| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 90 |
| Tarih: | 05.05.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Önümüzdeki kanun da, yarın Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecek olan imtiyaz kanunu da, çok çeşitli diğer kanunlar da tek bir sebeple karşımıza geliyor: Ekonomik programın iflas etmiş olması. Esas kök sebebi konuşmadan bu kanunları konuşmamızın da ne kadar anlamı var size soruyorum.
Şimdi, ekonomik programın çöktüğü zaten bugün Merkez Bankası Başkanının Meclisimize yaptığı ziyarette de bir kez daha ortaya çıktı. Ortadaki enflasyon verileri de, diğer veriler de hakikaten bu programın işlemediğini gösteriyor, ha, işlemiyor derken şunu kastediyorum: Balıkesir için işlemiyor, Konya için işlemiyor, Trabzon için işlemiyor, Diyarbakır için işlemiyor yoksa Londra için, New York için, Hong Kong için gayet güzel işleyen bir program var karşımızda. Ama tabii, bizim gündemimiz vatandaşımızın sofrası, sanayicimizin tezgâhı, çiftçinin tarlası, KOBİ'nin kasası olduğu için programın işlemediğini net bir şekilde görüyoruz.
Şöyle bir bakalım: Yıllık enflasyon hâlâ yüzde 32,4 civarında, aylardır aynı yerde duruyor. Sene başından beri bugüne kadar yüzde 14 civarında bir enflasyonla karşı karşıyayız yani yılbaşında verilen zamlar zaten eridi, bitti, gitti. Yüzde 14'lük kayıp ne demek? Bir yılda iki aylık maaşın yok olması demek. OVP hedefi biliyorsunuz, yüzde 16'ydı, senede yüzde 16 enflasyon öngörülüyordu, bunu biz zaten dört ayda yedik bitirdik ama piyasa anketine göre, gene Merkez Bankasının anketine göre vatandaşlarımız, reel sektörümüz bunun 2 katı kadar enflasyon bekliyor, hane halkımız bunun 3 katı kadar enflasyon bekliyor yani hakikaten çalışmayan bir programla karşı karşıyayız. Ama daha da önemlisi, bu iş bir toplumsal yaraya da dönüşüyor bilhassa istihdamdan bahsediyorum; son bir senede 400 bin istihdam kaybımız var, 400 bin. Bakın, işsizlere iş bulmaktan bahsetmiyorum, iş aramaktan, yılanları iş gücüne kazandırmaktan bahsetmiyorum, iş gücüne yeni katılanlara bir şey bulmaktan bahsetmiyorum; mevcut iş gücünden 400 bin kayıptan bahsediyorum. Hakikaten toplumsal bir faciayla karşı karşıyayız. Nitekim, 3,3 milyon vatandaşımız artık iş aramaktan yıldığı için atıl iş gücüne geçmiş durumda. 3,3 milyon insanın umudunu, gelecek hedefini ortadan kaybetmiş bir programla karşı karşıyayız.
Sanayi üretimi dört yıl önceyle aynı seviyede, sanayi istihdamı da keza dört yıl önceyle aynı seviyede, tarım da beş yıl önceyle aynı seviyede. Bunu söyleyince tabii hemen "Savaş var kardeşim." diye bir cevap geliyor. Bütün bu veriler savaş öncesine ait yani mazotun 20 liradan 58 liraya çıkması savaş öncesine ait, tarımın yerinde sayması savaş öncesine ait, sanayinin dört yıldır yerinde sayması savaş öncesine ait. Yani başarısızlık gemisi bahaneler denizinde yüzmüyor, yüzemiyor.
Türkiye'deki tartışmalar maalesef 4 tane "P" etrafında ele alınıyor. Bunlardan birincisi, bir polyannacılık. Polyannacılık ne? Herşey tamam, mesele yok, program çalışıyor demek; bunun olmadığını vatandaşımız her çarşıya çıkışında, her pazara gidişinde, her fatura ödeyişinde zaten görüyor. İkincisi, pansumancılık. "Bu program zaten iyi, fena değil; ucundan kenarından birazcık düzeltirsek işler yürür." diyen bir yaklaşım; bunun olmadığı da zaten aşikâr bir şekilde karşımızda. Üçüncüsü, büyük bir panikle sadece panikten bahsetmek. Ama vatandaşımız zaten bu gerçeği yaşıyor, o bakımdan "Ne yapacaksınız?" diye doğal olarak bizlere soruyor ve bazen de dördüncüsü, hesapsız kitapsız bir popülizmle gökteki bulutları vatandaşımıza vadetmek, bu da geçer akçe değil.
