GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:78
Tarih:07.04.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET EŞREF FAKIBABA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ifade etmek isterim ki teklifin genel yaklaşımı ve sosyal devlet ilkesine yapılan vurgu tarafımızca olumlu değerlendirilmiştir. Dezavantajlı kesimlere yönelik hizmetlerin güçlendirilmesi yönündeki irade de bu kapsamda önemli ve yerinde bulunmuştur. Çocukların korunmasına yönelik düzenlemeler, koruyucu aile sistemi teşviki, sosyal yardımların daha sistematik bir çerçeveye kavuşturulması gibi başlıklar önemli ve gereklidir. Ancak, değerli milletvekilleri, bir kanun teklifini değerlendirirken yalnızca niyetine değil, aynı zamanda uygulamada doğuracağı sonuçlara da bakmak zorundayız. Çünkü iyi niyetle hazırlanmış ancak eksik bırakılmış düzenlemeler sahada yeni mağduriyetler üretme riski taşır. Kanun teklifinde tarafımızca tespit edilen başlıca eksiklikler 2, 6, 7, 11 ve 22'nci maddelerde yer almaktadır. Ancak hekim olmam hasebiyle 2'nci maddeyi en sona bırakacağım.

Madde 6; sosyal yardımlarda belirsizlik. Sosyal yardımların güçlendirilmesi olumlu bir adımdır ancak destekten yararlanma koşullarının, gelir kriterlerinin ve ödeme miktarlarının kanunda açıkça düzenlenmemesi önemli bir eksiktir. Bu alanın tamamen yönetmeliğe bırakılması, yasanın keyfî uygulanmasına, uygulama farklılıklarına ve eşitsizliklere yol açabilir. Sosyal yardımlar bir lütuf değil, bir haktır ve bu haklar açık kurallarla tanımlanmalıdır.

Madde 7; kuruluşların kapatılması hâlinde getirilen altı aylık süre sınırı yetersizdir. Özellikle yaşlılar, ağır engelliler, özel bakım ihtiyacı olan bireyler için uygun yerleştirme her zaman bu sürede mümkün olmayabilir. Bu sürenin dolması hâlinde ne olacağı belirsizdir, bu da yeni mağduriyetler doğuracaktır. Bunun için altı aylık sürenin kaldırılması ve "yer bulununcaya kadar" diye düzeltmesini öneriyoruz.

Madde 11; teklifte kadın konukevlerinden yararlanan istismara ve şiddete uğrayan kadınlar ve beraberindeki çocuklara harçlık verilmesi sağlanıyor. Burada sadece harçlık vermekle kalmayıp bunun yanında kadın sığınmaevlerinde kalan kadınlara ve çocuklara sadece maddi destek verilmesi yeterli değildir. Bu kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesi için istihdam imkânlarının sağlanması gerekir.

Madde 22; çocukların dijital ortamda korunması önemlidir ancak yaş doğrulama sistemine ilişkin belirsizlikler ciddi riskler taşımaktadır. Kişisel verilerin paylaşılma riski, gizlilik ihlalleri, İYİ Parti olarak üzerinde en çok durduğumuz konulardan biri de budur. Bu bağlamda 15 yaşın altındaki çocuklar için yaş doğrulama yetkisinin doğrudan sosyal ağ sağlayıcılarına verilmesi yerine, bu doğrulamanın e-devlet sistemi üzerinden yapılması gerektiğini savunuyoruz. Kişinin 15 yaşında veya daha büyük olduğuna dair onayın e-devlet aracılığıyla alınmasının daha güvenli ve doğru bir yöntem olacağını düşünüyoruz. Bu görüşümüzü Komisyonunda ifade ettiğimiz gibi Genel Kurulda da bir kez daha dile getiriyoruz.

