| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 86 |
| Tarih: | 23.04.2026 |
İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Sayın Başkan, siyasi partilerimizin Saygıdeğer Genel Başkanları, sayın milletvekilleri, değerli büyükelçiler, kıymetli misafirler, büyük Türk milleti; hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Geçen yıl bu kürsüde yine 23 Nisan vesilesiyle yaptığım konuşmada şu sözü dile getirmiş, "Çocuklarımız neşe dolu değil, ben de bundan mahcubiyet duyuyorum." demiştim. Ne yazık ki aradan geçen bir yıldan sonra mahcubiyetimiz azalmadı, aksine daha da büyüdü. Bu 23 Nisana da Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan okul felaketlerinin acısıyla giriyoruz. Maraş'ın kahramanlığı, Urfa'nın şanı Millî Mücadele'ye ve millî egemenliğin tesisine yaptıkları tarihî katkıdandır. Bugün ise o aziz şehirleri çocuklarımızın okullarında yaşadığı facialarla anıyoruz. Bu, hepimiz için çok daha büyük bir mahcubiyet ve aslında ağır bir mağlubiyettir. Bu mahcubiyet, sadece hissedilecek bir keder değil, devlete, siyasete ve bu Meclise düşen büyük bir sorumluluğun da ifşasıdır, mağlubiyet ise bu çatının ağırlığına karşı bizim, hepimizin mağlubiyetidir.
Olayı münferit bir hadise olarak görüp işi yine Meclisin yetkisiz kılındığı bu sistemde yürütmenin koyacağı yasaklara ve sert tedbirlere bırakabiliriz. Şaşırmıyorum ki iktidarın ilk konuştuğu başlıklar da bunlardır: Polisiye tedbirler geliştirmek, sosyal medyaya yasak getirmek, okul girişlerine turnike yerleştirmek vesaire. Baştan söyleyeyim, bunların hiçbiri bir işe yaramayacaktır çünkü çocuklarımızın okullarına korku ve endişe içerisinde gidiyor olması yalnızca bu saldırılardan ibaret değildir, evlatlarımız bir geleceksizlik sarmalındadır, belirsizlik kuşatmasındadır, çocuklarımız göz göre göre değersizleşmektedir. Tesadüf değildir ki bugün çocuklarımız ne durumdaysa millî egemenliğimiz de aynı durumdadır, çocuklarımıza nasıl bakıyorsak işte bu kutlu çatıya da aslında öyle bakıyoruz, çocuklarımız nelerden mahrumlarsa Meclisimiz de aynısından mahrumdur, millet iradesi nasıl gölgelenmişse çocuklarımızın istikbali de öyle gölgelenmiştir, hiç kimse de bu sorumluluktan münezzeh değildir. Dünyada da benzer olaylar oluyor diye bahaneler üretebiliriz, kendimizi sabahtan akşama kadar kandırmaya çalışabiliriz ama netice asla değişmez.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk milletinin hayallerinin, umutlarının, heyecanlarının; refah, adalet ve huzur taleplerinin iktidar oylarıyla reddedildiği bir tören alanına dönüştürülmüştür. 23 Nisanın ruhu buna razı değildir, Gazi Meclisin hatırası buna razı değildir, bu milletin evlatları da emin olun ki bu olup bitenlerden razı değildirler.
Aziz milletim, ister istemez aklım eskilere gidiyor yani çocukluğuma, gençliğime. "Nerede o eski zamanlar?" demek için değil, bir çocuğun kendini değerli hissetmesinin ne demek olduğunu hatırlatmak için bunları söylüyorum. Ben o bayramlardaki çocuk olarak kendimi hep değerli hissederdim. Okul bahçesinde, hükûmet meydanında, resmî geçitlerden marş söylerken o bayrağın, o şiirlerin, o sözlerin bir parçası olduğumu bilirdim. "Türküm, doğruyum, çalışkanım." diye başlayan "Varlığım, Türk varlığına armağan olsun." diye tamamlanan andın içinde kendime bir yer bulurdum. Benim diye bildiğim, "Bu benim." diyebildiğim birçok şey vardı ve feyz aldığım çok şey vardı, gerçekleşeceğinden emin olduğum birçok hayalim vardı. İşte, bir çocuk için aslında bunlar değişmemeliydi. Sonra 1970'ler, 1980'ler; yıllar geçince insan çok daha iyi anlıyor ki her birimiz aslında daha iyi bir Türkiye kavgasının içindeymişiz. Bu bir aidiyetin; bize, bizliğe dair bir kavganın içinden geçmekti. Sonunda başımıza ne gelirse gelsin Büyük Atatürk'ün kurduğu cumhuriyette bize yer olduğunu biliyorduk. İşte, bu da değişmemeliydi.
