamulaştırma gibi uygulamaların kapsamının genişletilmesi tartışmaları bu teklifin halkı değil, devleti ve sermayeyi koruyan bir mantıkla hazırlandığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargı süreci tamamlanmadan yurttaşın mülküne el koymayı kolaylaştıran her düzenleme açıkça hak gasbıdır. Bu madde ve teklifin bütününe sinen anlayış halkın seçtiği yerel yönetimler değil, Ankara'daki saray rejiminin yetkilerinin artırılmasıdır. Bu tür düzenlemeler yaşanan kentsel dönüşüm mağduriyetlerini ve zorla yerinden edilmeleri hatırlatmaktadır. Türkiye'de özellikle yoksul mahalleler, kırsal alanlar ve tarihsel olarak baskıya uğramış halk kesimleri tapu düzenlemeleri üzerinden defalarca mağdur edilmiş, devletin kamu yararı adı altında yürüttüğü uygulamalar çoğu zaman rant projelerine dönüştürülmüştür. Bu nedenle 19'uncu madde yalnızca teknik bir değişiklik değil, toplumsal adalet, eşit yurttaşlık ve barınma hakkı bakımından son derece kritik bir siyasal karar içermektedir. Bu ülkenin ihtiyacı yeni rant düzenlemeleri değil, barınma hakkının güvence altına alınmasıdır. Bu yasa rantçıların, faizcilerin, "İnşaat ya Resulullah." diyen müteahhitlerin yasasıdır.
Peki, biz bu yasayı burada konuşurken, bununla uğraşırken ülkede neler oluyor, onlara bir bakalım. Biliyorsunuz, yakın zamanda nisan ayı enflasyonu açıklandı. 2026'nın ilk dört ayında enflasyon yüzde 15 olarak açıklandı TÜİK tarafından, yalan üretme makinesi TÜİK tarafından dahi örtülemez bir şekilde, öngörülen yıl sonu enflasyonu olan yüzde 16'ya dayandı ilk dört ayın enflasyonu. Peki, buradan ne sonuç çıkarıyoruz? Erdoğan-Şimşek ekonomi programının battığını çıkarıyoruz. Bunu artık kabul etmeniz gerekiyor. Şimşek bir an önce istifa etmeli, bunu kabullenmeli. Bin günü geçti bu göreve geleli, Binbir Gece Masalları gibi sürekli masallar anlatıp duruyor. Efendim, bu masalların içinde o kadar çok şey var ki en son şöyle bir değerlendirme yapmış yani okurken bile insanı gülesi geliyor gerçekten: "Kalıcı fiyat istikrarını sağlayarak vatandaşlarımızın refahını artıracak politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz." Kararlılıkla uygulamayı sürdürdükleri şey ücretleri baskılamak, enflasyonu düşüreceğiz adı altında. Ancak sokakta, pazarda görüyoruz ki bu yalanlar açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
Nisan 2026 verilerine göre bir diğer açığa çıkan şey de asgari ücretin reel olarak 4.110 lira gerilemiş olması. Sevgili arkadaşlar, biliyorsunuz, asgari ücret, emekli maaşı, bunlar öngörülebilir enflasyona göre zamlandı, zam uygulandı. E, öngördüğünüz enflasyon on iki ayda değil dört ayda yüzde 15'e, 16'ya dayandı. O zaman emekçinin hakkını vermeniz gerekiyor, hemen ara zam talebinin kabul edilmesi gerekiyor. Fiyat istikrarı adına ekonominin soğutulması aynı zamanda işsizlik rakamlarını artırdı. Son bir yıl içinde 1 milyondan fazla arttı işsizlik rakamları. Geniş tanımlı işsizlik 11 milyon 730 binden 12 milyon 850 bine dayandı; 1 milyondan fazla arttı.
Peki, merkezî yönetim bütçesi verilerine göre ne oldu, bakalım bu paralar nereye gitti? Yine faizciye gitmiş. Son on iki ayda, bir yıl içinde toplam 2 trilyon 466 milyar 489 milyon TL faizciye aktarıldı. Hep dediğimiz gibi faizcinin, rantçının iktidarı yine yapması gerekeni yaptı. Bakan Şimşek oradan yine bahsediyor, "zirai don" diyor, "kuraklık" diyor, "geçici dalgalanmalar" diyor, "Sabredin." diyor ama emekçinin, halkın sabredecek durumu kalmadı.
Peki, halkın cebindeki üç kuruşa göz koyan, milyonlarca emekçiyi açlık sınırının altında çalışmaya mahkûm eden bu iktidar sesini çıkarana ne yapıyor? Tepesine biniyor sesini çıkaranın da.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - İşçinin hakkını savunan sendikacıyı, gerçekleri yazan gazeteciyi, toprağını savunan köylüyü tutukluyor. Yeter ki rant düzeni devam etsin. 1 Mayısta "1 Mayıs alanı Taksim Meydanı'dır." diyen yüzlerce kişi gözaltına alındı, ters kelepçeyle gözlerimin önünde gözaltına alındı. Gülistan Doku'nun katillerini koruyan o Valiye ters kelepçe yapılmadı ama siz işçiye, emekçiye 1 Mayısta ters kelepçe yaptınız, işkence yaptınız, duran insanlara gaz sıktınız, sendikacıları, işçileri yerlere yatırdınız. Bu ne şiddet, bu ne celal diye sormak istiyorum. Halk, emekçiler sesini çıkarmasın, aman ha, birileri cesaret vermesin, bu cesaret sokakları kaplamasın, bu cesaret yüreklere dolmasın diye bu şiddet ama nafile; emekçilerin yürekleri cesaret, halkın sokakları isyan yükleniyor.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)