GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:81
Tarih:14.04.2026

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Tarihin utançla örüldüğü bir günün yıl dönümündeyiz. Enfal katliamının yıl dönümünde yaşamını yitiren on binlerce Kürt'ü saygı ve hüzünle anmak istiyorum.

Enfal katliamı insanlık vicdanında açılmış derin bir yaradır. Bu katliam yalnızca geçmişin değil bugün de tekrar etme tehlikesi taşıyan karanlık bir zihniyetin ürünüdür. Daha birkaç ay önce Rojava'da Kürt halkına yönelik tekrardan dile getirilen Enfal çağrıları tarihin yeniden yazılmak istendiğini gösterdi ancak Kürt halkının birliği ve mücadelesi buna engel oldu. Bu bilinçle bir daha böylesi acılar yaşanmaması için barışı büyütmek ve insanların ortak vicdanını korumak hepimizin sorumluluğudur. Kürt halkına yaşatılan bu katliamı asla unutmadık, unutturmayacağız.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi başlığı ve genel gerekçesi itibarıyla sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi, çocukların korunması, ailenin desteklenmesi, kadınların, yaşlıların, engellilerin ve gençlerin ihtiyaçlarını güçlendirmeyi amaçlıyor gibi sunulsa da içeriğine baktığımızda bunun gerçeklikle örtüşmediğini açıkça görmekteyiz.

Bu teklif, toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik hak temelli, kamusal ve eşitlikçi bir sosyal politika inşa etmekten uzaktır; aksine, sosyal devletin sorumluluklarını daraltan, yurttaşı hak sahibi olmaktan çıkarıp denetlenen bir nesneye dönüştüren bir yaklaşımın ürünüdür. Sosyal devlet güçlendirilmek isteniyorsa bunun yolu torba yasalarla denetimi artırmakla olamaz. Sosyal devletin güçlendirilmesi yurttaşın yaşam koşullarını doğrudan iyileştirmekten geçer.

Türkiye'de milyonlarca emekli ve asgari ücretli derin bir yoksullukla baş etmeye çalışmaktadır. Sosyal hizmetleri konuşmadan önce bu yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldırmak gerekiyor. Asgari ücret 28 bin lira seviyesindedir ancak bağımsız araştırma kurumlarının açıkladığı açlık sınırı 32 bin liranın üzerine çıkmış durumdadır. Ayrıca, yoksulluk sınırı 90 bin lirayı aşmıştır yani asgari ücretli bir yurttaş daha maaşını aldığı gün açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmektedir. Emekliler açısından tablo daha da ağırdır. En düşük emekli aylığı 20 bin lira bandında kalırken bu gelirle bir insanın barınma, gıda, sağlık ve enerji gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılaması mümkün değildir; üstelik yüksek enflasyon karşısında bu gelirler her geçen gün daha da erimektedir. TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranlarıyla halkın mutfağındaki gerçek enflasyon arasında ciddi bir fark vardır. Gıda fiyatları son bir yılda katlanmış, kira bedelleri fahiş seviyelere ulaşmış, enerji maliyetleri artmıştır. Emekli maaşı ve asgari ücrette yapılan artışlar daha cebe girmeden eriyor. Yurttaşın alım gücü hızla düşmektedir.

Ayrıca, şimdiden, yeri gelmişken şunu belirtmek isterim ki emekçi halkların, kadınların, gençlerin 1 Mayıs Dünya Emek ve Dayanışma Günü'nü de şimdiden kutlamak istiyorum. Yaşasın 1 Mayıs!(...)(*)

Sosyal devlet, yurttaşı yardıma muhtaç hâle getirmek değildir; sosyal devlet, yurttaşını yoksulluktan kurtaran devlettir. Asgari ücret insanca yaşam koşullarını sağlayacak seviyeye çıkarılmalı, emekli maaşları açlık sınırının üzerine taşınmalı, gelir dağılımındaki adaletsizlik giderilmelidir; aksi hâlde sosyal yardımlar yoksulluğu ortadan kaldıran değil, onu yönetmeye yarayan araçlara dönüşür.

Değerli milletvekilleri, teklifin 10'uncu maddesiyle sosyal hizmetler alanında devletin asli görevi olan destek mekanizmalarını güçlendirmek yerine, denetim ve veri toplama mekanizmalarının genişletildiğine tanıklık ediyoruz. Sosyal yardımlardan yararlanmak isteyen yurttaşların ekonomik verilerinin merkezi biçimde toplanması, hane halkının tüm mali bilgilerinin izlenmesi gibi düzenlemeler sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Sosyal hizmet alanı bir gözetim mekanizmasına dönüşmektedir, oysa sosyal hizmetin amacı bireyi sürekli izlemek değildir. Sosyal hizmetlerin amacı, bireyi güçlendirmek, toplumsal yaşama eşit biçimde katılmasını sağlamaktır.

Ayrıca, bu düzenlemeler hukuki belirlilik ve güvenlik ilkelerini de zedelemektedir; sosyal yardımların kapsamı, miktarı ve koşullarını açık ve net biçimde kanunla belirlemek yerine idarenin takdirine bırakmaktadır. Bu durum yurttaşların haklarına erişimini keyfî uygulamalara açık hâle getirmektedir. Sosyal yardım bir lütuf değil, haktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

YILMAZ HUN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu hakkın ölçütleri açık, şeffaf ve öngörülebilir olmak zorundadır. İhtiyaç duyduğumuz şey daha fazla denetim değil, daha fazla adalettir; daha fazla veri toplamak değil, daha fazla sosyal güvence sağlamaktır. Yurttaşın cebine girmeyen, yaşam koşullarını iyileştirmeyen hiçbir düzenleme sosyal devletin güçlenmesine hizmet etmez. Sosyal hizmetler kamusal hak temelli ve eşitlikçi bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir. Emeklinin, işçinin, kadının, çocuğun, engellinin insanca yaşayabileceği bir düzen kurulmadan sosyal devletin varlığından söz edilemez. Bu teklif ise ne yazık ki bu yönde bir adım atmaktan uzaktır; tam tersine, sosyal devleti daraltan, yurttaşı gözetim altına alan bir yaklaşımı kurumsallaştırmaktadır diyorum, Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)