| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 78 |
| Tarih: | 07.04.2026 |
CHP GRUBU ADINA AYLİN YAMAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Darülaceze, Osmanlı'dan günümüze uzanan sosyal devlet anlayışının köklü ve sembolik kurumlarından biridir. Temelde kimsesiz, bakıma muhtaç, yaşlı, engelli ve korunmaya ihtiyaç duyan bireylerin barınma, bakım ve yaşam ihtiyaçlarını karşılayan bir sosyal hizmet kurumudur. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı, özel bütçeli, bağışlar ve kira gelirleriyle hizmetlerini sürdüren sosyal hizmet odaklı bir kurum olarak faaliyet göstermektedir. Ana yerleşkesi İstanbul'da olan Darülaceze bu kanun teklifiyle ülke geneline ve yurt dışına yaygınlaştırılmak istenmektedir. Getirilen teşvik modeliyle bağışlara, yardımlara vergi muafiyeti getirilmekte ve bu modelin tüm ülke ve yurt dışına taşınması istenmektedir. Bu durum, derin ve yaygın yoksulluğun âdeta bir itirafı, kamu kaynaklarının yerine bağışlarla sürdürülecek bir muhtaçlık zemininin pekiştirilmesidir. Oysa sosyal devlet anlayışı kamu bütçeleri üzerinden şeffaf, denetlenebilir ve hak temelli bir yaklaşımı gerektirir. 2026 yılı bütçe görüşmelerinde de vurguladığımız gibi, Darülaceze'nin de kapsamında olan yaşlı, engelli ve kimsesizlerin bakımına ayrılan pay son derece yetersizdir. Türkiye'de nüfusun yüzde 11,1'i yaklaşık 9,5 milyon kişi 65 yaş ve üzerindedir. Bu grup içinde özellikle bakım ihtiyacı olan nüfus 75 yaş ve üzeri gruptur ve yaklaşık 3 milyon 600 bin kişidir. Ayrıca, mutlaka yakın bakıma ihtiyaç duyan 100 yaş üzeri 8.290 yaşlımız mevcuttur.
Yaşlı nüfusun artışından en fazla etkilenecek alanların başında sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri gelmekte ve bu da nüfusun artmasına paralel olarak bakım ihtiyacı ve sağlık harcamalarının artacağı anlamını taşımakta, bu nedenle mutlaka ek bütçelemeyi ihtiyaç göstermektedir. Bu demografik yapıya ek olarak üstüne eklenen derin yaşlı yoksulluğu, güçsüzlük durumunu arttırmaktadır. Oysa 2026 yılı Aile Bakanlığı bütçesi, merkezî yönetim bütçesinin sadece yüzde 2,8'i kadardır. Bu bütçe içinde yaşlılara ve engellilere ayrılan kısım ise yaşlanan ve güçsüzleşen nüfusun göz ardı edildiğinin bir belgesidir. Hâlen kamuya ait huzur evlerinde bakılan kişi sayısı sadece 15 bindir ve bu kişilerin sadece yüzde 30'u ücretsiz olarak bakılmaktadır. 2026 yılı için huzurevi yaşlı bakım merkezlerinde bakılması hedeflenen yaşlı sayısı sadece ek 870 kişidir. 9,5 milyonda ya da gerçek bakım ihtiyacı olan 3,5 milyonda devlet sadece 15 bin kişiye hizmet vermektedir. Kamu kaynağı ayıramayan, kaynak sıkıntısı çeken iktidar; güçsüzüne, yaşlısına, engellisine âdeta ancak bağışlarla bakabileceğini itiraf etmektedir.
Aynı şekilde, engellilerimiz için de bu ülkede sadece 106 devlet kurumu mevcuttur ve yaklaşık 9 milyon engelli içinde sadece 6.879 engelliye yatılı bakım verilebilmektedir ve sosyal devlet anlayışından ne kadar uzakta olunduğunun bir göstergesidir. (CHP sıralarından alkışlar)
Darülaceze modeli, geleneksel yapısıyla, köklü geçmişiyle İstanbul'daki hizmetini en iyi şekilde elbette sürdürmeli. Fakat sistem, ülke genelinde kamu kaynaklarına ağırlık vererek, bütçeyleyerek ve şeffaf denetim modeliyle yürütülmelidir. Yurt dışına çıkış, vergi muafiyetinin farklı mevzuatlarla kontrolsüz bir şekilde sürdürülmesi demektir ve tarihimizde yaşanan pek çok usulsüzlükleri hatırlatmakta ve risk taşımaktadır.
Sosyal hizmetlerle getirilen değişikliklere baktığımızda, aynı şekilde bütçeleme disiplininden uzak, planlaması olmayan ve konuyu "muhtaçlık" zeminine taşıyan bir yapılanmayı görüyoruz. 2026 yılı Aile Bakanlığı bütçesinde "Sosyal Yardımlar" başlığında yer alan göstergeler ve hedeflerin bütçe disiplininden uzak ve keyfiyete dayalı olduğu izlenmektedir. Keza, bu düzenlemeyle korunmaya muhtaç gençlerimize destek süresi artırılırken bütçeleme döneminde Öksüz ve Yetim Yardım Programı'ndan faydalanan çocuk sayısı yıllar içinde giderek düşürülmektedir. 2025'te 30 bin çocuk bu yardımdan faydalanırken, bu yıl için hedef 25 bin, 2027'de ise 17 bin olarak hedeflenmektedir. Bir yandan hedef düşüren zihniyet, bir taraftan da verdiği kanun teklifiyle desteğini artırmaktadır. Ayrıca, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'na göre, Sosyal Yardımlaşma Teşvik Fonu gelirlerinin yüzde 5 kadarının Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından engelliler ve yaşlılar için kullanılması gerekirken Sayıştay raporuna göre yapılan incelemede son dört yıl içinde tahsis edilen toplam fon kaynağının 644 milyon lira olduğu, tahsis edilen kaynağın sadece 258 milyonunun ilgili Genel Müdürlüğe aktarıldığı, 385 milyonunun ise henüz aktarılmadığı gözlenmiştir. Bu durum sosyal yardımlar üzerinden yürütülen desteklerin keyfiyetini göstermektedir.