Peki ne yapılması lazım? Hem kısa vade hem orta vade olarak 2 başlık altında özetleyeyim. Kısa vadede birincisi, KOBİ'nin, sanayicinin KDV alacağının ödenmesi lazım. Teşvik vereceğinize sanayiciye, KOBİ'ye olan borcunuzu bir ödeyin, ondan sonra teşviki falan konuşursunuz.
İkincisi; esnaflara makul bir şekilde SGK ve vergi ödemelerini, borçlarını bir taksitlendirin; düşük faizle, makul sayıda taksitle bunun önünü açın. Zaten alamayacağınız parayı bir de esnafa yük olarak bindirmeyin. Ha, bunu yaparken bugüne kadar borcunu tam ve zamanında olarak ödeyen esnafa da bir bonus verin, bir prim verin; böylelikle mazbut vatandaşa, kanuna uyan vatandaşa, yükümlülüklerini yerine getiren vatandaşa da sahip çıkın.
Üçüncüsü; teknoloji girişimcilerinin teşviklerini, geçen yıldan kalma teşviklerini hâlâ ödemediniz. Evvelki hafta ODTÜ Teknokentteydim, genç arkadaşlarımız bundan da dolayısıyla çok dertliler. Onları bir ödeyin. Yani yeni teşvikler vereceğinize zaten vadettiğiniz, tahakkuk etmiş teşvikleri bir ödeyin, ondan sonra yenisine bakarız.
Dördüncüsü; çiftçi için, şehir içi ulaşım için mazottaki ÖTV'yi bir kaldırın, genel olarak enflasyonu böylelikle aşağıya çekin.
Ve beşincisi; gelir vergisi dilimlerini güncelleyin. Bugün birazcık bu konu üzerinde durmak istiyorum çünkü ücretli çalışanlarımız bir değil iki yönden darbe alıyorlar. Bakın, zaten gelir vergisinin yarısından fazlasını, yüzde 53'ünü ücretli çalışandan alıyorsunuz; üstüne üstlük toplam verginin de üçte 2'sini orta direkten alıyorsunuz KDV ve ÖTV marifetiyle. O bakımdan, çalışan arkadaşlarımızın iki yandan kemirilen ücretlerine bir son vermemiz lazım. İki yandan derken şunu kastediyorum: Bir taraftan enflasyon aybeay zaten o ücretleri aşağı doğru çekiyor; öbür taraftan kâğıt üstünde artan, reel olarak artmayan, sanal olarak artan maaşlar, bir sonraki gelir vergisi dilimine girdikleri için daha yüksek bir vergi ödemesi gerçekleşiyor. Yani, vatandaş, bir yandan enflasyona yenilirken, öbür taraftan artmayan maaşından daha fazla vergi öder hâle geliyor, iki taraftan kıstırılmış oluyor. Bu çifte kıskaca "hayır" diyoruz.
Şimdi, bakın, son yirmi beş yılın tablosu çok açık. 2000 yılında ilk gelir vergisi dilimi, ilk defa gelir vergisi ödeyeceğiniz seviye brüt asgari ücretin 21 katıydı, 21 kat; şu anda bu 6 kata indi. Yani asgari ücretin 20 katında gelir vergisi ödemeye başlarken 6 katında gelir vergisi ödemeye başlıyorsunuz. Neden? Bu dilimler yeterince güncellenmediği için. Bu güncellense vatandaş daha az vergi ödeyecekti, orta direğin cebine daha çok para kalacaktı. Sayın Mehmet Şimşek de hiç merak etmesin, o para zaten harcanacağı için KDV'sini, ÖTV'sini gene alacaktı, pek bir vergi kaybı da olmayacaktı.
