GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:79
Tarih:08.04.2026

HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hatırlatma yaparak sözlerime başlamak istiyorum. Meclisin işleyişi iktidarın görevi ve sorumluluğudur. Meclisimizi yeterli güzellikte, yeterli olgunlukta idare edebilmek için gereken şartlar neyse yerli yerine getirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de tarım üzerinde söylenilen onlarca laf var ama "Bunun sebepleri nedir?" noktasına gelindiğinde üzerinde çok fazla durulmamaktadır. Türkiye'de tarım hakkında onlarca regülasyon kurumu vardı. Bu regülasyon kurumlarının, hiçbir gerekçe gösterilmeden, kayıtsız şartsız, kimisi özelleştirildi, kimisi satıldı, kimisi kapatıldı; elde kalan birkaç tanesi de siyasallaştırılmak suretiyle görevlerini ifa edemez noktaya geldi ve tarım çöküşe geçtiğinde üreticiyi koruyan, piyasayı dengeleyen, tarımsal sürdürülebilirliği sağlayan düzenleyici kurumların sistematik bir şekilde ayarı bozuldu. Yıllar içerisinde şeker fabrikaları, gübre tesisleri, tarımsal üretimin omurgasını oluşturan birçok kurum varlığı, kapasitelerinin dışında çok daha zayıf noktalarda işletilerek haraç mezat satıldı, ayakta kalan kurumlar da idari bağımsızlıklarını kaybetti. Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri de doksan bir yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Tarım Kredi Kooperatifleridir. Tarım Kredi Kooperatifleri dünyada ve Türkiye'de kendine özgün bir kurumdur. Ne yazık ki bugün Tarım Kredi Kooperatifleri işlevinden koparılmış, bir holding çatısı altında toplanmak suretiyle, bu holdingin bünyesinde de iflas etmiş onlarca şirket zincirini bir araya getirdiğimizde, Tarım Kredi asli görevini yaparak çiftçinin gübre, tohum, ilaç, mazot ve ihtiyaç duyduğu nakit destekleri sağlayabilmek yerine, bu iflas eden kurumların açıklarını kapatmak için devletin gayretiyle, var gücüyle uğraşmaktadır. Bunun sonucunda, kanunun hilafına uygun olduğu gösterilmekle beraber, şeklen yönetim kurulları varmış gibi gösterilmekle birlikte, yönetim kurumları işlevsizleştirilerek devletin gözetimi ve denetimi altına alınmış, üye sayıları süratle düşmüş ve kooperatiflerin sayıları da ciddi şekilde azalmıştır. Tarım kredi kooperatifleri bugün çiftçiye uygun koşullarda girdi sağlayan, finansman sunan, üretimi destekleyen asli işlevlerini yerine getiremiyorlar; üreticinin en temel ihtiyacı olan tohum, gübre, mazot ve zirai ilaç girdilerine erişmede çiftçiye yardımcı olamıyorlar. Nakit avans mekanizması da hiçbir şekilde çalışmamaktadır.

Kurumsal çürümenin diğer bir boyutu da kurum çalışanlarının arasında gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Kurumun tepe yöneticileri iştiraklerden elde ettikleri milyonların üzerinde paralarla maaşlarına maaş katmakta ancak sahada çalışan elemanlarının toplu sözleşmesine ve zam artışlarına kulaklarını kapatmak suretiyle büyük bir adaletsizliğe sebep olmaktadırlar; bu adaletsizlik çalışanların motivasyonunu da bozmuştur.

Buradan açık bir çağrıda bulunuyorum: Tarım sektöründe hâlâ ayakta kalabilmiş bu kurumları daha fazla yıpratmayın lütfen, bunlar bu millete lazımdır. Bu kurumlara liyakat sahibi, yüzü gözü düzgün, eli kısa adamlar bularak getirin, başlığına koyun; zarar etmekten kurtararak milletin hizmetinde olup üreticiye gerçek anlamda hizmet sağlasınlar.

Ayrıca, çok feci bir şey söylemek istiyorum ki 6,5 milyon ton civarında suni gübre kullanan bu toplum bir yıl evveline göre 450 bin ton daha az gübre kullanmış ancak sadece üre gübresinin geçen sene nisan ayında 19.400 lira olan tonu bu sene 34 bin liraya çıkmıştır. Bu rakamları üst üste koyduğunuzda bugün bütçenizde var olduğu gözüken 130 milyar liralık devlet desteğini hiç bekletmeden, haziran ayına kadar yapılacak bütün ekim süresinde çiftçiye süratle vermek ve sonra da yetmeyen yerini hazirandan sonra tamamlamak zorundayız. Aksi takdirde elimize bir mikrofonu alıp "Biberin kilosu 500 lira oldu; pazarda 500 lira, tarlada 5 lira." diye bağırarak çözüm üretemeyiz ve bu üretemediğimiz çözümün sonucu hem çiftçiyi hem de tüketiciyi perişan eder. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, çiftçilerin içinde bulunduğu bu durumu bu rakamlarla yansıtırken bu arada mazotu da unutmayalım. Mazot geçen sene nisan ayında bugünlerde 44 lira iken bugün 85 lira. Yarın inebileceği söyleniyor ama 100 lira olmayacağını hiç kimse garanti edemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen. Buyurun.

HAYDAR ALTINTAŞ (Devamla) - Bu vesileyle, Türkiye'de bu işlerin hafife alınır bir tarafı yoktur. Eğer bu işi ciddiye almazsak insanların ekmeğiyle oynamış, çiftçimizi tarlaya küstürmüş ve eninde sonunda bu toprakları hiç istemesek bile yabancılara teslim etmiş oluruz. Böyle bir felaketin içinden kaçmak için millî varlığımızı ve değerlerimizi korumak, burada çalışan insanların emeğine saygı duymak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde "Paramız var ki alıyoruz." diyerek ithalat yoluyla bu ülkeyi besleyemezseniz. Dünyanın geldiği noktada, bundan sonra, artık, ekonomi güvenlikleri tartışılmaktadır. Ekonomi güvenliğinin içerisinde en başat konu da gıda güvenliğidir. Bunu sağlamak için kendi kaynaklarımızdan insanlarımızı beslemek zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR ALTINTAŞ (Devamla) - Bugün, Türkiye tarımı ithalat tekellerinin altında, Tarım Bakanlığının beceriksizliği suretinde, 160 bin personeliyle birlikte sahaya inmemesi neticesinde çok perişan durumdadır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)