| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 90 |
| Tarih: | 05.05.2026 |
CHP GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi hem yerel demokrasi hem de mülkiyet hakları açısından büyük tehditler içermektedir. Zaten belediyelerin yetkisini kırpa kırpa yetkisiz hâle getiriyorsunuz, aklınızca silkeliyorsunuz. Belediyelerimizin yurt dışından ucuz ve uzun vadeli kredili projelerini maalesef onaylamıyorsunuz, belediyelerimiz vatandaşa hizmet götürmesin, itibarsızlaşsın istiyorsunuz. Belediye başkanlarımıza karşı yargı sopasıyla dizayn etme çabası içerisindesiniz ama hâlâ aklınızı başınıza alamadınız; 2019 yerel seçimlerinden ders almadınız, 2024'ü yaşadınız, 2024 seçimlerinden de maalesef ders almıyorsunuz, bir sonraki seçimde de çok daha ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalacaksınız ve milletimiz size sandıkta hesap soracak. (CHP sıralarından alkışlar) Öyle bir hesap soracak ki AK PARTİ'li olduğunuzu bile söylemekten imtina edeceksiniz.
Bu kanun teklifiyle yerelden yetki alınacak, merkezde toplanacak, seçilmişlerin iradesi daraltılacak, saraydan atanmış bürokrasiye yetki üstüne yetki verilecek. "Denetim" adı altında siyasi vesayet kurulacak ve "Hızlı konut üreteceğiz." diye mülkiyet hakkı baypas edilecek. "Kamu yararı" adı altında kamu taşınmazları üzerinde olağanüstü yetkiler yaratılacak.
Sayın milletvekilleri, özellikle 17'nci maddeden itibaren teklifin ruhu çok daha açık hâle geliyor. 17'nci maddeyle belediyelerin, bağlı kuruluşların, belediye birliklerinin ve belediye şirketlerinin yeni şirket kurması, kooperatif kurması, ortak olması, sermaye koyması, hatta bedelsiz devir yoluyla hisse edinilmesi dahi Cumhurbaşkanı iznine bağlanıyor. Milletin oyuyla seçilmiş yerel yönetimlere diyorsunuz ki: "Sen bu işleri bilmezsin, sen kendi bütçeni, kendi şirketini, kendi iştirakini kuramazsın, yönetemezsin. Sen ancak saray izin verirse hareket edebilirsin." Oldu olacak silkelemekle yetinmediğiniz belediyeleri ortadan kaldırın da tümden saraya bağlayın da rahat edin, biz de belediye başkanlarını seçmeyelim, belediye meclisi seçmeyelim, her ilin, her ilçenin başına Cumhurbaşkanlığından bir masa, bir mühür, bir memur koyalım, siz de rahat edin millet de bu oyunun adını bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)
18'inci maddeye baktığımızda, yine aynı hız ve kolaylık gerekçesiyle mülkiyet hukukunun en temel güvencelerinden biri tartışmaya açılıyor. Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Bakanlığa ve bağlı, ilgili, ilişkili kurumlara ait taşınmazların birbiri arasındaki devir işlemleri taşınmaz malikin yazısına istinaden resmî şekil şartı aranmaksızın resen yapılabilecek. Soruyorum, sayın milletvekilleri, tapu işlemlerinde resmî şekil şartı neden vardır? Süs olsun diye mi vardır? Tapu siciline güven ilkesi için vardır. Mülkiyet devrinin ciddi, denetlenebilir, ispatlanabilir ve hukuken güvenli olması için vardır. Siz işlem hızlansın diye resmî şekil şartını zayıflatırsanız yarın kamu taşınmazlarının hangi gerekçeyle devredildiğini takip edemezsiniz. Kamu malı üzerinde bu kadar tasarruf yetkisi verilmesi asla doğru değildir. Siz bütün kamu taşınmazlarını sınıfına bakmadan verirseniz yarın hastane, okul ve diğer öncelikli hizmet ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaksınız? Binayı yapacaksınız, yanında okulu yok; binayı yapacaksınız, yakınında hastane yok. Böyle baştan savma, gelişigüzel iş yapılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, 19'uncu madde de aynı şekilde sorunludur. Bu maddede kamu idarelerine tahsisli Hazine taşınmazlarının atıl durumda olduğu gerekçesiyle tahsisin kaldırılması, Hazine adına tescil edilmesi, Bakanlığa veya bağlı kuruluşlara bedelsiz devredilmesi öngörülüyor. Burada en kritik kavram atıl kavramıdır; neye göre atıl, kime göre atıl? Bir alanın bugün boş görünmesi onun kamu yararı taşımadığı anlamına gelmez. Bir taşınmazın yapılaşmamış olması onun ekolojik, toplumsal, tarımsal ve kamusal değerinin olmadığı anlamına gelmez. Türkiye'de yıllardır yaşadığımız sorun da tam da budur, boş görülen her alan rant alanı sanılıyor. Yeşil alanlar, kıyılar, meralar, kamu arazileri, sosyal donatı alanları önce atıl alan ilan ediliyor, sonra da bir bakıyoruz ki buralar imara, projeye açılıyor. Zaten hiçbir yerde kamu arazisi bırakmadınız, kalanları da böyle atıl ilan ederek el mi koyacaksınız? "Sosyal konut yapacağız." diyorsanız buyurun yapın ama sosyal konutu da yerel yönetimleri dışlayarak, her şeyi, bütün yetkileri Bakanlık uhdesine alarak yapamazsınız.
