| Konu: | İzmir’in yerel sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 79 |
| Tarih: | 08.04.2026 |
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında iki gündür İzmir'in sorunlarının birçoğunu konuştuk ama ben yine de genel olarak dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeler bağlamında yerel sorunlarımızın nasıl ilişkilendirildiğini anlatmak istiyorum.
Öncelikle şunu söylemek isterim ki aslında dünyanın bütün sistemi, Birleşmiş Milletler, anayasa hukuku bakımından da değerlendirdiğimizde, büyük ölçüde gerçekten çökmüş durumda. Yaşadığımız İran üzerindeki savaş, özellikle Amerika'nın ve İsrail'in yürüttüğü savaş, tamamen hem Birleşmiş Milletler hukukunu hem Avrupa'nın yaşadığı pratik süreci de ortadan kaldıran sorunları yaşattı. Nihayetinde dün bir ara verildi, on beş günlük bir zaman içerisinde bir barış sürecinin olma ihtimali var, bunun çok önemli olduğunu ifade etmek isterim.
Ayrıca şunu söyleyeyim...
(Uğultular)
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Başkan, çok uğultu var ama.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Arkadaşlar, lütfen, bugün ben gerçekten konuşmakta zorlanıyorum böyle.
BAŞKAN - Kürsüde hatip var, lütfen...
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Ayrıca şunu söyleyeyim: Bu sistem içerisinde gerçekten Türkiye'nin de mevcut durumdan etkilenmediğini söylemek mümkün değil. Tabiri caizse kuralsızlığın, hukuksuzluğun egemen olduğu, belirsizliğin içerisinde olağanüstü rejimlerin devam ettiği bir döneme girdik. Bunun pratik sonuçlarını yerel yönetimlerle ilgili kısımda da yaşıyoruz. Yani şu anda İzmir'in sorunları aslına bakarsan yaşadığımız bir rejim krizinin, iklim krizinin ve onun uygulamalarının pratik sonuçlarından biri olduğunu sizlerle paylaşmak isterim.
Şimdi konuya böyle gelince... Aslında geçen gün bir yazı okudum, bu yazı içerisinde bir söyleşi var, söyleşi içerisinde eski Anayasa Başkanımız Haşim Kılıç'ın bir sözü var, diyor ki Haşim Kılıç: "Bu kötülüklere karşı insanların suskunluğu sürdürmesi kötülüğün devam etmesi anlamına gelir. İyi insanlar susma hakkına sahip değildir. Susmak aynı zamanda bir tarz bu yaşadığımız sürece karşı suça ortak olmaktır." Aslına bakarsanız, daha önceki bizim birçok akademisyenimiz, bilim insanımız da "Suça ortak olmayacağız." diyerek imzacı olmuşlardı ve yıllardır da bu arkadaşlarımız KHK zulmüyle aslında yaşıyorlar.
Ben öncelikle dünkü tartışmaya bir başlık koymak isterim. Gerçekten Meslek Fabrikası meselesi sadece bir yönetim meselesi değil, bir hukukun nasıl işleyip işlemediğine dair bir örnektir. Meslek Fabrikası bir yerel yönetimin yani kamunun malıyken, herhangi birisinin malı değilken merkezî yönetim burayı vakfa devretmek istiyor. Dün Tuncer Başkanım da söyledi, burada hukuksuzluk olduğunu açıkça eski dava sonrası verilmiş olan karar da gösteriyor. Burası belediyenin tapulu mülkü, bu tapulu mülke el koyma girişimi var ve gerçekten yapılan da normal bir hukuk içerisinde asla kabul edilemeyecek bir durum. Bunun arkasında sonuna kadar yürütülen mücadele var. Her gün orada insanlar nöbet tutuyorlar. Bir ülkenin büyükşehir belediye başkanı eğer hukuksuzluk karşısında adalet nöbeti tutmak zorunda kalıyorsa bu sadece onunla ilgili bir sorun değildir, aynı zamanda bu ülkedeki hukuk sisteminin ne kadar kötü olduğunu, artık adalete kavuşma yolunda mücadele etmekten başka çare kalmadığının göstergesidir. Buradan iktidarın bunu düşünmesinde fayda var diye düşünüyorum.
