| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 22.04.2026 |
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Öncelikle, şu an hâlen Kurtuluş Parkı'nda hakları ve alacakları için direnmek zorunda bırakılan maden işçilerini saygıyla selamlıyorum.
Biz bu yasa konuşulurken çok zor şeylerle karşılaştık ve açıkçası bu sınavdan hiç de iyi çıkmadık. Hâliyle bugün çocukları konuşmamız gerekiyor, hele hele 23 Nisana giderken. Bu kürsüde 23 Nisana giderken çocukları konuşmak yalnızca bir temenniyi değil ağır bir sorumluluğu hatırlatmayı gerektirir çünkü bu ülkede milyonlarca çocuk için bayram ile gerçeklik arasındaki mesafe her geçen gün büyümektedir. Bugün çocukların işçileştirilmesi istisnai bir sorun değil sistematik bir sömürü düzeninin parçası hâline gelmiştir. 19'uncu yüzyıldan bu yana verilen mücadelelerle sınırlandırılmaya çalışılan çocukların işçileştirilmesi bugün yeniden görünür ve yaygın bir hâle gelmiştir. Uluslararası normlara rağmen çocuk haklarının güvence altına alınması gereken alanlar ihmal edilmiş, çocuk emeği piyasanın insafına terk edilmiştir. Türkiye'de bu tablo çok daha ağırdır. Özellikle mesleki eğitim merkezleri yani MESEM sistemi çocukların eğitim hakkını güçlendiren değil onları ucuz iş gücü olarak piyasaya süren bir mekanizmaya dönüşmüştür. Hukuken öğrenci sayılan çocuklar fiilen işçi olarak çalıştırılmakta, düşük ücretlerle ağır ve güvencesiz koşullarda üretim süreçlerine dâhil edilmektedir.
(Uğultular)
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Sayın Başkan, uğultudan kendi sesimi duyamıyorum.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerçekten duyamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Siz uyarmış oldunuz.
Sessizlik istiyor Sayın Hatip.
Buyurun Sayın Çubuk.
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Bu sistem çocukların eğitim hakkını ortadan kaldırdığı gibi, onları sosyal güvenceden, sağlıktan ve en temel haklardan da mahrum bırakmaktadır. Haftanın dört günü çalışması öngörülen çocuklar fiilen beş gün çalıştırılmakta, fazla mesaiye zorlanmakta, tatil hakları dahi yok sayılmaktadır. İzin isteyen çocukların da şiddet gördüğünü çok kez duyduk. Daha da vahimi, bu çocuklar yıllarca çalıştıkları hâlde emeklilik hakkı dahi elde edememektedir. Bu tablo bir ihmal değil, açık bir tercihtir. Çocukların haklarını ve varoluşlarını korumakla yükümlü olan kamu otoritesi bugün çocuk emeğini düzenleyen ve meşrulaştıran bir rol üstlenmiştir. Bu kürsüden sadece bir durum tarif etmiyoruz, aynı zamanda bir gerçeği hatırlatıyoruz. Çocukların işçileştirilmesi yoksulluğun, eşitsizliğin ve yanlış politikaların sonucudur; kader değildir, kaçınılmaz değildir.
İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi verilerine göre son yıllarda yüzlerce çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. 14 yaşındaki Arda'nın, 15 yaşındaki Erol'un, 16 yaşındaki Alperen'in yaşamını yitirdiği bu düzen çocukları koruyan değil, onları ölüme gönderen bir düzendir. Oysa hem Anayasa hem de tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler devlete çok açık yükümlülükler yüklemektedir: Çocuğun üstün yararını korumak. Biz DEM PARTİ olarak diyoruz ki: Çocuk politikaları parçalı, dar ve piyasa odaklı değil; çok katmanlı, bütünlüklü ve hak temelli bir anlayışla ele alınmalıdır. Çocuk bir ailenin geçim stratejisinin parçası ya da sanayinin ucuz iş gücü değildir, çocuk; eğitim, gelişim, oyun ve yaşam hakkına sahip bağımsız bir hak öznesidir. Bu nedenle yoksullukla mücadele politikaları çocukların eğitimde kalmasını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Eğitim sistemi çocukları erken yaşta iş gücü piyasasına iten değil; onları özgürleştiren, geliştiren bir yapıya kavuşturulmalıdır. Risk altındaki çocukları erken tespit edecek sosyal hizmet mekanizmaları güçlendirilmelidir. En acil olarak da çocuk sömürüsünü meşrulaştıran MESEM sistemi mevcut hâliyle ortadan kaldırılmalıdır. Ayrıca, açıkça ifade ediyoruz: Çocuk iş cinayetleri cezasızlıkla geçiştirilemez. Bu ölümler kaza değil, göz göre göre gelen yanlış politikalar zinciridir ve sorumluları en ağır şekilde yargılanmalıdır.
Çocukların yerleri fabrikalar, atölyeler, şantiyeler değildir; çocukların yeri okuldur, oyundur, yaşamdır. Bu nedenle çocuk politikalarını yalnızca bir başlığın altına sıkıştıran değil, tüm kamu politikalarının merkezine yerleştiren bir yaklaşım zorunludur. Biz bu anlayışla bir adım daha atılması gerektiğini söylüyoruz. Türkiye'de doğrudan çocuk haklarına odaklanan, tüm politikaları çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda koordine edecek bir çocuk bakanlığı kurulmalıdır. Bu yönde hazırladığımız kanun teklifini de tekrar tekrar, yıllardır olduğu gibi, Meclisin ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Çünkü çocuk haklarının güvence altına alınmasına ilişkin mevcut mekanizmaları kurmak ve etkin çalışmasını sağlamak bir temenni değil; kurumsal, hukuki ve siyasal bir zorunluluktur.
23 Nisana giderken şunu hatırlatmak isterim: Balıkesir Edremit'te bir fırın sahibi; İsmail Çelik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Fırına MESEM kapsamında gönderilen işçileştirilmiş çocuğu dokuz ay boyunca ölümle tehdit ederek istismar etmiştir. İsmail Çelik'le evli olan kadın durumdan şüphelenmiş, ortaya çıkarmış, bu nedenle şiddet görmüş ve evden kaçmıştır. Hakkında yakalama kararı olmasına rağmen gözaltına alınmayan İsmail Çelik'in fırınına 20 Nisanda MESEM hâlen öğrenci gönderiyordu, çocuk işçi gönderiyordu. Bu durdu mu, şu an bilmiyoruz.
Bunu buradan söyleyelim: Hiçbir şey yapamıyorsanız İsmail Çelik'in fırınına artık çocuk göndermeyin.
Teşekkürler. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)