GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:21.04.2026

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta okullarımızda yaşanan silahlı saldırılar sadece 2 şehrimizi değil, milletimizin tamamını derinden sarsmıştır. Sözlerimin başında, hayattan koparılan evlatlarımıza ve kendini öğrencilerine siper eden ve hayatını kaybeden Ayla Öğretmenimize Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyorum, kederli ailelerimize ve milletimize de sabrıcemil niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, yaşanan bu olaylar her birimize, bu ülkenin aydınları, akademisyenleri ve siyasetçilerine karşı karşıya kaldığımız sorunu derinlemesine bir şekilde sorgulama ve analiz etme görevi yüklüyor. Meseleyi basit bir indirgemecilikle yalnızca okula, okul güvenliğine hasrederek tartışırsak yanılgıya düşeriz. Okulu, öğretmeni, disiplin sistemimizi elbette sorgulayalım ama aileyi, sosyal çevreyi, sanal ortamları, modernizmin yol açtığı derin psikolojik ve sosyolojik sorunları da bununla birlikte tartışmalıyız. Çok katmanlı bir sorunla karşı karşıyayız. O nedenle, bu sorunu çok katmanlı ve çok boyutlu olarak tartışmalıyız. Bunları tartışırken de her birimiz meseleyi gündelik siyasal çıkar hesaplarına kurban etmeden, herhangi bir siyasi fırsatçılığa düşmeden ortaklaşarak tartışmalıyız. O nedenle bu komisyonun kurulacak oluşunu meselenin bütün boyutlarıyla tartışılmasına fırsat verileceği için çok kıymetli buluyorum. Bu sorun tartışılırken bir eğitim ekosisteminin ürettiği sonuçları bu ekosistemin bütün parçaları üzerinden tartışmalıyız. Sorun sadece okul kapısına x-ray cihazı kurmak değil okulu, aileyi, toplumu, öğrenciyi ve öğretmeni yani ekosistemi dönüştürmekten geçmektedir. "Güvenli okul" dediğimizde bütüncül bir bakış açısıyla, disiplinler arası bir yaklaşımla bir güvenlik ekosistemi inşa etmeyi düşünmeliyiz. Aile bu ekosistemin ilk ve en önemli merkezidir. Çocuğun ilk eğitimi ailede başlar, sosyalleşmesi aileyle kurulur. Toplumun kültürü, değerleri çocuğa ailede aktarılır. Güçlü toplumun kaynağı güçlü bir ailedir. Eğer aile içerisinde çocuk yalnızlaşırsa, aile içi iletişim zayıflarsa çocuklarımız her türlü tehdide açık ve kırılgan hâle gelir. O nedenle bizim aileyi güçlendirme politikamız aslında hem bireyi hem de toplumu güçlendirme politikamızın en temel zeminidir.

Değerli milletvekilleri, sorun topyekûn karşı karşıya kaldığımız bir yeni durumun en savunmasız olan çocuklarımız üzerindeki tezahür biçimidir. Şiddet, kimlik bunalımı, insanlık değerlerinin giderek zayıflaması ne yazık ki modern dünyanın temel krizine dönüşmüştür. Bunun için değerlerimizi, kimliğimizi, bu modern sapmayla nasıl mücadele edeceğimizi odağımıza koyarak tartışmamız gerekiyor. Burada dijital ağlara ayrı bir başlık açmak istiyorum. Sanal, dünya bize bağımlılığı özgürlük gibi takdim etmektedir. Bağımlılık özgürlük değildir. Özgürlük, bireyin güçlenmesi demektir. Bireyin kendi kararını kendisinin verebilmesi, otonom olabilmesi demektir. Oysaki, bu ağlar bireyi büyük bir gözetleme düzeninin parçası hâline getirmektedir. Dijital ağ sınırsız bir özgürlük ortamı olarak kendini takdim ediyor. Oysa öyle bir sanal iktidar alanı oluştu ki özgürlükle gözetim ayırt edilemez hâle geldi. Dijital ağlar, tüm toplumu âdeta müebbet gözaltına mahkûm etti. İdeolojisiz bir totaliterlik biçimiyle karşı karşıyayız. O nedenle mutlaka bu alanlarda bir regülasyona gidilmelidir. Biz dijital platformlarla ilgili düzenleme yapmak istedikçe bizi özgürlük bağlamında eleştirenlere şunu söylemek istiyorum: Esasen biz bağımlılığın bu biçimini kırarak özgürlüğü güçlendiriyoruz, özgürlüğü koruyoruz, özgürlüğü savunuyoruz. Bu düzenlemelere karşı çıkarak sizler, gerçekte gençlerimizin özgürlüğünün kısıtlanmasına vesile olduğunuzun belki farkında değilsiniz.

