| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 22.04.2026 |
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada binlerce yıllık Anadolu kültürünün ve ortak yaşam bilincinin temel direklerinden biri olan meralarımızdan söz etmek istiyorum. Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı günden bu yana toprak, su ve otağa kurduğu bağın özünde mera bilinci vardır. Göçebe hayatın ortasında bile otağın nereye kurulacağını, sürüsünün nereye salınacağını bilen Türk, merayı yalnızca otlak değil, devletin düzenini ve toplumsal adaletin bir sembolü olarak görmüştür. Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Osmanlı'dan cumhuriyete, her dönemde meralar kamu malı sayılmış, mülkiyeti devlete, kullanımı millete ait olmuştur. Çünkü bu toprakların insanı iyi biliyor ki mera satılırsa bereket biter, bereket biterse millet zayıflar. 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi, meraları, devlet mülkiyetinde, halkın ortak yararına tahsil edilen metruk araziler arasında tamamlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan arazi ve ziraat kanunları da bu anlayışı sürdürmüştür. Yine, 4342 sayılı Mera Kanunu'nda, meraların amacı dışında kullanılması açıkça yasaklanmıştır. Ancak ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada bu kadim anlayış ciddi şekilde zedelenmiştir. Bir zamanlar köylerin etrafında nefes alınacak kadar geniş meralarımız vardı. Köylü, sabah hayvanını saldığı merada akşam tekrar bulurdu, meralarda çocuklar koşar, obalar kurulur, imece yapılırdı. Bugün ise o meralar ya imara açılmış ya maden sahası olmuş ya da rantçıların hedefi hâline gelmiştir. Tarımın, hayvancılığın, hatta köy hayatının sigortası olan bu alanlar artık betonla ve tel örgülerle çevrilmiş durumdadır. Oysa mera toprağın dinlendiği, doğanın nefes aldığı alanlardır. Meralar yok olursa yalnızca hayvanlar değil insanlar da nefessiz kalır.
Değerli milletvekilleri, meralar yalnızca ekonomik değil aynı zamanda hukuki ve medeni bir meseledir. Bugün karşı karşıya kaldığımız sorunların büyük bölümü mevzuattaki boşluklardan ve yetersiz denetimlerden kaynaklanmaktadır. Mera vasfını kaybetmiş binlerce hektar alan bir gecede alınan kararlarla madenciliğe ya da yapılaşmaya açılmaktadır oysa Anayasa'mız ve 4342 sayılı Mera Kanunu meraların amacı dışında kullanılmasını açıkça yasaklamıştır. Ne var ki uygulamada bu hükümlerin içi de büyük ölçüde boşaltılmıştır. Ayrıca, Büyükşehir Yasası çıkmadan önce köy statüsünde olan yerlerde köy içi alanlar o alanda yaşayan, orada yaşayan insanlara yüzde 50 indirimle, taksitle verilirdi. Şimdi, bu Büyükşehir Yasası'yla birlikte dışarıdan herhangi bir insan ihaleye giriyor internet üzerinden, TOKİ satıyor, ilçe belediyeleri satıyor, Millî Emlak satıyor; rekabet edemiyor köylüler ve burada sosyal doku da çok bozuluyor, buradaki yaşam değişiyor. İnsanlar köylerini zaten boşaltıyorlar dolayısıyla, bu Büyükşehir Yasası'nın mutlaka güncellenmesi veya yeniden ele alınması lazım. Gençlerimiz doğdukları toprakları terk ediyor, geride ise sessizleşen köy meydanları kalıyor. Toprak işlenmiyor, üretim azalıyor, tarlalar boş, meralar sahipsiz. Ne yazık ki köylülerimizi sadece göçle değil yasalarla da yok olmaya mahkûm ediyoruz. Büyükşehir Yasası'yla "köy" kavramı ortadan kaldırıldı, mahalleye dönüştürüldü. Bu dönüşümle birlikte yalnızca tabelalar değişmedi, bir kültür, bir yaşam biçimi de sessizce yok olmaya başladı. Yine de her şeye rağmen direnen bir köylü hâlâ var, bu ülkedeki ağaçlarına sarılan, tarlasına sahip çıkan, merasına göz dikenlere karşı dimdik duran bir irade yaşıyor hâlâ çünkü o biliyor ki mera giderse vatan gider. Bugün Anadolu'da hayvancılıkla uğraşan bir çiftçiye sorun, "Mera kaldı mı? Hayvanı otlatacak yer yok, su yok, ot yok." der.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Bu yalnızca ekonomik bir zorluk değil kültürel bir kayıptır. Meralar tıpkı ormanlarımız, akarsularımız ve göllerimiz gibi milletin ortak malıdır. Onları korumak yalnızca bir idari görev değil millî bir sorumluluktur. Bizler atalarımızdan devraldığımız bu toprak mirasını torunlarımıza bırakmakla mükellefiz. Dolayısıyla "Mera kadimden beri meradır, hususiyeti değiştirilemez." bu ilkeyi yeniden hayata geçirmeliyiz. Yeniden 1998'de çıkardığımız Mera Kanunu'nu özüne kavuşturmalıyız. Vahşi madencilik yerine yeşillere duyarlı madenciliği, kısa vadeli rant yerine uzun vadeli millî menfaati öncelemeliyiz. Köyleri mahalle yaparak, tarımı hiçe sayarak, yer altı ve yer üstü servetimizi rantçılara kazandırarak kalkınma hedefi koyamayız.
Herkese hayırlı akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)