GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:81
Tarih:14.04.2026

OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hızla konuya gireyim.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 8'inci maddesine ilişkin düzenleme Anayasa’nın 2'nci maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesiyle ve Anayasa’nın 10'uncu maddesinde yer alan "Çocuklar ve yaşlılar gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz." hükmüyle çelişmektedir. Bu yasa teklifi dezavantajlı gençleri desteklemek yerine önlerine yeni engeller dikmektedir. Bu yasanın, bu hâliyle, iktidar partisi milletvekilleri, sizlerin parmak hesabıyla muhtemelen çıkacak olması durumunda Anayasa Mahkemesinden döneceği kesin gibidir.

Bu vesileyle bir başka Anayasa ihlalini, 90'ıncı madde ihlalini gündeme getireyim: AİHM kararlarını uygulamamak. AİHM Büyük Dairesi 24 Martta -Büyük Dairesi, AİHM'in en yüksek organı- Osman Kavala davasını görüştü. Türkiye otuz yılı aşkın süredir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde en çok yargılanan devlet ve Kavala davası Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarihinin en önemli davalarından biri. Böyle bir davada Büyük Daire önüne çıkıp Hükûmeti veya Hükûmet adına Türkiye'yi savunan kişinin sözleşme hukukuna hâkim olması gerekiyor, insan hakları ile ceza yargılamaları arasındaki farkı bilmesi bekleniyor. Türkiye adına savunma yapan kayyımlı Boğaziçi Üniversitesinin Hukuk Fakültesi Dekanının -adı Ali Emrah Bozbayındır- AİHM içtihatlarından hiç haberi yok; orada, Strazburg'ta uzun uzun Yargıtay kararlarını övdü, söylediklerinin davaya hiçbir etkisi olmadı. Bu kişi bırakın bir hukuk fakültesi dekanı olmayı, hukuk diplomasını nasıl aldığı meraka değer bir kişi. Bu kişiyi Hükûmeti ya da Türkiye'yi savunmak için Strazburg'a göndermek ülkenin alay konusu olmasına yol açtı çünkü adı geçen kişi Strazburg'ta uzun uzun Osman Kavala'nın Gezi eylemlerinde tuzlu poğaça gönderdiğini anlattı. Haksızlık etmeyelim, sadece tuzlu poğaça demedi, ekledi; bakın, neler dedi; onun AİHM'deki, Strazburg'taki savunmasından, ağzından çıkan cümleler: "Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkûm etmemiştir. Onu mahkûm etmişlerdir çünkü Yargıtayın metodolojisinin gerektirdiği şekilde deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde tutarlı bir operasyonel yönelim ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, başvurucunun iddialarının aksine, suçun yasal unsurları ve mahkûmiyeti temeli yeterince öngörülebilir durumdadır, poğaçalar şiddetli kargaşa sırasında koordinasyon noktalarına dağıtılmıştır. Toplantılar gerilimi tırmandırmak için yapılan planlama seanslarıydı, telefon görüşmeleri diğer suç ortaklarına ve aracılarına verilen talimatlardı." Bu sözleri söyleyen kişi hukuk fakültesi dekanı sıfatını taşıyor arkadaşlar ve AİHM'de Türkiye adına savunma yapıyor.

Şimdi, zaten bundan iki yıl önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Osman Kavala'nın tutuklu kalmasına ilişkin AİHM kararlarının uygulanmayarak Anayasa’nın 90'ıncı maddesinin ihlal edildiğine dair eleştirilerimize karşılık olarak "Bunlar siyasi davalar." gibi tuhaf, kabulü mümkün olmayan bir cevap vermişti; alın işte siyasi davanın poğaçalı, tuzlu poğaçalı hukuki savunmasını!

Bu arada, bugün, tam da bugün gelen bir haberi dikkatinize getireyim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan on beş gün önce 31 Mart 2026 itibarıyla bekleyen başvuru verilerini açıkladı, Türkiye yüzde 38'le 1'inci sırada, 58.950 başvurunun 22 bini Türkiye'ye ait. Türkiye'nin feci bir hukuk sicili var arkadaşlar. Yol yakınken, şu kanun teklifini de Anayasa Mahkemesine gidip geri dönmesini beklemeden geri çekin lütfen.

Saygılar sunuyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)