GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:85
Tarih:22.04.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, günlerdir, biliyorsunuz, sağanak yağmur yağıyor. Bölgenin birçok ilinde de sel olduğunu biliyoruz; Siirt Kurtalan, Mardin'in Midyat ilçesi ve yine Hakkâri bu illerin başında geliyor. Tabii, bu illerde sağanak yağmur yağar, sağanak da olur, bunda bir problem yok. Fakat her seferinde bu sağanaktan sonra derelerin taşması, yolları su basması, gündelik hayatın aksamasının sorumluluğu kimdedir, gerçekten sormak istiyoruz. Şimdi, Derecik ile Şemdinli arasındaki yoldan bir manzara göstermek istiyorum: Bakın, insanlar kepçelerle taşınıyor. Bu yolu yapan, bu yolu bu hâle getiren Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Acaba kendisi neyle meşgul? Hakkâri bu ülkenin memleketi değil mi, bu ülkenin ili değil mi? Hakkâri'deki yollarla ilgili bir derdi var mı, sormak istiyoruz. Bakın, bu, iki, şehirler arası yol. Bu yol neresi? Van ile Hakkâri yolu. Yol kapanmış, günlerdir hastalar hastaneye ulaşamıyor, kente gıda girmiyor, ticaret durmuş durumda, tedarik zinciri aksamış durumda ama bakıyorsunuz, herkesin keyfi yerinde. Sanki Hakkâri'yi memleketten çıkarmışlar, Türkiye'nin sınırlarından çıkarmışlar gibi bir pozisyon alıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hakkâri halkı bunu kabul etmiyor.

Kış gelir, çığ düşer yollar kapanır. Çığlardan insanlar Hakkâri'den Van'a gidemiyorlar, Van'dan Hakkâri'ye gelemiyorlar. Yağmur yağar, heyelan olur, hiçbir önlem alınmıyor. Biz soruyoruz ya, neden? Yol yapmak bu kadar zor mu? İstinat duvarı yapmak bu kadar zor mu? Heyelanı engellemek bu kadar zor mu? 21'inci yüzyılda Hakkâri'nin yaşam hakkını gözetmeyen bu iktidarın bu tutumunu asla ama asla kabul etmiyoruz.

Bakın, yol yapmıyorlar, yaptıkları yolları su basıyor; insanlar yoldan geçip hastaneye gidemiyor, evine ulaşamıyor ama maşallah, Hakkâri'de adliye çok iyi çalışıyor. Hakkâri'ye kayyum atandığında protesto gösterisine katılan ve AKP'li Zeydin Kaya'nın akrabaları tarafından darbedilen 19 gence toplamda elli bir yıla yakın ceza verildi.

Şimdi, soruyoruz: Kayyum atamayı hak görüyorsunuz, kayyum atamayı bir problem olarak görmüyorsunuz, seçmen iradesine el koyuyorsunuz, seçme ve seçilme hakkını gasbediyorsunuz ve bütün bunları protesto etmek için sokağa çıkan gençlere hem işkence ediyorsunuz, darbediyorsunuz hem de utanmadan, sıkılmadan elli bir yıla varan cezalar veriyorsunuz. Böyle bir şey var mı ya Sayın Başkan, soruyorum? Bu hangi vicdanda var ya? Protesto anayasal bir hak değil mi? Bir seçmenin seçtiği belediye başkanına kayyum atandığında sokağa çıkmasının, "İrademi gasbedemezsiniz." demesinin, "Bu yanlıştır." demesinin nesi suç? Kim icat ediyor bu suçu? Kime göre suç?

Hukuku askıya almışlar, Anayasa'yı askıya almışlar, ülkeyi çiftliğe çevirmişler. Sokağa çıkana cop, madenciye cop, kayyum protestosuna cop, gazeteciye cop... Koca ülkeyi tımarhaneye çevirdiler. Bu gençlere elli bir yıl ceza verecek ne var ya, ne var bu dosyalarda? Ama AKP İl Teşkilatı orada çalışıyor, düşman ceza hukuku işliyor. Yargıçlar AKP'nin il, ilçe teşkilatlarının karşısında düğme ilikliyorlar, "Tabii, efendim; olur efendim." diyorlar. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.