Madde 2; aile hekimleri ve aile sağlığı merkezi çalışanlarının yaşadığı doğum izni ve genel izin sorunları... Konuşmamın büyük bir bölümünü sağlık sisteminin en kritik basamağı olan, birinci basamakta görev yapan aile hekimlerine ve ASM'de çalışan ebe, hemşire gibi sağlık personeline ayırmak istiyorum. Hastaların ilk başvurduğu ve tedavi sürecinin başladığı böylesine önemli bir görevde çalışanların sözleşmeli ve güvencesiz istihdam edilmeleri asla kabul edilemez. Bu nedenle bu kanun teklifinde aile hekimleri ve ASM'de çalışan sağlık çalışanlarının da doğum izninden faydalanmasını istedik ve bununla ilgili olarak Komisyon çalışmalarında yeni madde ihdasında bulunduk ama maalesef kabul edilmedi. Bugün burada tekrar çağrıda bulunuyoruz: Bu düzenleme Genel Kurul aşamasında mutlaka düzeltilmelidir. ASM'de çalışan, yeni doğum yapmış bir annenin maaşından kesinti yapılacağı kaygısıyla çalışmak zorunda bırakılmaması gerekir. Bir yandan "Aileyi güçlendireceğiz." denilirken diğer yandan annenin bebeğiyle geçireceği sürenin fiilen kısıtlanması kabul edilemez. Eğer gerçekten aileyi güçlendirmek istiyorsak bu, söylemlerle değil uygulanabilir politikalarla yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, elimde bir aile hekimi kardeşimizden gelen mektup var. İzninizle bu mektubu Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum:

"Sayın Vekilim,

Aile hekimi olarak sorunlarımızı anlatmanız için bu yazıyı kaleme aldık. Yıllardır çözülemeyen, âdeta bir kartopu hâline gelmiş sorunlarımızı değerli vekillerimize aktarmanız için sizlere ulaşıyoruz çünkü artık çok yorulduk. Gebe aile hekimi meslektaşlarımız doğum iznine çıktığında ücretlerinin yüzde 60'ına yakını kesiliyor, dört beş ay boyunca kimse yerine bakmak istemiyor çünkü her birimiz her gün ortalama en az 70-75 hasta muayene ediyoruz; vekaletle baktığımızda yaklaşık 140-150 hastanın başvurduğu günler oluyor. Hekim bir Vekilimiz olarak, bir hekim günde 140-150 hastayı sağlıklı bir şekilde muayene edebilir mi? Bazı hastalar derdine derman bulmak için ASM'ye gelip gözümüzün içine bakarken yoğunluk nedeniyle bir iki dakikada verdiğimiz hizmetten ben bir hekim olarak utanıyorum. Belki zaman bulsam, hastamı güzel şekilde dinleyebilecek vaktim olsa gerçekten hekimlik yapmış olacağım ama maalesef mevcut sistem bize bu imkânı vermiyor.