Sayın milletvekilleri, 21'inci ve 24'üncü maddelerde zemin ve temel etütlerine ilişkin yeni bir yetkilendirme sistemi getiriliyor. Elbette zemin etüdü, beton kalitesi, yapı güvenliği son derece önemlidir, hele ki deprem ülkesi olan Türkiye'de bu alanda en küçük ihmale dahi tahammülümüz yoktur. Ancak burada sorulması gereken şudur: Bu düzenleme gerçekten yapı güvenliğini mi artırıyor yoksa yeni bir yetkilendirilmiş özel kuruluş piyasası mı yaratıyor? (CHP sıralarından alkışlar) Etüt ve denetim süreçleri bakanlıkça belgelendirilecek kuruluşlar üzerinden yürütülecekse bu kuruluşların niteliği, mühendis yeterliliği, meslek odalarıyla ilişkisi, kamu denetimi ve sorumluluk rejimi kanunda açıkça yazılmalıdır ama siz burada maalesef gene aynı hatanın içine düştünüz, maalesef gene meslekleri itibarsızlaştırdınız. Depremde on binlerce insanını kaybetmiş bir ülkede yapı güvenliğini piyasalaştırarak değil bilimsel denetimi güçlendirerek sağlayabilirsiniz.
28'inci maddeye ayrıca dikkat çekmek istiyorum: Bu maddede depremzedeler bakımından olumlu gördüğümüz hükümler var fakat 500 bin konutu yetiştirelim diye skor peşinde koşarken ne çevreyi ne eğitimi ne sosyal donatıları düşünmeden kutu kutu ev yapıp anahtar dağıtma peşindesiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Yaptığınız deprem konutlarını da gördük, her tarafı dökülüyor. Rezerv alan konusunda mağduriyetleri bir türlü gideremediniz. Mağdur vatandaşlarımızın feryadını dinlemiyorsunuz. Anahtar teslimi yaptığınız on binlerce depremzede hâlen maalesef konutuna yerleşmedi. Çevre düzenlemesi diye depremzedelerimizden âdeta haraç kesiyorsunuz. Kısacası, depremzedeyi bir deprem vurdu, bir de siz vurmaya çalışıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, 28'inci maddeyle bakanlık ve TOKİ'nin yürütmesi gereken bazı yetkiler Kentsel Dönüşüm Başkanlığına aktarılıyor. Başkanlık hazineden bedelsiz devraldığı taşınmazı satabilen, gelirleri Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına aktarabilen, ihale ve bütçe denetimi bakımından tartışmalı, geniş bir mali yapıya dönüştürülüyor. Afet sonrası devletin görevi bellidir, depremzedeye güvenli konut sağlamak, yerinde dönüşümü desteklemek, mülkiyet sorununu çözmek, rezerv alan sorunlarını yaratmamak, vatandaşı borç ve belirsizlik içinde bırakmamaktır. Ama siz bu süreci Kentsel Dönüşüm Başkanlığı eliyle taşınmaz satışı yapan, özel hesapta gelir toplayan geniş yetkili bir yönetim mekanizmasına dönüştürürseniz burada sosyal devlet değil, merkezî gayri menkul idaresi kurmuş olursunuz. Dahası, bu Başkanlığın ayrı bir kamu tüzel kişiliği olmadan bu kadar geniş mali ve idari yetkilerle donatılması idari sorumluluk ve denetim açısından da ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Gelelim 2/B olayına; bakın, birçok bölgede 2/B sorunu var. Şimdi belki süreyi uzatıyorsunuz, taksitlendiriyorsunuz ama yeterli değil. Değerli milletvekilleri, zaten 2/B arazilerini bu vatandaş işletiyor. Ya, orada gelir elde etmeye çalışıyor, geçinmeye çalışıyor. Yani bunu bir arsa parasına tahvil ederek hemen yakınındaki arazi fiyatıyla eşitleyerek ne yapmaya çalışıyorsunuz, onu toprağından koparmaya mı çalışıyorsunuz? Yani bütün vatandaşların, bütün kesimlerin üzerinden geçtiniz, şimdi de toprak sahibi olup orada üretim yapmaya çalışan vatandaşın elindeki o biriktirdiği parasını da almaya çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Evet, değerli milletvekilleri, bu teklifin bütününe baktığımızda aynı zihniyeti görüyoruz. Bir taraftan yerel yönetimlerin elini kolunu bağlıyorsunuz, diğer taraftan merkezî idareye olağanüstü hız ve olağanüstü yetki veriyorsunuz. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla güç değildir, Türkiye'nin asıl ihtiyacı: Güçlü yerel yönetimlerdir, şeffaf kamu yönetimidir, mülkiyet hakkını koruyan idaredir, deprem gerçeğini piyasa mantığıyla değil, bilimsel ve kamusal denetimle ele alan bir yapı güvenliği sistemidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEYİT TORUN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Sosyal konutu, rant ve merkezi yetki aracı değil, barınma hakkının güvencesi olarak gören bir anlayıştır.
Değerli milletvekilleri, buradan bir gerçeği daha ifade etmek istiyorum. Bakın, birçok bölgemiz talan ediliyor, vahşi madenciliğe peşkeş çekiliyor. Bugün bütün bölgelerimizde, doğusunda, batısında, kuzeyinde maalesef büyük bir talan var. Benim ilimde de aynı şekilde talan var. Bu talana hep beraber "dur" demek için cuma günü orada Çoban Tepesi'nde olacağız, bütün yurttaşlarımızı da oraya davet ediyoruz ve vahşi madenciliğe karşı direnmeye davet ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkenin toprağı altından daha kıymetlidir ve Genel Kurulu saygıyla selamlarken vahşi madenciliğe "hayır" diyoruz. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)