GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:21.04.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan öğrenci kaynaklı silahlı saldırılar hepimizin yüreğini dağlamıştır. Hepimizin başı sağ olsun. Allah şehitlerimize rahmet; ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize sabrıcemiller ihsan eylesin.

Ne acı bir olay, neresinden tutsak acı ve gözyaşı. Arkadaşlar, hani, diyor ya "Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; ya ölmeli cellatlar ya da hiç doğmamalı çocuklar." Ama bakın, işte bu kokuşmuş düzen kendi çocuk cellatlarını yetiştiriyor. Neden, nasıl diye sormayın. Bize ait olmayan, bize uymayan hayatın bedeli bu. Kapitalist dünya düzeninin bize sunduğu hayatın bedeli bu. Örnek diye geçinen istismarcı, soykırımcı, sapkın düzenin sahiplerine hayranlığın bedeli bu. Bugün burada sadece bir saldırıyı değil, bir neslin sessiz çöküşünü konuşuyoruz. Bugün burada sadece bir suçu değil, o suçu mümkün kılan zemini konuşuyoruz. Biz boşuna yıllarca "Önce ahlak ve maneviyat" demedik. Ahlak ve maneviyatın olmadığı bir hayatın anlamı da olmuyor. Şimdi, ülkemizde ve dünyada bu eylemleri gerçekleştirenlerin hepsinin ortak yönü ne? Yalnızlık içinde anlamı bulunamayan hayat. İşte, buna rağmen hangi gündem ahlaktan ve maneviyattan önce gelecek? Savaş kazanılır, para kazanılır ama yitirilen bir ahlak yerine gelmez çünkü ahlak çökerse toplum da çöker, maneviyat zayıflarsa insan dağılır. Bu olaylar sadece bir asayiş meselesi değildir, bu olaylar bir neslin sessiz çığlığıdır. Bu saldırılar güvenlik zafiyetinden önce değer zafiyetidir. Bu saldırıları gerçekleştiren gençlerin ifadelerine baktığımızda karşımıza şu 3 cümle çıkıyor: "Kimse beni anlamıyor." "Artık dayanamadım." "Başka yol yoktu." Şimdi soruyorum: Bir genç nasıl olur da başka yol yok noktasına gelir? Bir gencin "Başka yol yoktu." demesi ona yol gösterilemediğinin delilidir. İşte, bu yüzden, ortada sadece bir suç yok, ortada bir kırılma var, bir kopuş var, bir değer boşluğu var. Kardeşlerim, bir genç "Kimse beni anlamıyor." diyorsa bu, sadece onun problemi değildir. Bu, toplumun duymadığı bir sestir. Bir genç "Artık dayanamadım." diyorsa bu, sadece bireysel bir zayıflık değildir. Bu, taşınamayan bir yükün göstergesidir ve bir genç "Başka yol yoktu." diyorsa en büyük tehlike, şiddetin bir seçenek olarak görülmeye başlamasındadır. Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz. Şiddet, uzun süre ihmal edilmiş bir ruh hâlinin sonucudur. İşte, biz bu tehlikeyle karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bir toplumu ayakta tutan sadece kanunlar değildir. Kanunlar sınır çizer ama insanı durduran şey vicdanıdır. Vicdan zayıflarsa ceza ağırlaşır ama suç bitmez. Vicdanı olmayan bir toplumda en iyi yasalar bile yetersiz kalır, bugün yaşadığımız kriz tam da budur. Ahlak geri plana itilmiştir, maneviyat zayıflatılmıştır, insan sadece başarıyla ölçülür hâle getirilmiştir. Sonuç? Yalnızlaşmış, öfkelenmiş, yönsüz kalmış bir gençlik. Bilgi arttı ama hikmet azaldı; eğitim var ama irfan yok, diploma var ama istikamet yok. Bugün gençlerimiz kalabalıklar içerisinde yalnızdırlar. Sosyal medyada görünür ama hayatta değersiz hisseder. Konuşur ama anlaşılmaz. Bu gibi kişilerin paylaşımlarına baktığınızda şunu görüyorsunuz: Sürekli bir öfke dili, sürekli bir dışlanmışlık hissi, sürekli "Ben kimim?" arayışı. Bu, bir kimlik krizidir. Bu, kapitalist dünya düzeninin yozlaştırdığı toplumların yansımasıdır. Bu, "özgürlük" adı altına zevkine uyan, her şeyi hak gören sapkın akımların marifetidir.

Kardeşlerim, şimdi açık konuşalım. Bu gençleri kim yetiştiriyor; aile mi, okul mu yoksa kontrolsüz dijital dünya mı? Hangisi olursa olsun, eğer biz bu gençleri yetiştiremezsek başkaları işte böyle şekillendirir.