Dertlerimiz bununla da sınırlı değil tabii ki. Bizden her ay hastalarla ilgili binlerce veriyi ayrı bir sisteme girmemiz isteniyor; bunun için bir veri giriş elemanımız veya tıbbi sekreterimiz yok. Aile hekimliği sisteminde her hekim çalışma gününde birkaç saatini de bu verilerin girilmesine harcamak zorunda kalıyor. Hastalarımıza daha fazla vakit ayıracağımız yere sanki veri memuru gibi veri girmeye çalışıyoruz yani hem doktorluk yapmaya çalışıyoruz hem tıbbi sekreterlik hem veri giriş elemanlığı. İzne ayrılmak istediğimde yan odadaki meslektaşım sanki 'Gitme.' der gibi gözlerimin içine bakıyor çünkü ücretsiz izin hakkımız yok. Mecburen izne çıktığımız gün sayısı kadar yaklaşık 150 hastayı yanımızdaki hekim arkadaşımız üstlenmek zorunda kalıyor. Annemiz, babamız vefat ettiğinde, en yakınımızı kaybettiğimizde yine birini bulmak zorundayız çünkü vekaletsiz izin hakkımız yok. Annesini, kardeşini kaybeden meslektaşım acılı olduğu o gün daha acısını soğutmadan yerine bir vekil hekim arkadaşını bulmakla uğraşıyor çünkü annesini toprağa veremeden yerine birisini bulmazsa ücretinin yüzde 60'ı kesilecek. Bu insani mi Sayın Vekilim?" Arkadaşım bana söylüyor, doktor arkadaşım. "Aile hekimiyken hastalanırsanız yine yerine birini bulmanız gerekir yani aile hekimi hastalanmayacak. Diyelim ki trafik kazası geçirdiniz, maaşımız dekonttaki gibi 66 bin liraya düşüyor yani yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda kalıyoruz. Eğer siz değil de eşiniz kaza geçirdiyse veya anne, babanıza hastanede refakat edecekseniz yine ücretiniz kesilecek. Baba olursanız yine size gün yüzü yok. Çocuğunuzu kucağınıza aldığınız an yerine birisini bakmaya ikna etmelisiniz, yoksa maaşınız kesilecek. Yani öyle bir aile hekimi olacaksınız ki izin almayacak, hasta olmayacak, gebe kalmayacak, baba olmayacak, anneniz ve babanız hasta olmayacak veya hayatlarını kaybetmeyecekler; yoksa maaşınızın yüzde 60'lık kısmını alamazsınız. Sayın Vekilim, altı aydan fazla hasta olursanız sözleşmeniz direkt olarak sonlandırılıyor, direkt olarak sonlandırılıyor yani aile hekimiyken kanser olmak yasak, ağır bir hastalık geçirmek de yasak. Sayın Vekilim, yoksa sözleşmenin feshedilir, sistemin dışında bulursunuz kendinizi. Altı aydan fazla rapor aldığınız takdirde sistemin dışındasınız. Vekillerimizin birçoğu belki bunları bilmiyor." Ben birçoğumuzun bilmediğine inanıyorum arkadaşlar. "Siz bu satırları okuduğunuzda ilk kez bu konulardan haberdar olacaklar. Aile hekiminin izin hakları konusunda maalesef durum böyle. Sayın vekilim, eğer herhangi bir arkadaşımız aile hekimine senede bir kez gitmezse, hasta senede bir kez gitmezse yine aile hekiminin ücretinden kesilecek. Belki bunu da birçok vekilimiz ilk kez duyacak ama hastalar bir yıl içinde gelmezse evet, bizim ücretimiz kesiliyor. Hastalara kendi telefonlarımızla ulaşıp ASM'ye davet ediyoruz lakin bazıları bizi telefon dolandırıcısı olmakla suçluyor. Kimisi hemşire hanımlara nahoş sözler ederek telefonu kapatıyor." Yani bunları ben söylemiyorum arkadaşlar, Sayın Başkanım, bunu bir doktor arkadaşımız kendi ifadeleriyle bana gönderdiği mektuptan aktarıyorum. "Yani evet, bir nevi ASM'de sekreterliği hekim ve hemşire yapıyor. Hasta gelmedi diye hekimden, aile sağlığı çalışanından ücret kesen tarihte ilk ülkelerden biri oldu. Sanırım her yıl hasta ASM'ye gelmiyorsa bizlerin zorla kolundan tutup getirmemizi istiyorlar. Hekim olarak gelmeyen hastaların sorumlusu olarak da bizleri görüyorlar ki ücretimizi kesiyorlar. Hâlbuki dünyada durum farklı, sorumluluk hekimde değil hastada. Sadece ülkemizde durum bunun tam tersi. Hasta gelmek istemiyorsa cezayı maddi olarak çekecek olan yine hekim oluyor. Ben bu ülkenin en iyi tıp fakültelerinin birine Türkiye derecesi yaparak girdim. Tıp eğitimimi alırken hiçbir hocam bana gittiğim yerde çatı arası temizliği için birisini bulmam gerektiğini, bozulan kanalizasyonun tamiratı için uğraşmam gerektiğini veya tıkanan lavabo, bozulan musluk için ne yapmam gerektiğini anlatmadı. ASM'de bozulan ne varsa; çalışmayan su, doğal gaz ve elektrik tesisatıyla ilgili ne varsa benim sorumluluğumda. Kısıtlı bir bütçeyle ustaların peşinden koşuyorum mesleğim haricinde ASM'yi tamir ettirmek için. Bu sistem bir nevi aile hekimliği sayesinde bizi dükkân işleten tüccara da dönüştürdü." Yani bir hekim olarak gerçekten çok üzülüyorum. "Hâlbuki bizim işimiz hekimlik yapmak mı yoksa damlayan çatıyı onarmak veya onaracak kişileri bulmak mı? Elimize geçen kısıtlı bir genel gider ödeneği var. Bu genel gider ödeneği özellikle özel ASM'lerde giderleri karşılamaya yetmiyor. Bazı yerlerde kira ücretleri birim başı 30-40 bin lirayı buldu. Elektrik, doğal gaz, su zamları derken ay sonunu zor getirir hâle döndü sistem. Yanımızda SGK'li personeller çalıştırıyoruz, ücretlerini ödüyoruz, muhasebelerini de tutuyoruz. Keşke tıp fakültesinden muhasebe ve işletme dersi de verilebilseydi ama vermediler. Sistem bizi hem işletmeci, hem usta, hem tıbbi sekreter, hem veri giriş elemanı, hem muhasebeci, hem telesekreter, hem işveren yaptı. 'İnsanlar ne iş yapıyorsunuz?' diye sorunca 'Aile hekimiyiz.' diyoruz ama gerçekte hekimlik haricî, tıp fakültesinde öğretilmeyen onlarca işi yapıyoruz.

