| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 21.04.2026 |
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu yarısında ne kadar sağlıklı bir müzakere ya da konuşma yapılabilir, artık sizlerin takdirine bırakıyoruz ancak 23'üncü maddenin temel olarak konusu çocukları korumak ve özellikle önleyici tedbir konusu. Bu kavramlar ile şu yaşadığımız konjonktürde çocuklara yönelik yapılmış olan işlemleri yan yana getirebiliyor musunuz arkadaşlar? Size bu kavramlar ile şu anda Maraş'ta, Urfa'da yaşanan çocuk katliamların nasıl bir araya getirildiğini sormazlar mı? Sorarlar. Peki, cevabınız ne olur? Cevabınız aslında, korumak değil, bir baskı yaratmak, sansür yaratmak ve tek tipçi bir anlayışı burada da hayata geçirmeye çalışmaktan başka bir şey değil. Ben buradan bir kez daha, gerçekten, birazcık vicdan varsa, birazcık akıl varsa gerçeklerle yüzleşmenin ve o yüzleşilen gerçeklerle de birlikte müzakere ederek bu ülkeyi bu kadar çatışmalı, bu kadar körü körüne giden bir anlayıştan kurtarmaya çalışmanın çabasının daha kıymetli olacağını düşünüyorum. Bu ülkede biraz önce, daha doğrusu bugün itibarıyla alınmış olan komisyon kararının da -biraz önce arkadaşımızın söylediği gibi- gerçek anlamda işlevsiz olduğunu, bir kez daha bu yasayı ısrar ederek çıkartmaya çalışan zihniyetle ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor.
Öte taraftan, çocuklar için böyle de peki, babalar için, ebeveynler için nasıl? Ebeveynler için de yine bu ülkede gerçekten madencilere yapılan şeyler bu ülkenin en somut örnekleri. Madencileri sadece gözaltına almadılar, aynı zamanda Ankara'nın sokaklarından uzaklaştırmak için Sincan Hastanesine götürdüler ve Sincan Hastanesi önünde 110 işçiyi bıraktılar, oradan buraya getirilmesini istemiyorlar. Güçleri yetse herhâlde memleketine geri götürüp bırakacaklar. Ya, bu kadar vahşice yapılan bir yerde bu tartışmaların anlamı ve karşılığı maalesef yok. O nedenle, içerik olarak aslında çok konuşulacak şey olmasına rağmen, bunların konuşulmasının zemini ve ortamının olmadığı bir yerde gerçekten konuşmanın da ne kadar zor olduğunu bu Mecliste bir kez daha ifade etmek isterim.
Aslında, bu yasayla ilgili yapılabilecek birçok şey var. Biraz önce yine konuşmacı söyledi, uluslararası standartlarda önleyici tedbir olarak aile eğitimi, dijital eğitim ve birçok yöntemle öncelikle aslında bir baskı koymadan, engel koymadan, yasakçı bir mantık olmadan çözüm üretme koşulları varken bunların hiçbiri bu iktidarın aklına gelmiyor çünkü onlar yasaktan başka bir şey bilmiyorlar, kendilerinin dışında herkesi ötekileştirmekten başka bir şey bilmiyorlar. Çocukları da bu arada bunun bir unsuru hâline getirmeye çalışıyorlar. Burada aynı zamanda ebeveynlerin özel hayatını da denetlemek için bir sistem kurulmasının önü de açılıyor bu yasayla beraber. Sadece çocuklara değil, aynı zamanda insanların özel hayatlarına... Çünkü ebeveynlerin telefonundan giren bir çocuk da aynı zamanda ebeveynin özel hayatına girmeyi de peşinen sağlamış oluyor bu sistem içerisinde. Dolayısıyla bu yasa aslında, bakarsanız, içerik olarak da yöntem olarak da şu andaki yaşadığımız pratik içerisinde normal, uygulanabilir bir yasa olmaması lazım, çağ dışı bir yasa olduğunu kabul etmek lazım ve bunu aslında hep beraber reddetmemiz lazım ama bir inatla karşı karşıyayız, gecenin saat bir buçuğunda bu yasayı çıkartmak için talimat almış bir iktidar ilişkisiyle karşı karşıyayız. Biz bu yasayı kabul etmediğimiz gibi aslında bu yasanın zihniyetiyle de sorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu yasanın zihniyeti insanları özgür bırakmak değil sansür yaratarak, engelleyici tedbir almaya çalışarak yapıldığını çok açık gösteriyor. Dediğim gibi, sadece çocuğa değil, aynı zamanda bir aileye dönük de yapılmış olan sorun var. Bu yasanın hayata geçmesinin pek mümkün olmadığına inanıyorum, hayata geçse bile sizlerin de bu yasanın aynı zamanda sorunlarıyla ve sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağınızı ifade etmek istiyorum. O nedenle, gelin, bu yasayı geri çekin ve aklıselim bir tartışmayla gerçek anlamda bu toplumsal ihtiyacı karşılayacak sorunu çözelim, aksi takdirde bugün Maraş'ta ve Urfa'da yaşanan sorunların devam etmesinin önüne geçemeyeceksiniz çünkü oradaki çocuk da yani o katil olan çocuk da aslında bağıra bağıra -okuduysanız- "Bana yardım edin, ben zor durumdayım, ben ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum, beni kimse dikkate almıyor." deyip kendi kendini cezalandıracak kadar bir tutuma girmiş çocuk ve bu çocuk bunu görmemiş. Sevgisizlik, yoksulluk, aynı zamanda kabul edilmemişlikle karşı karşıya kalmış bir durum olduğu çok net, o çocuğun hikâyesinde görüyorsunuz ama bunu gören gözler görüyor ama görmeyen gözler görmüyor ve duymuyor. Duymayanlara bir kez daha seslenelim: Birazcık vicdanınız varsa bu ülke halkına, bu ülkenin çocuklarına bu kötülüğü yapmaktan vazgeçin.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)