Kıymetli arkadaşlar, bugün aile zayıflatılıyor, anne-baba ile çocuk arasındaki bağ koparılıyor; genç için suni bir dünyada gerçeklikle arasına duvarlar örülüyor. Hata nerede? Eğitim sistemine bakıyoruz, bilgi var ama değer yok; sınav kazanan ama hayatı kaybeden bir nesil yetiştiriliyor. Çocuk matematik biliyor ama öfkesini yönetemiyor, diploma alıyor ama hayatını anlamlandıramıyor. Toplumsal dilimize bakıyoruz, öfke normalleşmiş; burası dâhil her yerde hakaret sıradanlaşmış, şiddet bir tepki biçimi hâline gelmiş. Toplum neyi normalleştirirse gençlik onu uygular, bugün gençlerimize ne gösteriyorsak yarın onu yaşayacağız.

Değerli milletvekilleri, bu mesele sadece eğitim meselesi değildir, bu mesele sadece güvenlik meselesi de değildir; bu mesele bir maneviyat meselesidir, çözüm de buradan geçer.

Birincisi, aileyi güçlendirmek zorundayız. Çocuk sadece büyütülmez, yetiştirilir ve yetiştirmenin temeli sevgidir, ilgidir, rehberliktir. Medyada olduğu gibi, daha yeni görev almış birkaç öğretmene ve idareciye hesap sormak yerine kurumsal hafızayı tahrip edenlerden öncelikle hesap sorulmalıdır. Bu sadece bir disiplin sorunu da değildir çünkü sevgi olmayan yerde disiplin hiç işe yaramaz, rehberlik olmayan yerde gençler savrulur.

İkincisi, eğitim sistemini yeniden inşa etmek zorundayız. Okullar sadece bilgi veren yerler değildir, karakter inşa edilen yerlerdir. Ahlak müfredatın kenarında değil merkezinde olmalıdır. Gençlere sadece bilgi değil anlam da verilmelidir. Sadece başarı değil sorumluluk da öğretilmelidir. Gençlere empati, sabır, öfke kontrolü öğretilmelidir çünkü belli ki aileler bu eğitimleri veremiyor.

Üçüncüsü, toplumsal dili düzeltmek zorundayız. Biz öfkeyi büyütürsek gençlik şiddeti üretir. Biz merhameti konuşacağız ki gençler merhameti öğrensin. Biz adaleti yaşayacağız ki gençler adaleti örnek alsın ama önce biz örnek olacağız çünkü gençlik söylenene değil görülen şeye bakıyor ama Allah için soruyorum: Burada hangi tutumumuz gençlerimiz için örnek teşkil ediyor? Suçu bilgisayar oyununa, diziye falan atmayacaksınız; suçlu aranacaksa öncelik topluma örnek olacak olan bizlerdedir. Muhterem kardeşlerim, unutmayalım, bir gencin "Başka yol yoktur." demesi bizim ona yol açamadığımızın göstergesidir. Gençliğe yol gösteremeyen toplum gençliğini kaybeder. Biz o yolları yeniden açmak zorundayız; ahlakla, maneviyatla, adaletle, sevgiyle ve şefkatle.

Kıymetli arkadaşlar, bu acı hadiseler karşısında sadece üzülmek yetmez, kınamak kolaydır, dönüştürmek sorumluluk ister. Bugün sorumluluktan kaçarsak yarın daha büyük acılarla karşılaşırız. Hedeflenmesi gereken başarılı olmak değil iyi insan olmaktır. Esas olan güçlü olmak değil, vicdanlı olmaktır ama olmadı, yapamadınız; bu şekilde devam ettiği müddetçe de yapamayacaksınız. İstişare olmadan, işi ehline bırakmadan özellikle gençlik konusunda sınıfta kalacaksınız. Gelin geleceğimiz için bari ortak aklı inşa edelim. "Eğitim" diye küreselcilerin istediklerini verip kalanını heba etmeyin. Eğitim yalnızca dört duvarda, teller içinde değil, her yerdedir. Zorunlu on iki yıllık eğitimle zorunlu din eğitimiyle özetle, zorla sevgi ve kardeşlik tesis edemezsiniz. Sevgi ve kardeşlik için sevmek gerek, kucaklaşmak gerek; bunun için de kimseyi ötekileştirmemek, sıkılı yumrukları gevşetmek ve duvarları yıkmak gerek.

Kıymetli arkadaşlar, sağda solda suçlu aramak yerine ünlü bir yazarın dediğine kulak vermek gerekir: "Ruhumuz karanlıkta kalırsa, günahlar çıkar ortaya. Suçlu, günahı işleyen değil, karanlığı getirendir." İşte bu karanlığı getirenler gerçek suçlulardır. Saadet Partisi olarak biz millî görüşçülerin gayesi ise bu karanlığı ortadan kaldırmaktır. Çünkü bizim mücadelemiz suçluyla değil, suçla; hastayla değil, hastalıkla. Allah hak yolundan ayırmasın ve kimseyi şaşırtmasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)