Çok değerli milletvekilleri, dijital mecralar sadece içerik üretmiyor, duyguları yönlendiriyor. Kolay alıcı bulan korku, öfke ve çatışma anlatıları birtakım yankı odalarında çocuklara doğrudan yükleniyor. Duyguların istismar edildiği dijital odalarda çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal sağlıkları erozyona uğruyor. Sosyal medya ve oyunlar âdeta anestezik bir etkiyle bilgi ve düşünceyi engelliyor, hakikati baskılıyor. Diğer yandan, uluslararası sosyal medya şirketleri ulusların egemenlik sınırlarını aşındırmakta, millî değerlerimizi erozyona uğratmaktadır. Kontrolsüz ve kuralsız bir düzen vardır. Bu alanda yapılması istenilen regülasyonları da özgürlük bağlamında değerlendirmeye kalkmak, hemen "yasakçılık", "otoriterlik" gibi ezber değerlendirmelerle mahkûm etmeye çalışmak siyasi oportünizmdir. Nasıl "mavi vatan", "gök vatan" diyorsak aslında bir sanal vatan alanı da oluşturmamız yani sanal alanı da vatanlaştırmamız gerekmektedir. Eğer biz bu kontrolsüz, sınırsız küresel şirketlerin nüfuz alanlarıyla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmazsak bir müddet sonra ulusal egemenlik alanımızın aşındığını çok rahatlıkla göreceğiz. Dolayısıyla bu alanda yapılacak olan regülasyon bir özgürlük meselesi değil bir egemenlik meselesidir. Dijital ağlar ne yazık ki artık kurmaca ile hakikat arasındaki ayrımı yok ediyor. Yalanın, dezenformasyonun, sahte haberlerin bu kadar yaygınlaştığı bir zemin olarak dijital ağlar karşımıza bir hakikat krizi çıkarmaktadır. Bunun sonucu anlamsızlık ve kimliksizliktir. Yeni bir nihilizm biçimiyle karşı karşıyayız. Anlamdan, amaçtan ve hakikatten yoksun bir çağda yaşıyoruz. Çocuklarımız bu anlam yoksunluğu ve hakikat kaybının en savunmasız mağdurlarıdır. Hakikat yoksa toplum çözülür. Bu anlam yokluğundan, bu hakikat yoksunluğundan ve kimlik krizinden ancak dinî, insani ve millî değerler zemininde bir kimlik inşasıyla çıkabiliriz. Normların belirsizleştiği, sosyal bağların zayıfladığı, ortak değerlerin sarsıldığı bir dönemde birey kendini anlamsız ve amaçsız olarak görür. Bu açıdan, bunları tartıştığımız bugünlerde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin haklılığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. "Erdem-değer-eylem" mottosuyla kurgulanan Maarif Modeli, ahlaki ve manevi erdemleri, toplumsal ve insani değerleri ve bireyin kişisel kabiliyet ve becerilerini geliştirmeyi merkeze almıştır. Yaşadığımız olayların bir anlam kaybının kimlik erozyonunun sonucu olduğunu bir kere daha düşünecek olursak aslında Maarif Modeli'nin ortaya koymaya çalıştığı temel amaç tam da bu anlamsızlığı ve kimliksizliği gidermektir. Hangi saiklerle karşı çıkmaya çalışırsanız çalışın, şahsen ben güçlü bir şekilde inanıyorum ki toplumların dayanışmasının, beraberliğinin, huzur ve sükûnunun temel dayanaklarından birisi Allah inancı ve maneviyata dayalı değerlerin egemenliğidir. Elbette ki okullarımızı koruyalım, bütün güvenlik önlemlerini alalım ancak gençlerimizin zihin alanını nasıl koruyacağımıza da daha fazla kafa yoralım.

