| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 21.04.2026 |
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada sizinle bir krizi konuşmak için söz aldım. Bu kriz 86 milyonun geleceğini doğrudan etkileyen bir kriz, bir alarm aslında, ondan bahsedeceğim. Bu yeni dönemin krizi, ev genci. Daha önce duydunuz mu böyle bir şey? Ev genci. Ev kızı vardı daha önce. Ne iş yapıyor kızımız, okudu mu? Ev kızı... Şimdi, yeni ev genci var, yeni moda ev genci. Bu gençlerin tembelliği değil mesele, mesele tamamen bireysel bir tercih falan da değil. Hatırlıyor musun bir zamanlar Sayın Cumhurbaşkanı "Her aileye 3 çocuk." diyordu, bence çok güzel bir projeydi o, keşke 4 çocuk olsa ama... Ne oldu biliyor musunuz o 3 çocuk? Bu çocuklardan 1'ini sokakta kaybediyoruz şu anda, 1'ini okulda kaybediyoruz, 1'ini de evde kaybediyoruz; 3 çocuk gitti. Evet, evde yani ne işte ne eğitimde ne öğretimde ne hayatta sadece evde bekliyor bu çocuklar. Neyi bekliyorlar? Atanmayı bekliyorlar, mülakattan geçmeyi bekliyorlar, elinden alınmış hayallerinin geri verilmesini bekliyorlar. İfade özgürlüğü istiyorlar, konuşmak istiyorlar, gözaltına alınmadan konuşmak istiyorlar, çok fazla bir şey istemiyorlar, özgür bir Türkiye istiyorlar. Şanlıurfa'da, Kahramanmaraş'ta yaşanan o acı olaylar, o 2 öğrencinin okulu silahla basması hakikaten hepimizi derinden sarstı ama biz sadece sonucu konuşuyoruz, sebebi konuşmaktan kaçıyoruz.
(Uğultular)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sayın Başkan, sizi şöyle arkaya doğru alalım mı? Sayın Komisyon Başkanımız, Sayın Başkan...
Ben bekleyeyim de muhabbet bir bitsin.
Sayın Başkan, muhabbetiniz bittiyse konuşmaya devam edebilir miyiz!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ama gerçekten ayıp ya!
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sormak gereken şu: Bu çocuklar bu hâle nasıl geldi? Gençler şunu söylüyor artık: "Ben ne yaparsam yapayım karşılığı maalesef yok." Diploma var, diplomanın karşılığı yok, çalışma var, karşılığı yok, emek var, onun da karşılığı yok. İş buluyor bu gençler ama geçinemiyorlar. İş bulduklarında bu parayla ya yaşayacaklar, yemek için yaşayacaklar veyahut da bir hanede oturacak, ikisini bir arada yapma şansları yok çünkü aldıkları maaşlarının yüzde 60-70'ini kiraya vermek zorunda çocuklar. O yüzden çocuklar evlenmekten kaçıyor. Bizim dönemimizde 25 yaşında bir genç geldiği zaman artık "evlenme çağı" dediğimiz çocuklar şu anda 35 yaşlarında hâlâ evlenemiyorlar, yuva kurmaları mümkün değil. Ekonomik olarak bağımlı bu çocuklar; 35 yaşında çocuk hâlâ annesinin, babasının emekli maaşına muhtaç bir hâlde yaşıyor.
Psikolojik olarak tükenmiş bu çocuklar, sosyal olarak da yalnızlar. Ne çalışıyorlar ne okuyorlar ne de hayata dair bir umutları var. 15-34 yaş arasında evde bekleyen bir nesil var şu anda Türkiye'de. Bu ne demek biliyor musunuz? Gecikmiş hayat demek, ertelenmiş gelecek demek. Bir de barınma krizi var, biraz evvel bahsettim. Bu ülkede gençler artık "Nasıl yaşarım?" değil, "Nasıl hayatta kalabilirim?" diye düşünmeye başladılar. Bir de üstüne sosyal medya var. Genç kendini artık sadece Türkiye'yle kıyaslamıyor, sosyal medyada Avrupa'daki, dünyadaki, diğer ülkelerdeki akranlarına bakıyorlar, bir de kendilerinin sadece doymak için yaşamak zorunda kaldıklarını hayal ediyorlar. İkisi arasında böyle sosyal bunalımlara kapılıyorlar.
Şimdi, size bir okulun rakamlarını söyleyeceğim, bu okulun rakamları bu ülkenin gerçek durumunu, yönünü gösteriyor. İstanbul Alman Lisesi 2010 yılında 129 mezun verdi; bu 129 mezundan 42 çocuk yurt dışına çıktı, 87'si Türkiye'de kaldı. 2024 yılına geldik, aynı lise bu sefer 125 mezun verdi; 124 çocuk yurt dışına çıktı, bir tanesi Türkiye'de kaldı. Kalan, yurt dışına giden gençlerimizin durumunu herhâlde tahmin edebilirsiniz. En iyi üniversitelerimizden bahsedeceğim size; Koç'ta mezun olan çocukların yüzde 28'i gidiyor, Sabancı'da yüzde 27'si, Bilkent'te yüzde 25'i, Boğaziçi'nde yüzde 23'ü, ODTÜ'de yüzde 21'i mezunların bu ülkede kalmıyorlar yani bu ülkenin en iyi yetişmiş beyinleri valizlerini toplayıp yurt dışına gidiyorlar. Şimdi size soruyorum: Biz neyi kaybediyoruz? Sadece gençleri mi? Hayır, biz ülkenin geleceğini kaybediyoruz. Bu çocuklar doğduğu günden 18 yaşına kadar devletimiz onlara verdiği, sağladığı sağlık ve eğitim hizmetleriyle beraber 3 milyon lira para harcıyor bu çocuklara, bir de üniversiteyi bitirdikleri zaman bu para 5 milyon liraya çıkıyor. Bu, devlete maliyeti o çocuğun; sadece eğitim ve sağlıktan bahsediyorum, diğer hiçbir şeyden bahsetmiyorum. Sonra, geleceğimiz olan o gençler ne oluyor biliyor musunuz eğer burada kalırsa? Evde oturuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Evde oturmayı göze alamayan valizini topluyor, yurt dışına kaçıyor. Bu nedir biliyor musunuz? Aslında, kaçan sadece ülkenin genci değil, ülkenin kaynağı da yurt dışına kaçıyor. Bu nedir biliyor musunuz? Aslında kaçan sadece ülkenin genci değil, ülkenin kaynağı da yurt dışına kaçıyor. Bu çocuğa bu kadar yatırım yapmış bu devlet ve bu yatırımla yetiştirdiğiniz üniversite mezunu doktor, mühendis çocuk tam ülkeye hizmet edecekken gidiyor Almanya'ya hizmet ediyor, Belçika'ya hizmet ediyor, İsviçre'ye hizmet ediyor; devlet harcadığı parayla kalıyor, devlete hiçbir faydası olmuyor. Bu aslında tam bir sömürge düzenidir arkadaşlar, hani yirmi dört yıldır sizden çok duyarız, ben de çok söyledim: "Asım'ın nesliyiz." diyorduk ya, işte o nesil şimdi Hans'a, George'a hizmet ediyor, üzülerek söylüyorum.
Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)