| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 15.04.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 70 yaşında mahkûmların koğuşların mutfaklarında yerde kartonlarda yattığı bir dönemde ceza infaz sistemini konuşuyoruz. Bunu nereden biliyorum? En son ziyaret ettiğim -siyasi değil- normal bir ceza davasıyla ilgili gözaltına alınan 73 yaşında bir arkadaşın ertesi gün gittiğimde üstünün başının harabe olduğunu görünce "Ne oldu?" dedim. "Mutfakta yerde kartonda yattık çünkü koğuşlarda yer yok." dedi, biz burada şimdi ceza infaz sistemini konuşuyoruz. Sistemin rehabilitasyondan uzaklaştığını söylemek için kâhin olmaya gerek yok, birkaç cezaevi ziyaretinde zaten bunu görürsünüz. Ceza adalet sistemi iyileştirici değil, gittikçe cezalandırmaya odaklı bir yapıya dönüşmüş. Tutukluluk bir cezaya dönüşmüş yani ertesi mahkemede iddianame hazırlandığında kesinlikle beraat edebileceği bilinen bir gözaltı yaptığınız insanı aylarca cezaevinde tutuyorsunuz, zaten başından cezalandırmaya karar vermişsiniz; Türkiye'deki infaz sistemi bu. Uzun yargılamalar nedeniyle de hüküm olmadan uzun süre yatıyor, sonunda beraat ediyor; en sonunda da Avrupa İnsan Hakları mahkemesi Türkiye'ye bir sürü ihtarda bulunuyor.
Cezaevlerinde sağlık durumu ciddi risk altında, buna bizzat şahidim, hijyen ortamı yok. Nasıl olsun? 60 kişilik koğuşta 85 kişi yatarsa orada hijyen beklemek mümkün mü? Asla mümkün değil; insanlar yıkanamıyor, öz bakımını yapamıyor. İlaca ulaşma problemi var. Kaç mahkuma gittiysem "Biz idareye yazdırdığımız ilacı bir aydır alamıyoruz." diyor. Bazen bu hayati önemi haiz bir ilaç oluyor. Ben bir genç kızı hatırlıyorum, Bakırköy Kadın ve Cezaevinde 22 yaşında tiroit hastası bir kız "Yirmi gündür ben ilacımı alamadım." diyor. Bu çocuklar bizim evlatlarımız, Adalet Bakanlığının bu konuya biraz daha önem göstermesi lazım. Sağlık deyince aklıma Murat Çalık ve Tayfun Kahraman geliyor. Murat Çalık kanser, lösemi hastası, Tayfun Kahraman da dünyada çok az görülen bir MS hastası ve bunlar hâlâ cezaevinde tutulmaya devam ediyorlar.
Ceza infaz memurlarına gelince, ceza infaz memurlarını şikâyet eden bir tutum görüyorum ama ben bu ceza infaz memurlarına daha önce bizzat tanıklık etmiş bir insanım. Geçmiş dönemde, burada benim gibi geçmişte bu rahleitedristen geçen arkadaşlarımız var, nedense bilmem, genelde Karslı olurlardı ve ilkokul mezunu olurlardı. İşkence var mıydı? Hakikaten vardı. Zulüm var mıydı? Hakikaten vardı ama şu anda cezaevlerini geziyorum, bu çocukların önemli bir kısmı çok iyi üniversiteleri bitirmiş, iyi yetişmiş çocuklar ama kamu kurumlarında veya özel şirketlerde herhangi bir iş bulamadıkları için KPSS'yle şu anda infaz memurları. Onların da burada hakkını teslim etmek lazım, cezaevinde işkence yapacak konumda değiller.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika...
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Cezaevlerinde yüzde 135 doluluk var demiştim. 300 bin mahpus kapasitesi var Türkiye'nin, içeride 420 bin kişi var; 100 bin kişiye 480 mahkûm düşüyor. Bunun Avrupa ortalaması kaç biliyor musunuz? 120; Türkiye'nin dörtte 1'i kadar. Türkiye, Latin Amerika ülkelerine döndü diyoruz ya, Latin Amerika ülkelerini geçtik biz, Latin Amerika ülkelerinde 100 bin kişiye 230 mahpus düşüyor yani biz onların 2 misli kadar mahpusu cezaevlerinde bulunduruyoruz; en önemli meselelerden biri. Ben milletvekiliyim arkadaş, burada bulunan arkadaşlar gibi. Ben cezaevini ziyaret ettiğimde siyasi olsun olmasın artık mutlaka Adalet Bakanlığından izin almam gerekiyor. Niye? Nedir ya? Bir de içeriye girince "Ayakkabıları çıkar, kemerini çıkar." Ne oluyoruz ya! Ben teröristsem al beni götür, eğer milletvekiliysem, millî iradeyi temsil eden bir nefersem cezaevlerinde bu zulme maruz kalmamam lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bir de cezaevi görüşleriyle alakalı çoğu arkadaşımız olumsuz görüş alıyor, hatta görüş bildirmeye bile gerek duymuyorlar, cevap vermiyorlar. Ya, yarın ne olacağı belli değil arkadaşlar, kimin nerede olacağı belli değil. Niye gidip ziyaret etmeyelim, ne yapıyoruz biz? İnsani vazifemizi görüyoruz; buna da varın müsaade edin.
Teşekkür ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)