Bir başka konu, İzmir'in en önemli konularından bir tanesi; İzmir'in bir körfezi var ve bu körfez sorunu sürekli konu. Aynı zamanda bu körfezin nasıl kirlendiğine dair insanların farklı farklı fikirleri var. Bizim tespitimiz yıllardan bu yana şudur: Bu körfezin kirliliğinin yüzde 25 sebebi Gediz Nehri'dir arkadaşlar ve Gediz Nehri öyle bir nehirdir ki Uşak'tan başlayarak Kütahya ve Manisa'nın bütün kirliliklerini, olağanüstü kirlilik yaratan yaklaşık 80 tane fabrikanın kirliliğini denize akıtmaktadır. Bunu önlemeyen bir Çevre Bakanı sadece İzmir'e yüklenerek, belediyeye yüklenerek sorunu çözemez.
Biz şunu diyoruz: Eğer bu körfeze hem İzmir'in kirliliğini hem de çevrenin kirliliğini akıtırsanız, Manisa'nın ovasının nasıl artık yaşanamaz hâle geldiğini, geçen gün nehrin taşmasına bağlı olarak Turgutlu'nun topraklarının gerçekten artık tarım anlamında ne kadar kötüye düştüğünü görmezseniz sorunu çözemezsiniz. O nedenle sorun bir bütün, sadece yerel yönetimlerin başarı-başarısızlık hikâyesi değil. Gediz Nehri çözülmediği sürece İzmir Körfezi'nin ve Ege Denizi'nin kirlenmesini önlemek mümkün değildir. Bunun acilen ortak akıl içerisinde, iş birliği içerisinde, bir düşmanlık hukukuyla değil ortak bir süreç içerisinde çözülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Yine başka bir konu var; İzmir son zamanlarda gerçekten bütün kıyılarıyla, topraklarıyla, zeytinleriyle yağmalanıyor. Bakın, 7554 sayılı Yasa çıktı. 1.961 hektarlık alan şu anda o yasayla beraber işgal edilmeye çalışılıyor. Bergama'dan Zeytinalanı'na, Seferihisar'dan Urla'ya kadar her yerde kıyılarımız resmen işgal ediliyor ve 1.961 hektarlık alan öyle küçük bir alan değil arkadaşlar. Burası ormanlarıyla, meralarıyla her türlü alanlarıyla ranta çevriliyor ve adrese teslim, AKP'yle iş birliği olan şirketlere ve kurumlara teslim ediliyor burası.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Şunu çok net söylemek isterim: MAPEG üzerinden -artı 4 bakan yardımcısı- yapılmış olan her şey, şu andaki mevcut 7554 sayılı Yasa'ya göre çıkarılıyor ve bu yasaya da aslında Anayasa Mahkemesine şu anda 260 milletvekiliyle yapılmış olan bir itirazımız var; itirazımızı her yerde söylüyoruz ama Anayasa Mahkemesinin de artık beklememesi gerektiğini, kamusal olarak dönüşü olmayan bir zararla karşı karşıya kalındığını biliyoruz. En azından 260 milletvekilinin bu konudaki şerhlerinin, itirazlarının dikkate alınarak yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz çünkü burada siyasal ayrım gözetmeksizin, İYİ PARTİ'sinden DEM PARTİ'sine, CHP'sine herkesin katıldığı 260 milletvekili bu konuda buna itiraz ediyorsa Anayasa Mahkemesi de bunu acil durdurma gerekçesi olarak görmeli. 500'e yakın sayfa... Ben itirazımızda söyledim; bu konuyla ilgili bu durdurma yapılmazsa inanın, Türkiye'nin geleceği bakımından sorun çok büyük olacaktır. Diğer kısımları başka konularda görüşmek üzere.
İzmir'in sorunları genelin sorunudur, ortak sorunumuzdur, hepimizin sorunudur demek istiyorum.
Sağ olun. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)