Örneklerle birazcık açayım. Şimdi, bugün ilk tarifedeki dilim yüzde 15, 190 bin liraya kadar, bunun eskisi gibi güncellenmesi hâlinde ne olacaktı? Asgari ücretin 1,5 katı kazanan ortalama özel sektör çalışanının cebinde senede 20 bin lira daha çok para kalacaktı, bir kurban parası tasarruf edecekti. Asgari ücretin 2 katı kazanan bir vatandaşımızın cebinde senede 34 bin lira daha fazla para kalacaktı, en azından bir aylık kredi kartı borcunu ödeyebilecekti. Asgari ücretin 3 katını kazanan sanayi işçilerimizin ve bazı memurlarımızın çoğunluğu için senede cebinde 62 bin lira kalacaktı, haftada bir pazar alışverişine destek olacaktı. Asgari ücretin 5 katı kazananların cebinde de senede 100 bin liraya yakın para kalacaktı, en azından onlar da ciddi bir masraflarını karşılamış olacaklardı. Yani bu dilimlerin güncellenmesi vatandaşın cebinde daha çok para bırakacaktı; çarşıyı, pazarı bereketlendirecekti; devlet için de pek bir kayba yol açmayacaktı.
Peki, bunları yapmak yerine Hükûmet ne yapıyor? Hükûmet bizim karşımıza yeni bir kanun teklifiyle geliyor, kapitülasyonlar öneriyor. Yarın, alelacele Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilecek yasa teklifiyle yurt dışından gelenlerin yurt dışındaki kazançlarını yirmi yıl boyunca muaf yapıyor. Arkadaşlar, Türkiye'de çalışmak, kazanmak cezalandırılacak bir şey mi? Neden bu iş sadece yabancılar için yapılıyor? Yerli yatırımcı günah keçisi mi? Türkiye'de çalışan orta direk vatandaş enayi mi? Neden bu teşvikler sürekli başka taraflara veriliyor? Yani anlıyorum, Sayın Mehmet Şimşek bu insanlara "Local people." diyor, "Yerliler." diyor. Yerliler yani ikinci sınıf insan mı? Sürekli bu işi yabancılar için yapıyorsunuz. Orta direği güçlendirmezsek biz güçlü, kapsayıcı kalkınmayı da başaramayız, demokratik hukuk devletini de kökleştiremeyiz, bunu "iki kere iki dört" şeklinde bilelim. Peki, daha orta vadede bu beş tane maddeye ilaveten ne yapılması gerekiyor? Yani -demin saydım- SGK primlerinin yapılandırılması, KDV alacaklarının ödenmesi, teşviklerin ödenmesi, çiftçilerin ÖTV'sinin azaltılması, akaryakıtından vergi alınmaması ve gelir vergisi dilimlerinin güncellenmesine ilaveten önümüzdeki dönemde 5 tane orta vadeli yapısal değişiklik yapılması lazım. Birincisi, bu talebi kısma programının rafa kaldırılması ve arzı artıran, üretimi artıran, çalışmayı teşvik eden bir bolluk-bereket programını devreye almamız lazım. İkincisi sürekli yasaklarla örselenen hür teşebbüsün prangalarını bir çözmemiz lazım ki istihdam olsun, yatırım olsun. Üçüncüsü israf, şatafat ve yolsuzluk hortumlarını kesmemiz lazım. Dördüncüsü sosyal yardımların bir sadaka, bir lütuf, bir siyasi rant aracı olmaktan çıkarıp "insan onuru" ve "vatandaşlık hakkı" şeklinde yeniden tanımlamamız lazım. Son olarak beşincisi, ekonomiyi bir millî güvenlik meselesi olarak ele almamız lazım.
Değerli arkadaşlar, ekonomimizi kapitülasyonlarla, talebi baskılamakla daha fazla yoksullukla, terisne Robin Hood politikalarıyla yani fakirden alıp zengine para aktarmakla çözemeyiz. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, orta direği ezen, sanayiciyi borca boğan, çiftçiyi tarladan soğutan yaklaşım değil, bunun tam tersini yapan, bolca üreten, hakça kazanan, adilce bölüşen bir ekonomik programdır. Bunu da inşallah başaracağız.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)