Kamu bütçeleri üzerinden daha denetlenebilir modellerin önemine vurgu yapmaktayız. Korunmaya muhtaç, kimsesiz, rehabilitasyon desteği alması gereken kişilerin merkezî izlemeyle monitörize edilecek olması ise kapsamın net olmaması, kişisel verilerin kullanım şekli ve mahremiyet endişesiyle güven vermemektedir.
Doğum izinlerine gelecek olursak doğum öncesi sekiz, doğum sonrası sekiz, toplam on altı haftalık kullanım şeklinin bu düzenlemeyle doğum öncesi sekiz, doğum sonrası ise on altı, toplam yirmi dört haftaya çıkarılması tıbben ve sosyal olarak doğru bir yaklaşımdır. İzin süresinin artması, anne-bebek etkileşimi, emzirme süreleri, annenin toparlanma ihtiyacı ve yeni düzenin kurulabilmesi açısından değerlidir.
Öte yandan, bakım sürecini sadece anne üzerinden değerlendiren yaklaşım devam etmektedir. Babalar için sadece beş günlük artış konuyu anne üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Kamuya ait kreş sayılarında anlamlı artış olmaz iken sadece doğum izni sürelerini artırmak yeterli değildir.
Kadın istihdamının yalnızca yüzde 30'larda olduğu ülkemizde izin sürelerindeki artışın daha fazla istihdam sorunları yaratacağı aşikârdır. Bu nedenle, izin süreleri artırılırken eş zamanlı olarak hazineden işverene prim desteği gibi istihdamı teşvik edecek modeller de sunulmalıdır.
Doğum izinlerinin kullanımını hâlen yirmi dört haftalık izin süresinde olan annelere de tanımak memnuniyet uyandırmıştır fakat aile hekimleri ve aile sağlığı grup elemanları örneğinde olduğu gibi, yönetmelik ve sözleşmeleri nedeniyle hiç kullanamayacak grupların eşitsizliğe uğramamaları adına gereken düzenlemelerin derhâl yapılması gerekmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Doğum borçlanması, kadın işçilerin doğumdan sonraki iki yıl içinde sigortalı olmadıkları sürenin primlerini kendi ceplerinden ödeyerek prim gün sayılarını artırmalarına olanak sağlayan bir haktır fakat bu hak sadece ilk sigorta girişinden sonra doğan çocuklar için kullanılabilmektedir. Oysa kadınlar için doğum başlı başına iş yaşamını geciktiren bir durumdur ve çok sayıda kadın önce sigorta koşulu nedeniyle doğum borçlanması hakkından yararlanamamaktadır. Bu durum doğurganlık hızının düştüğü ülkemizde iş yaşamına girmeden çocuk yapmak istemeyen kadınların durumu açısından önemlidir ve mutlaka sigorta öncesi doğumlar için de borçlanma hakkı tanınmalı, böylelikle kadının doğum kaynaklı prim gün kayıpları telafi edilmelidir. Kısacası, sadece doğum izinlerini artırmak değil doğum borçlanması sürecini de en kısa sürede gündeme almak gerekmektedir. Bu düzenlemeyle eş zamanlı olarak sigortalı çalışanlara analık hâlinde ödenen geçici iş görmezlik ödeneğinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Mevcut düzende ayakta tedavi esasına göre ödenen geçici iş görmezlik ödeneğinin günlük kazancın 2/3'ü oranında belirlenmesi, 657'ye tabi çalışanlarla aralarında bir eşitsizliğe neden olmakta ve gelir kaybına yol açmaktadır. Bu nedenle analık sigortasında amacına uygun, ölçülü ve sosyal devlet ilkesini güçlendiren bir düzenlemeye de ihtiyaç bulunmaktadır.
Önemli diğer bir nokta ise aile birliğinin sağlanması konusudur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yapılacak atamalarda çalışma hakkı kadar ailesiyle yaşama talebinin de göz önünde tutulması gerektiği açıkça belirtilmesine rağmen 3+1 yıl kuralına göre sözleşmeli bir biçimde çalışmak zorunda kalanlar aile birliklerini bozmakta, özellikle kadın çalışanların, istihdamdan kopmalarına neden olmaktadır. Bu durum doğurganlık hızının düştüğü ülkemizde aile birliğini ve çocuk sahibi olma isteğini gerileten ve aynı zamanda iki ayrı şehirde yaşamanın maddi ve manevi sıkıntılarını ailenin omuzlarına yükleyen bir süreçtir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
AYLİN YAMAN (Devamla) - 3+1 kuralının yapılacak değişiklikle 1+1 şeklinde düzenlenmesi aile birliği için elzemdir. Tüm bu nedenlerle sadece doğum izinlerinin uzatılması değil kamu personel rejiminin de yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle ve son olarak diğer ihtisas komisyonlarına gelmeden; KEFEK gibi, Dijital Mecralar Komisyonu gibi, Adalet Komisyonu gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmeden, uzman görüşü alınmadan bizim Komisyona getirilen bu kanun teklifi yeterince irdelenmemiştir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)