| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 90 |
| Tarih: | 05.05.2026 |
CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin yüksek enflasyonun farklı gelir gruplarının üzerindeki etkilerinin araştırılması üzerine verdiği öneri adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tam bir ay sonra istikrar programı üçüncü senesini dolduracak. Üç sene önce yüzde 38 olan enflasyon dün açıklandı, yüzde 32. Hürmüz krizinin etkilerini de daha görmedik.
Bu istikrar programının 5 tane temel sebeple başarısız olacağını şimdi sizlere anlatmak istiyorum.
Bir, bu istikrar programının hiçbir yapısal tarafı yok. Bakın, sadece para politikasıyla, sadece faizleri değiştirerek hatta kamu maliyesinde değişikliğe giderek enflasyonla mücadele edilmez. İlk üretici ile son tüketici arasındaki üretim zincirini siz kısaltmadıkça, oradaki tekelci yapıyı kırmadıkça, enerjide verimlilik sağlamadıkça, tarım tarafında yapısal reformları hayata geçirmediğiniz sürece sadece Merkez Bankasının para politikasıyla bu enflasyonu düşüremezsiniz. Bu enflasyonun neden hâlâ çok yüksek olduğunun birinci sebebi.
İkinci sebebi, iletişim. Herkesi enflasyonun düşeceğine ikna ederseniz o enflasyon düşer. Şimdi, bakalım, biraz önce Sayın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yukarıda bir sunum yaptı ve dedi ki: "Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 27, hane halkına göre yüzde 50. Bu kadar büyük fark nereden çıkıyor? Şuradan çıkıyor: Çünkü Sayın Şimşek, sadece piyasa katılımcılarına yönelik bir iletişim çalışması yapıyor. Siz hiç Sayın Şimşek ve değerli bürokratlarını halkın arasında emekliye, emekçiye, öğrenciye, ev hanımına, sanayiciye, küçük orta ölçekli işletmeye, çiftçiye istikrar programını anlatırken onları enflasyonun düşeceğine ikna ederken gördünüz mü? Ben görmedim. Sadece finans piyasalarına yönelik bir piar çalışması, bir iletişim çalışması yürütüldüğü için bugün hane halkı piyasa katılımcılarının tersine, enflasyonun yüzde 50 olmasını bekliyor yani iletişim tarafı zayıf.
Üç, riskli, ciddi anlamda bir kur riski var. Bakın, Türkiye'nin döviz açık pozisyonu 230 milyar dolar, neden? Çünkü sizler üç sene boyunca kuru tamamıyla sabit tutan ve artık demode olmuş tehlikeli bir istikrar programında ısrar ediyorsunuz. Döviz açık pozisyonun 230 milyar dolar olduğu, Hürmüz kriziyle beraber 20 milyar dolar daha ekstradan bir maliyetin geldiği bir yerde bu istikrar programını yürütmek oldukça risklidir. Bakın, bugün kur yukarı doğru hareket etmeye başlasa, dövizden döviz cinsinden borçlandığı için, dövizin yatay seyredeceğini düşünüp döviz cinsinden borçlandığı için birçok sanayicimiz, işletmecimiz zor durumda kalır. O yüzden istikrar programının bu ayağı da sakıncalıdır, risklidir. Dört, bu istikrar programı çok uzun bir istikrar programıdır. Şöyle söyleyeyim size: Dünyanın hiçbir yerinde enflasyonu düşürmek için üç sene geçiremezsiniz. Bakın, biraz önceki sunumdan size örnek vermek istiyorum, Merkez Bankası Başkanı sunumundan. Dedi ki: "Eğitimde ve gıdada yüzde 60 olan enflasyon yüzde 40'a indi, bu iyi bir haber." Gelin, sizle beraber bunun matematiğini yapalım. 100 lira olan bir mal, birinci sene sonunda yüzde 60 enflasyonun olduğu bir yerde 160 liradır, üzerine bir de yüzde 40 enflasyon eklerseniz, 224 lira olur yani yüzde 60 enflasyondan yüzde 40 enflasyona düşmeyi bir başarı olarak göstermek doğru değildir çünkü ortalama enflasyon hâlâ yüzde 61'dir. O yüzden de bir dezenflasyon programı bu kadar uzun sürmez. Bakın, istikrar programının başka bir sakıncası da var, çok maliyetli. Bugün, aranızda ihracatçılarla konuşan, sanayicilerle konuşan, Anadolu kaplanlarının olduğu illerden gelen çok değerli milletvekilleri var. Şöyle bir problemle karşılaşıyorlar: Siz yurt dışına ihracat yapmak istediğinizde ya da yurt dışındaki bir şirketle anlaşma yapmak istediğinizde, bakıyor, çalışanların dolar cinsinden ücreti çok yüksek; yüzde 40, yüzde 50 ama çalışanlara verdiğiniz TL cinsinden ücret de düşük. Dolayısıyla ne çalışanı memnun edebiliyorsunuz ne de bir iş gücü, bir rekabet gücü üzerinden ihracat yapmaya çalışan sanayiciyi memnun edebiliyorsunuz; burada çok ciddi bir problem var. İhracat odaklı iş yapan, çalışan işletmelerimiz bir, dolar cinsinden daha yüksek ücret verdikleri için rekabet güçlerini kaybediyorlar; iki, çalışanlara da kimsenin inanmadığı enflasyon üzerinden bir ücret artışı verdiği için çalışanlar da memnun değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Dolayısıyla, ne çalışanları memnun edebiliyorsunuz ne de ihracat odaklı çalışan sanayiciyi memnun edebiliyorsunuz. Günün sonunda şunu söylemek lazım: Yüksek enflasyon her yerde tehlikedir, beraberinde bir toplumsal çürüme getirir, gelir dağılımını bozar, rekabet gücünü zayıflatır, özellikle dar gelirli kesimlerde hayat pahalılığını çok ciddi anlamda hissettirir ve bir şey daha var, en kötüsünü maalesef görmedik: Eğer bu istikrar programında ısrar ederseniz, haziranın sonu, temmuz başı gibi Hürmüz kriziyle beraber küresel bir risk, küresel bir enflasyon şoku gelecek.
Ben buradan sayın bakanlarımızdan, Sayın Cumhurbaşkanından, kıymetli bürokratlardan şunu istiyorum: Temmuz ayında gelecek olan yeni bir küresel şoka karşı bizim ekonomimiz ne kadar dayanıklı, ne yapmayı planlıyoruz? Tekrar söylüyorum: Haziran ve temmuzda bütün dünyaya bir şok geldiği zaman biz buna nasıl karşılık vereceğiz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)