| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 15.04.2026 |
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle konuşmama başlarken dün Şanlıurfa'da, bugün Kahramanmaraş'ta hain saldırılar sonucu canlarını kaybeden öğrencilerimize Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Ayrıca, bu konuyla ilgili Mecliste bir araştırma komisyonunun kurulması da bununla ilgili Grup Başkan Vekillerinin ortak bir irade geliştirmesi de son derece önemli ve anlamlıdır. Temennimiz ve beklentimiz bu araştırma komisyonunun raporunun Meclisin raflarında beklemesi değil bakın, ilgili bakanlıklara iletilerek çözüm yollarının aranmasıdır. Ayrıca, yine geçtiğimiz günlerde katil İsrail'in Savunma Bakanının hem ülkemizi tehdit eder hem de Sayın Cumhurbaşkanımıza kullanılmaması gereken ifadeler kullanmasından kaynaklı da İsrail'i şiddetle kınadığımı buradan belirtmek isterim.
Aslında ben bu yapacağım konuşmayı, yarın Sayın Başkanımızdan gündem dışı söz istemiştim, orada konuşacaktım ama yarın Meclisin çalışmamasından ve kapalı olmasından dolayı bugün bu konuşmayı yapma ihtiyacı hissettim. Dönem dönem Türkiye tarihimizde, ülke tarihimizde krizler, kaoslar yaşanmıştır, ulusal birliğimizi tehdit eden süreçler yaşanmıştır. Bununla ilgili iki tane örnek vermek isterim. Bunlardan birincisi, İkinci Dünya Savaşı sonrası sürecin yönetimiyle ilgili İsmet Paşa bir yurt içi gezisine gider ve orada bir çocuk İsmet Paşa'ya taş atar ve İsmet Paşa taş atan çocuğu yanına çağırır, "Evladım, bana niye taşı attın?" der. Der ki: "Sen bizi aç bıraktın." İsmet Paşa da dönüp cevap verir: "Seni aç bıraktım ama yetim bırakmadım." der. Yani o dönemin gerçeği İkinci Dünya Savaşı'na girmemek, yurttaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumak, ulusal birlik ve beraberliğimizi sağlamaktı. Yine, 1974 Kıbrıs Barış Hareketi, Turan Güneş'in "Ayşe tatilde" parolasıyla başlayan ve Ecevit'in de "Adaya savaş için değil hem Rumlar hem Türkler için barışı sağlamak için gidiyoruz." diye açıklamasından sonra CHP-MSP Hükûmetinin bir başarı hikayesidir. Belki 1974 yılında CHP tek başına iktidar olsaydı Kıbrıs Barış Hareketi'nin yapılmasıyla ilgili siyasi bir iradenin ortaya koyulmasıyla ilgili tereddüt yaşayabilirdi ama CHP-MSP Hükûmetinin bir arada olması, toplumsal uzlaşmanın ve iradenin bir arada olması Kıbrıs'taki soydaşlarımızın can ve mal güvenliği korumak için Kıbrıs Barış Hareketi gerçekleştirilmiş ve oradaki yurttaşlarımızın can ve mal güvenliği sağlanmıştır.
Bunları niye anlatıyorum? Önümüzde bir İran gerçeği var. İran'da rejim karşıtları bundan aylar önce sokaklara dökülüp, meydanlara dökülüp rejim karşıtı gösteriler yaptığı bir süreçte, orada rejim tarafından yüzlerce insan öldürüldüğü hâlde Amerika ve İsrail'in tehditleri, saldırıları karşısında oradaki halk dedi ki: "Ben rejimle olan sorunumu bir tarafa bırakıyorum, bugün devletimin ve vatanımın bölünmez bütünlüğü önemlidir ve rejime destek veriyorum." İşte köprülerde, stratejik yerlerde, limanlarda, enerji santrallerinde hepsi canlı kalkan oldu. Bu bir devlet kültürüdür, olması gereken de odur.
Gelelim Türkiye'ye, biz de aynı ateş içerisindeyiz. Her an her türlü riskleri yaşayabiliriz, savaşın bir parçası da olabiliriz. Bu dönemi, ben, iç siyaseti bir tarafa bırakıp, ulusal birlik ve beraberliğin sağlanması gereken bir süreç olarak değerlendiriyorum. Yarın yine iç siyasette birbirimize eleştirilerimizi getirebiliriz ve bununla ilgili yeni bir sürecin inşa edilmesi lazım. Bana göre tam da Türkiye'nin normalleşme sürecine ihtiyaç duyduğu bir dönem. Silivri'deki tutuklu yargılamaların tutuksuz yargılanmaya dönüşmesi lazım. İnsanların özgürce yargılanabilmesinin orada sağlanması lazım. Yine, aynı şekilde, bu operasyonların durması lazım. Yani bizim şu anda iç siyaset malzemesine yönelik Hükûmetin elindeki yetkiyi kullanarak bir süreci yönetmesi doğru değil çünkü hepimizin ulusal güvenlik sorunu var. Bu ülke hepimizin, bu devlet hepimizin, yarın eğer bir savaşın ortasında kalırsak kimse ne sizin siyasi düşüncenize göre ne de etnik kimliğinize göre farklı bir davranış göstermez. Onun için bu sürecin doğru planlanması lazım, bir normalleşme süreci olarak görülmesi lazım. İç siyaset malzemelerinin, söylemlerinin hepsinin bir tarafa kaldırılarak bu sürecin yeniden planlanması gerektiği düşüncesindeyim çünkü riskler büyük. Eğer İran ile Amerika'nın uzlaşmazlığı daha büyük bir şiddetli çatışmaya giderse Türkiye'nin bundan etkilenmemesi mümkün değil.
Benim talebim, önerim, söylemim: Bu anlamda da Silivri'deki yargılamaların tutuksuz yapılması, operasyonların durdurulması, iktidarıyla muhalefetiyle devletimize, Hükûmetimize, milletimize destek vererek bu süreci kazasız belasız atlatmaktır.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)