Değerli milletvekilleri, bu meseleyi gündelik siyasi polemiklerin malzemesi hâline getirmek, siyasi tartışmalara indirgemek, sorunu odağından saptırmak, üzerini örtmek manasını taşır. Çok katmanlı, çok boyutlu bir sorunu siyasi ikbal hırslarımızın kışkırtıcılığıyla Hükûmete ya da Sayın Bakanımıza yüklemek için bir fırsat malzemesine dönüştürmek, bu acı hadiseler üzerinden siyasi rant devşirme yarışına girmek ahlaken doğru değildir. Esasen acı üzerinden siyaset yapmak siyaset yapmak da değildir çünkü siyaset ahlakla yapılır çünkü siyaset insani bir zeminde yapılır. Ne yazık ki daha olay anlaşılmadan, milletçe acı ve ıstırap duyduğumuz bir anda bazı siyasetçi arkadaşlarımızın açıklamaları açıkça acı üzerinden siyasi rant devşirmek anlamına gelmiştir. Elbette eleştirilerimiz olacak, işte bugün de burada birbirimizi eleştiriyoruz. Eleştiri başka bir şey ama acıyı siyasi söylemlerimiz için malzeme yapmak başka bir şeydir; bu, sorumluluk duygusundan uzak bir yaklaşımdır. Daha olayın bütün sıcaklığı ortada iken Hükûmetimizi, Sayın Millî Eğitim Bakanımızı ramazan etkinlikleri üzerinden eleştirmeye kalkmak milletin kendi değerleriyle milletin bağını anlayamamak demektir. Oysaki tam da ramazan etkinlikleri, değerler eğitimi ve çocuklarımızın erdemli yetişmesini sağlayacak politikalara ne kadar ihtiyacımızın olduğunun ortaya çıktığı bir dönemdeyiz. Buna rağmen böyle bir olayda böyle bir zemin üzerinden politika yapmaya kalkmak en hafif ifadeyle basiretsizliktir.

Değerli arkadaşlar, birtakım diziler, gündüz kuşağı programları, şiddet özentisine yol açan birtakım filmler de gözden geçirilmelidir. Bazı film ve dizilerde ahlakın yerine raconun, hukukun yerine intikam ve öç alma duygusunun onurlu bir şeymiş gibi takdim edilmesi şiddeti estetize etmektedir, devleti ve hukuku işlevsiz göstermektedir. Şiddetin giderek özendirici bir görünürlük kazanması, mafyatik tiplerin olumlu bir imajla sunulması oldukça tehlikelidir; bu, zorbalığın ve güç gösterisinin ödüllendirilmesi anlamına gelmektedir, şiddet ve zorbalık prestijli bir taklit ögesi hâline dönüşmektedir. Bunların çocuklarımız üzerindeki özendirici ve olumsuz etkilerini de komisyon çalışmalarının önemli gündemlerinden birisi yapmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir kere daha Maraş'ta hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Acımız tarifsiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Bugün ortaklaşa bir şekilde Meclisimizde bu olayların arka planındaki kök nedenleri araştırmak üzere bir komisyon kuruyoruz. Umut ediyorum ve inanıyorum ki bu komisyon bütün saiklerin üzerinde, sadece ülkemizin geleceği çocuklarımızın geleceğini temel almak suretiyle verimli, başarılı ve sonuçları ülkemizin geleceğine olumlu etkiler bırakacak politika kararlarının ortaya konulduğu bir sonuçla tamamlanır. Bu vesileyle, ben tekrar çocuklarımıza rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum, milletimize sabırlar diliyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)