Önce halkımıza hizmet edin, önce halkımıza eşit davranmayı öğrenin. Önce Hakkâri halkının yurttaşlık hakkını, anayasal hakkını tanıyacaksınız; bu bir lütuf değil, bu temel bir hak ve bu hak için mücadele edenlere de saygı duymayı öğreneceksiniz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) O anlamıyla, bir kez daha, bu düşman ceza hukukuna karşı mücadele ettiğimizi ve edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, bugün 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü. Tam yüz yirmi sekiz yıl önce Kahire'de Mikdat Mithat Bedirhan'ın öncülüğünde gazete kuruldu ve o günden bugüne de Kürt gazeteciliği yüz yirmi sekiz yıldır ayakta kalmaya çalışıyor. Kahire'den Cenevre'ye, oradan Londra'ya, oradan İstanbul'a uzanan çok uzun bir serüveni var. Çoğu zaman sürgün koşullarında, çoğu zaman asimilasyon koşullarında, çoğu zaman baskı ve zor koşullarda yazdı Kürt gazeteciler ve bugüne eriştiler, bugüne getirdiler Kürt gazeteciliğini. Bir gün olsun hakikati yazmaktan imtina etmediler, bir gün zulmün karşısında boyun bükmediler ve her biri de tarihin onur sayfasında isimlerini yazdılar. Bu vesileyle, bir kez daha, bugün de hâlihazırda gazeteci olmanın suç olduğu bir ülkede olduğumuzu ve gazetecilik yaptığı için de insanların cezaevinde tutulduğunu da hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir kez daha, gazetecilik suç değildir diyoruz ve bütün cezaevindeki gazetecilerin de serbest bırakılma çağrısını yapıyorum. Bu vesileyle, Musa Anter'den Gurbetelli Ersöz'e, Nagihan Akarsel'den Cihan Bilgin, Nazım Daştan'a kadar ve hakikati yazan ve bu uğurda yaşamını yitiren herkesi de minnetle, saygıyla yâd ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, günlerdir Türkiye kamuoyu Gülistan Doku dosyasını konuşuyor. Bugün bizim de bir önergemiz var, biz de bunu Meclisin gündemine getirmek istedik. İlk defa mı getirdik? Hayır. Kaç defa buraya grup önerisi olarak indirdik, her seferinde şurada oturan eller havaya kalktı ve Gülistan Doku dosyasının araştırılmasını engellediler. Niye engellemişler? Öğrendik ki atadıkları Vali zaten işin başındaymış, öğrendik ki dönemin Emniyet Müdürü -İl Emniyet Müdürü- işin başındaymış, öğrendik ki Tunceli İl Sağlık Müdürü -o dönemin Başhekimi- işin içindeymiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yani bir bütün halkın malından, canından sorumlu olan bir Mülki İdare Amiri bir cinayet suçlusu oğlunu korumuş, kollamış; yetmemiş, devletin bütün kurumlarını ve bütün birimlerini de bu suçun parçası yapmış. Peki, bunun sorumluluğu sadece o Valide mi? Hükûmetin sorumluluğu yok mu? Dönemin İçişleri Bakanlığının sorumluluğu yok mu? Elbette var, elbette var. Biz burada "Gülistan Doku nerede?" dediğimizde, biz sokakta "Gülistan Doku nerede?" dediğimizde itiraz edenler, burada sözlerimizi kesenler, sokakta karşımıza polis dikenler bizzat bu sürecin parçasıdır ve sorumlusudur. Sayın Adalet Bakanı diyor ya: "Ucu nereye giderse gitsin!" Evet, bekliyoruz, bu sözü önemsiyoruz; ucu kime giderse gitsin başta da dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olmak üzere herkesin araştırılması, herkesin bu konuda ifade vermesi gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sürem kalmadı ama 23 Nisanın arifesindeyiz, yarın 23 Nisan ve Çocuk Bayramı. Bu ülkede Meclisin Çocuk Bayramı hediye edilen tek Meclisteyiz ama ne yazık ki bu ülkede çocukların yoksulluk içinde yaşamını yürüttüğü de ülkelerden biriyiz. Bugün Çocuk Bayramı hediye edilen ülke gerçeğiyle çocukların okula aç gidip geldiği, MESEM'lerde yaşamını yitirdiği ülke gerçeğinin aynı anda yaşandığını da ifade etmek istiyorum. Bu konuda söylenecek çok şey var ama şunu söyleyerek bitireyim Sayın Başkan: Bu ülkenin bir çocuk bakanlığına ihtiyacı var, bu ülkede çocuğun üstün yararını gözeten bir anlayışa ihtiyaç var ve özellikle de Meclisin çocuğun yanında duracağı, çocuklar için yasa yapacağı bir sürece girmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bütün çocukların yarın ki 23 Nisanını kutluyorum ve ana dilinde eğitim alamayan çocuklar gerçeğinin de altını çizmek istiyorum. Artık bu ülkenin de bu utançtan kurtulması gerektiğini de ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)