Sayın Vekilim, bu kadar olumsuzluğa rağmen biz hekimler olarak umutsuz değiliz. Bir gün bu işlerin değişeceğine, halkımızın daha kaliteli hizmet alacağına dair inancımız sürüyor. İngiltere'de başvuruların yüzde 90'ı, Almanya'da yüzde 70'i aile hekimliğinde sonlanıyor. Türkiye'de aile hekimliği sistemi yanlış uygulandığından dolayı ikinci ve üçüncü basamaklardaki sağlık hizmetlerindeki iş yükü inanılmaz boyutlarda. Saatlerimizi alan binlerce verinin girilmesi işi bunlardan sadece biri. Aile hekiminin üzerinden iş yükünü almayı bırakın, her gün çözülemeyen her problemde aile hekimi ilk olarak akla geliyor, 'Onlar çözerler.' diyerek iş yükü aile hekiminin üzerine bırakılıyor. 2010'a göre birim başı verilen iş yükümüz 3 katından fazla artmıştır -ki bir hekim olarak benim gördüğüm kadarıyla 2014'e kadar hakikaten tıpta çok büyük ilerlemeler sağlanmıştı ama bu tarihten itibaren gerçekten şu anda dönülmesi çok zor bir döneme girdiğimizi ben düşünüyorum- nefes alamayacak hâle geldik, her birimizden onlarca iş bekleniyor, artık bu yükleri kaldıramayacak hâldeyiz. Vekaletten dolayı 150 hasta bakmak zorunda olduğumuz haftalar çıkıp eve geldiğimizde yorgunluktan ağzımızı açacak hâlimiz kalmıyor. Hâlbuki bu sorunlar sadece aile hekimlerini dinleyerek, angaryalar üzerimizden alınarak mantıklı bir sistem değişikliğiyle düzeltilebilecek durumlardır."

Yani aile hekimi arkadaşlarımız hâlâ umutsuz değiller, diyorlar ki: "Sayın Bakan ve ilgililer bizi dinlemiş olsalar, bizi bir meslektaş olarak dinlemiş olsalar biz bu işlerin düzeleceğine yüzde 100 inanıyoruz ama maalesef muhalefet olduğumuz için biz sözümüzü geçiremiyoruz."

"Neden aile hekimliği daha verimli bir hâle gelmesin? Neden hastalarımıza ilk basamakta daha çok vakit ayrılarak daha verimli ve kaliteli bir hekimlik hizmeti vermeyelim? Hastanelerdeki kuyruklar verimli bir aile hekimliği sistemiyle son bulabilir. Bunların hepsini sahadaki meslektaşlarımız aslında biliyor, sadece kulak vermeleri yeterli. Biz bu ülkenin en özveriyle çalışan tıp fakültelerine dereceyle girmiş gençlerdik, şimdi yaşça abileri olduk; yeni gelen hekimlerimizin gözlerine bakıyorum, gözlerimiz doluyor, biz çektik bari genç meslektaşlarımız bunları çekmesin diye sizlere yazıyorum. Sahada ağır iş yükü ve angaryaya benzeyen iş yüklerinin altında tükeniyoruz. Umarım bir şeyler değişir ve halkımız ve hekimlerimiz daha sağlıklı şartlara ulaşır, daha mutlu ve sağlıklı yarınlar bizim olur.

Saygılarımla.

Bir meslektaşınız, meslektaşlarınız."

Sonuç itibarıyla, değerli milletvekillerimiz, Değerli Başkanım; biz bu teklife karşı değiliz, hatta önemli bir kısmını da olumlu buluyoruz ancak bazı kritik maddelerdeki eksikliklerin giderilmeden bu hâliyle kabul edilmesini doğru bulmuyoruz. Yapılması gereken bu eksiklikleri görmek ve gerekli düzeltmeleri yapmaktır. Bu nedenle, Komisyon aşamasında kabul edilmeyen önerilerimizin Genel Kurul aşamasında yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)