| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 21.04.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün acıda ortaklaştığımız herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ve bir selamım da tüm çocuklara, eğitim emekçilerine, velilere ve tüm topluma, günlerdir yaşam nöbeti tutan, toplumun bugünü ve yarını için meydanlarda direnen eğitim emekçilerine. Öyle bir ülke ki düşünün ki öğretmenleri yaşam için nöbette, aileler çocuklarının failleri bulunsun diye adliye önünde nöbetteler, Cumartesi Anneleri çocuklarının kemikleri bulunsun diye binlerce haftadır nöbetteler. İşte bugün bu nöbetlerin birbiriyle olan alakasını görmek zorunda olduğumuz bir gün. Bugün bu nöbetlerin sistemin ürettiği şiddetin ortak sonucu olduğunu görmemiz gereken bir gün ve bu nöbetler arasındaki görünmez bağları bilmemiz, görmemiz gereken bir gün. Bu bağlar şiddet kültürünün, norm dışılığın yarattığı karanlıktır ve bu karanlık bu toplumu her gün biraz daha sarıyor. Bu karanlık Rakel Dink'in bahsettiği bir çocuktan bir katil yaratan karanlıktır ki bu karanlık bugün okulların üzerindedir. Dolayısıyla bu nöbetlerin tümünün ülke yönetiminin tarzıyla doğrudan bağlantısını görmek zorundayız. Siyasetin sözünün, adaletin tavrının, Meclisin çözüm üretme kapasitesinin ve cesaretinin toplum üzerindeki etkisini görmek zorundayız. Bu olan bitenler toplumda ya savaşı, şiddet kültürünü besler ya da barışı, barış kültürünü besler. Şimdi herkesin şapkayı önüne koyup soru sorma vakti gelmiştir. Bu şiddet iklimini yaratan kimdir? Okullara yansıyan bu vahşetin sebebi ve sorumlusu kimdir? "Bu şiddet neyin eseridir?" sorusu en önemli sorulardan biridir. Bourdieu okulun toplumdan ayrı bir yer olmadığını ifade eder; toplumda ne varsa okula yansıyan da odur. Okullardaki şiddet politikasını nefret dilinden, ayırımcılıktan, öfkeden, ülkedeki çatışmalardan ve savaşlardan ayrıca düşünebilir miyiz, sormak isterim. Siverek ve Maraş'ta ortaya çıkan şiddet dikkatle okumamız gereken çok önemli bir toplumsal olay olarak karşımızda duruyor. Bu durum, yaşamın birçok yerinde farklı yüzlerle karşımıza çıkan toplumsal çözülmenin, bir çöküntünün yansımasıdır. O sebeple, ilk akla gelen yöntemlerle çözüm üretmenin olmayacağını, zor olacağını ifade etmek isterim çünkü çok nedenli, çok boyutlu, kesişimsel bir sorun var karşımızda. Bu vesileyle, çoğunluğun aklına ilk gelen ve bir sırra ermişçesine önerilen yasak, duvar, polis ve hapis dörtlüsünün de sorunu halının altına süpürmekten başka bir şeye hizmet etmeyeceğini vurgulamam gerekir.
Siyasi parti liderleri bugün bahsettiler, Sayın Eş Genel Başkanımız konuşmasında bahsetti. Yalnızca güvenlikçi politikalarla sosyal çözülmeler çözülemez. Askeri, polisi artırmakla, her yere hapishaneler inşa etmekle toplumsal sorunlar çözülmez. Çözüm, sorun kadar derin ve çok boyutlu olmak zorundadır. O zaman çözüm okul kapısına kolluk, jandarma ve kırsal yerlerde korucu sabitlemekte değil çözüm barış ve demokrasi kültürünü benimsemektedir. Çözüm 65 bin uzman çavuşu okullara sabitlemekte değil çözüm 65 bin psikoloğu, sosyal hizmet uzmanını, öğretmeni ve rehber öğretmeni okullara görevlendirmektedir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Şiddet ikliminin kaynağı aslında her şeyin çözümünü silahta arayan bu akıldadır. O sebeple, bu politikalarda ısrar okullardaki şiddeti dönüştürmez, aksine somutlaştırır ve güçlendirir. Çocuk güvenliği derken akla yalnızca silahlı güçlerin gelmesi çocuk güvenliğine aykırıdır. Çocuk güvenliği prensipleri fiziksel, ruhsal, duygusal güvenliğin bir bütün hâlinde ele alınmasıdır. Öyle ki "çocuk güvenliği" deyince bunu kolluğa indirgeyen akıl, iki gün önce Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde 2 çocuğun bir okul bahçesinde yıldırım çarpması sonucunda ölmesini çocuk güvenliği olarak okumamaktadır. Oysa, çocuk güvenliği, bir okuldaki paratonerden, bir merdivenin yüksekliğinden bir korkuluğun önündeki pencereye kadar her şeyi ince ince hesap eden, aynı zamanda öfke nöbetleri için psikososyal destek mekanizmaları inşa eden bir fenomenin adıdır. Dolayısıyla, çocuk güvenliğini yalnızca kolluğa indirgemek demek, sorunun kaynağını getirip çözüm olarak sunmak anlamına gelir ki bunun çözüm olmayacağını ne yazık ki ifade etmek zorundayız. Bu sebeple, bu çok boyutlu sorunun karşısında elbette, gereken, çok boyutlu çözüm için bir komisyon kurmaktır. Bugün kurulacak olan komisyon, elbette, geleceğe dair, okulların çocuk güvenliğine dair önemli perspektifler çizmelidir fakat daha önceki komisyon deneyimlerimizden ders çıkarmak zorundayız çünkü komisyonlar Meclisin yasa yapım sürecinde ön açıcı olmak zorundadır. Son olarak kurulan Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonuna bakalım. O Komisyona gelen farklı görüşlere sahip baroların, farklı görüşlere sahip uzmanların ortaklaştığı bir nokta var, o da çocukların suça sürüklenmesinin politik tercihler sebebiyle olmasıdır. Oysa Komisyon bunun adını koymuşken, Komisyon yapıp edilmeyenlerin çocukları suça sürüklediğinin altını çizmişken Adalet Bakanının her gün çıkıp çocukları çocukluktan düşürecek yasaları önermesi doğrudan yasama faaliyetlerine müdahale değil de nedir? Bu sebeple, kurulacak olan komisyonlar; uzmanların sözünü, öznesi olan kesimlerin çözüm önerilerini ve elbette siyasi partilerin çözümlerini dinleyen değil sadece, dinleyip ona göre adım atan olur.