O günlerden bugüne yarım asırdan fazla zaman geçmiş, yaşıtlarım da aynı duyguları hissediyordur; çocukluğum, gençliğim uçup gitmiş. Bugün artık hayatın yeni bir evresinde, milletime hizmetime, bir siyasi partinin Genel Başkanı ve bir parlamenter olarak devam ediyorum.
Yaşadıklarım, milletimin yaşadıkları; hayal ettiğimizden, ülkü bildiğimizden fersah fersah uzaktadır. Bu yarım asrın tam yarısında Türkiye'yi tek başına bir iktidar yönetmiş; "millî ve manevi değerlerimiz" demiş, "millî irade" demiş, "aile" demiş, "kalkınma" demiş, "adalet" demiş; hangi mefhumu andıysa ya sakatlamış ya hasta etmiş, hatta yok etmiş. Cuntacıların kapatarak ezdiği millî egemenlik, yetkisiz bir Meclis yaratılarak bu derece istiskal edilmemeliydi. Meclis, Meclis gibi olmalıydı ve işte bu da asla değişmemeliydi.
Biz gençlerin, çocukların, bebeklerin bile can güvenliğinden endişe ederken bu iktidar hâlâ devleti kurtaracağını vadediyor bize. Yirmi beş yılın ardından kimin, neyden kurtulacağını anlayabileceğimi zannetmiyorum. "Hangi devleti?" diye soruyorum hâliyle. Temelinde millet olmayan bir devlet yaşayabilir mi? Temelinde aile olmayan bir millet ayakta kalabilir mi? Temelinde fert olmayan bir aile var olabilir mi? Kabahatin, ihlalin, hatta suçun ödüllendirildiği bir ülkede fert güvende olabilir mi? Bu kadar siyasetçinin, bu kadar gazetecinin, akademisyenin, gencin tutuklandığı bir ülkede o fert hayal kurabilir mi, söz söyleyebilir mi, hak talep edebilir mi?
Bugün çatısı altında bulunma şerefini taşıdığımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin ana aktörü olduğu Türk inkılabının birbirini tamamlayan iki ana çizgisi vardır: İlki, millet temeline dayanan Türk millî devletini kurmasıdır. Bu devlet üniter bir devlettir. İkincisi ise, kişisel imtiyaz düşüncesinin yerine, millî egemenliğinden kaynaklanan cumhuriyet devletini kurulmasıdır. Bu sebeple, egemenlik millet adına sorumluluk almak demektir. Bu sorumluluk gönüllü alınır ama yapılan vazifelerin hesabı zorunludur. O zorunluluk çocukların hayatını korumak demektir, ona anlamlı hedefler göstermek demektir, aileye ve millete aidiyetleri için gerçek nedenler sunmak demektir, göklerde uçabilecek uçaklar yapmaları ve onları uçurmaları için önce göklerinde uçurtma uçurabilecekleri bir Türkiye'yi sağlamak demektir. 23 Nisan, işte bu sebeple çocuklara adanmıştır. Disiplin ile sevginin, bilim ve kültürün, düzen ile özgürlüğün, eşitlik ile adaletin bir arada mümkün olabileceğine inanırız. Kendimizi daha iyiye layık görürüz. Bu sebeple Türk milleti kendisine kati bir yön tayin etmiştir ki o yönün adı cumhuriyettir. Bugün 106 yaşındaki bu çatıyı yeniden güçlü kılmak zorunda kaldığımız için aslına bakarsanız hicap, çocukluğumdan beri bana öğretilenlere sadık kaldığım içinse gurur duyuyorum. Bu Meclisi yeniden milletin sesinin, milletin aklının ve vicdanının, en önemlisi de kudretinin merkezi kılmak bizim yegâne temennimiz ve mücadelemizdir. Bir daha hiçbir anne ve baba çocuğunu okula korkuyla göndermesin, bir daha hiçbir şehir çocuklarının yaşadığı felaketlerle anılmasın, bir daha hiçbir 23 Nisana mahcubiyetin gölgesi düşmesin.
Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu Meclisi kuran iradeyi, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını rahmetle ve minnetle anıyor, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyorum. Yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından ayakta alkışlar)