GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:21.04.2026

CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 22'nci maddesi, çocukların korunması iddiasıyla 15 yaş altına sosyal medyayı yasaklamakta, yaş doğrulama, ağır yaptırımlar öngörmektedir ancak bu maddeye baktığımızda şunu açıkça söylemek gerekir ki bu bir koruma düzenlenmesi değil bir kontrol refleksidir; bu bir çözüm değil bir alışkanlıktır çünkü bu ülkede ne zaman toplumsal bir sorun ortaya çıksa, ne zaman bir çocuk zarar görse, ne zaman bir kriz çıksa önce sorumluluk konuşulmaz, önce ihmal konuşulmaz, önce eğitim, politika, eksiklikler konuşulmaz, hemen bir yasak bulunur.

Değerli milletvekilleri, devlet dediğimiz mekanizma kriz anında refleks veren bir yapı değildir sadece. Devlet kriz doğmadan önce akıl üreten, bilgi inşa eden, toplumu hazırlayan sorumluluklardır. Peki, soralım: Bugüne kadar çocukların dijital dünyadaki varlığına dair hangi kapsamlı eğitim politikası geliştirildi, hangi pedagojik çerçeve oluşturuldu? Hangi bilimsel veriyle bu alan yönetildi? Hiçbiri; ama bir sorun çıktığında, bir çocuk zarar gördüğünde, bir olay kamuoyuna yansıdığında bir anda yasak devreye giriyor. Bu, çözüm değil sorumluluğun ötelenmesidir. Bugün dijital alan çocuklar için yalnızca bir eğlence mecrası da değildir. Bu alan öğretmenin, öğrenmenin, kendini ifade etmenin, sosyalleşmenin ve dünyayı tanımanın bir parçasıdır. Siz bu alanı toptancı bir yaklaşımla yasakladığınızda çocukları korumuyorsunuz, onları görünmez kılıyorsunuz; onları güvenli alanlardan koparıp denetimsiz, daha riskli alanlara itiyorsunuz ve burada çok temel bir çelişki daha ortaya çıkıyor. Siz bu alanı yasakladığınızda yarın sınıfta duran öğretmen gelişen teknolojiyi öğrenciye nasıl aktaracak, hangi araçla anlatacak, hangi mecra üzerinde rehberlik edecek? Çocukları dijital dünyanın dışında bırakarak değil o dünyanın içinde güçlendirerek koruyabilirsiniz ama siz yasakladığınız her alanı yarın anlamadığınız bir boşluğa dönüştürüyorsunuz ve biliyoruz ki bu yasaktan sonra ortaya çıkacak en küçük olumsuzlukta yine aynı şey yaşanılacak; bu kez internet ağları suçlanacak, sonra da onlar daralacak, o alan kapatılacak. Bu yaklaşımın gittiği yer bellidir.

Öte yandan, 15 yaş sınırının hangi bilimsel, pedagojik ya da sosyolojik gerçekle belirlendiği de belirsizdir. Bu yaş grubundaki milyonlarca çocuğun hayatının bir parçası olan dijital dünyadan koparılması onların gelişim süreçlerini görmezden gelmektir. Bu nedenle bu düzenleme çocukların üstün yararı ilkesine hizmet etmemektedir ancak meselenin daha da derin bir boyutu var. Bu yasağın uygulanabilmesi için sosyal ağ sağlayıcılarının yaş doğrulaması yapması gerekecek. Bu ne demektir? Bu, sadece çocukların değil toplumun tamamının kimliklendirilmesi demektir. Bu anomaliyi ortadan kaldıran bir dijital gözetim düzenidir ve burada artık mesele sadece çocuklar değildir. Burada mesele toplumun bütünü üzerindeki denetimdir. Bu durum, özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması hakkı açısından son derece ciddi sakıncalar doğurmaktadır ama daha önemlisi, insanlar söyledikleri her sözün kimlikleriyle eleştirildiğini düşündüklerinde yalnızca susmazlar kendilerini de geri çekerler, eleştiri azalır, itiraz zayıflar, kamusal tartışma daralır, toplum konuşmamaya başlar. İşte, buna biz dondurucu etki diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede artık bir alışkanlık var. Önce sorunlar büyür, sonra sorunlar görünmez olur, en sonunda ise bir günah keçisi bulunur; bazen sosyal medya, bazen gençler, bazen çocuklar ama asıl mesele hiç değişmez; devletin zamanında üretmediği akıl, kurmadığı sistem, oluşturmadığı politikalar. Biz açıkça ifade ediyoruz ki çocukları korumanın yolu yasaklamak değildir; çocukları korumanın yolu bilgi üretmekten, eğitim politikaları geliştirmekten, dijital okuryazarlığı güçlendirmekten; aileleri, çocukları bilinçlendirmekten; şeffaf ve hesap verebilir mekanizmalar kurmaktan geçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

CELAL FIRAT (Devamla) - Bu nedenle 22'nci madde Anayasa’nın 13'üncü maddesindeki ölçülülük ilkesine göre özel hayatın gizliliğine, 22'nci maddesindeki haberleşme özgürlüğüne aykırı sonuçlar doğurmaktadır.

Son olarak da bir toplum yasaklarla değil akılla korunur, bir devlet kriz anında değil krizden önce gösterdiği öngörüyle güçlenir. Eğer her seferinde birileri zarar gördükten sonra harekete geçiriyorsanız orada sorun sosyal medya değildir, orada sorun gecikmiş akıldır ve unutmayalım, yasakçı bir zihniyet zamanla özgür bireyler değil korkan, içine kapanan, düşünmekten vazgeçen bir toplum yaratır. Biz bu maddeye bu yüzden karşı çıkıyoruz çünkü biz denetim altına alınmış bir toplum değil özgür, bilinçli ve güvenli bir toplum istiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)