Bugün bu Genel Kurulda hissedilen bir acı var, herkesin gözünde bir acı var; bu acının tekrar yaşanmaması için gerekli olan şey, sadece acı hissetmek değil, bu Meclisin imkânlarını gerçekten ideolojik meseleler uğruna, ideolojik tasarruflar uğruna kullanmadan çocuklar için gerekli olan çözümü, toplum için gerekli olan çözümü ortaya koymaktır. Bu sebeple, bugün kurulacak olan komisyonun adında da geçen dijital mecralardaki şiddet meselesine değinmek isterim.
Dijital mecralardaki şiddeti nasıl ele alacağımız sorusu çok kritiktir. Dijital olan reel yaşamın bir yansıması değil de nedir? Reel yaşamda ne yaşanıyorsa on-lineda da o yaşanıyor, bu bağı görmek zorundayız; dolayısıyla, dijital yasaklar değil, reel hayatın doğru politikalarla organizasyonu şarttır. Yapılması gereken, dijital okuryazarlığın artırılmasıdır, dijital alanın toplumsal yaşamın tamamı gibi çocuklara özgür şekilde düzenlenmesidir. Yasak değil, nitelikli dijital okuryazarlık; bariyer değil, katılım; sansür değil, ifade özgürlüğünü sağlayacak anonimlik ve çoğulculuk gözetilmelidir.
Çocukları ekrana mahkûm kalan yoksullukla mücadele edilmelidir. Bakın, bir çocuğun, okuldan çıktığında, evine gittiğinde yüksek ve uzun mesai saatleri sebebiyle ebeveynsiz geçirdiği saatler uzundur. Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonunun da ifade ettiği gibi, suç işleme saatleri olduğu gibi ekran sürelerinin yüksek olduğu saatler de yine çocukların okuldan çıkıp eve gittiği ve ebeveynlerin evde olmadığı, işte olduğu saatlerdir. Bu, şu mesajı vermektedir: Türkiye dünyadaki en uzun mesai saatlerine sahiptir. Eğer çocukları ekrandan korumak istiyorsanız, o zaman ebeveynlerin mesai saatlerini düzenlemek zorundasınız. Aynı zamanda, çocuklar için ücretsiz müze, tiyatro, sanatsal faaliyetlerin mekanizmalarını inşa etmek zorundasınız. Çocukların kent hakkını gözetmek zorundasınız, çocuk dostu mekânlar inşa etmek zorundasınız. Çocukları yoksullukla evlere hapsedip, ebeveynleri yüksek çalışma saatleriyle fabrikalara hapsedip "Çocuklar neden ekran bağımlısı?" diyemezsiniz ve bunu yasaklayarak çocukları bir sosyal izolasyona mahkûm edemezsiniz. Eğer ekran bağımlılığıyla mücadele edecekseniz buna uygun bütçeleme yapmak zorundasınız. Mücadele sosyal medyayı yasaklayarak değil, gerçekte mücadele etmek istiyorsanız az önce bahsettiğim konularda adımlar atmalısınız, samimiyseniz adımlarınızı görmek isteriz.
Bugün tüm partilerin mutabakatıyla eğitimde şiddetin araştırılmasına dair komisyon kurulacak. Uzmanların, çocuk hakları savunucularının, eğitim emekçilerinin, pedagogların, psikologların, mimarların tamamının dinlendiği, en çok da çocukların, öğrencilerin bu sürecin bir parçası kılındığı bir politika yapım sürecine ihtiyacımız vardır. Karşımızda sebebi şiddet kültürü olan bir kanser var ve bu kansere karşı çözüm yolumuz, tedavi yöntemimiz yara bandı olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Dolayısıyla, yapılması gereken şey çocuk odaklı politikalardır, yapılması gereken şey psikososyal destek mekanizmalarının inşa edilmesidir, her öğrenci için bir okul psikoloğu, bir okul sosyal hizmet uzmanı atamasını yapmaktır. Dolayısıyla, yapılacak çok iş var fakat bunu güvenlikçi bir paradigmaya indirgeyerek yol alınmaz.
Son olarak, bu Meclisin kuruluşunun 106'ncı yılındayız ve bu Meclis kuruluşunu çocuklara atfetmiş bir Meclisse eğer yüz altı yıldır unuttuğu çocukları hatırlamak zorundadır çünkü bu Meclisin bayram atfederek unuttuğu çocukların sorunları büyüdü, büyüdü, büyüdü ve devleşti. Bu çocukları, görünmeyen çocukları, Kürt çocukları, işçi çocukları görmek zorunda ve onlara uygun politikalar inşa etmek zorundayız diyorum ve bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)