| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 77 |
| Tarih: | 02.04.2026 |
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi ne emekliyi ne esnafı ne de öğrenciyi, sorunu olan kesimleri ilgilendiriyor. Kripto paraların vergilendirilmesinin, bedelli askerlik ücretinin artırılmasının vatandaşın derdine derman olmadığı açıktır. O yüzden, konuşmamı cemevleri ve deprem gerçeği üzerine yapmak istiyorum.
Defalarca bu kürsüde ifade ettim; bu ülke, birçok etnik kimliklerin, inançların, kültürlerin bir arada yaşadığı son derece zengin bir coğrafyadır ama unutmayalım ki bir ülkenin zenginliği farklılıkların varlığıyla değil o farklılıklara gösterdiği adaletle ölçülür. Bu zenginliği korumak hepimizin sorumluluğudur ve bu Meclisin görevi, bu sorunları halının altına süpürmek değil onları cesaretle çözmektir.
Değerli milletvekilleri, Alevi toplumu şehirlerde cemevlerini kendi alın terleriyle yaptılar, yokluk içinde sofralarındaki lokmaları keserek, bir gün bile kimseye el açmadan cemevlerini kurdular. İstanbul'da, Ankara'da fark etmez, birçok cemevine gittiğinizde binlerce arkadaşlarımızı, canlarımızı, kendi getirdikleri lokmaları birbirine pay eden insanları göreceksiniz; orada ne kibir vardır ne gösteriş, kendi rızaları vardır. Sadece ikramlarını paylaşmak için, gelenek göreneklerini yaşatmak için oradalar ama ne acıdır ki bu kadar hakikatle dolu mekânların tapuları, cemevlerinin tapuları yok. Cemevleri var ama üzülerek belirtmek gerekiyor ki -dediğim gibi- tapuları yok. Birçok cemevinin tapusu ya hazineye ya belediyelere ya da vakıflara aittir. Hatta bazı cemevlerimiz mahkemeliktir, ceza kesiliyor, tahliyeleri isteniyor. Soruyorum sizlere: Bir caminin, bir kilisenin, bir sinagogun bu muameleye maruz kaldığını gördünüz mü? Ama Alevilerin ibadet mekânları ne yazık ki bu durumdadır. Bu, sadece bir mülkiyet meselesi de değil; bu, açık bir eşit yurttaşlık meselesidir, bu, bir vicdan meselesidir. Yeri geldiğinde hep şu söyleniyor: "Biz kardeşiz." Kardeş kardeşe bunu yapar mı? Birçok siyasi parti lideri ve Sayın Devlet Bahçeli bir çağrı yapmıştı, "Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir." demişti. Bu sözler çok çok kıymetli ama eksiktir çünkü sözün kıymeti hayata geçtiği kadardır, çünkü mesele artık söz meselesi de değildir, mesele bu sözün hayata geçmesidir. Cemevlerinin ibadethane olup olmadığı tartışması artık kapanmalıdır. Bu konu tartışmalı değil, bir hukuki güvence meselesidir. Cemevleri ibadethanedir ama yapılması gereken bu gerçeği yasalarla tanımak, statüsünü netleştirmek, bu tartışmayı Türkiye'nin gündeminden çıkarmaktır.
Değerli milletvekilleri, ayrıca Alevi inancının kutsal mekânları olan dergâhlar ve ocaklar var. Yıllar içinde Alevilerin elinden alınmış, farklı kurumlara devredilmiştir. Bugün bile bu mekânlar üzerinde tasarruf hakkı Alevilere ait değildir. Oysa gerçek çok açık ve nettir: Kültür Bakanlığı yokken Hacı Bektaş Veli Dergâhı vardı; Vakıflar yokken Erikli Baba, Karacaahmet, Şahkulu Dergâhları vardı; belediyeler yokken Garip Dede Dergâhı vardı. Kimse Aleviler adına bir şey istemiyor, kendilerine ait olanı kendilerine geri istiyorlar. Talebimiz nettir: Bu Meclis bir yasal düzenleme yapmalıdır; cemevlerin tapuları gerçek sahiplerine devredilmeli, dergâhlar, ocaklar, kutsal mekânlar ivedi bir şekilde iade edilmeli, bu mekânlar dava konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Bu, bir lütuf değil, bir ayrıcalık değil, bir gecikmiş adalet teslimidir.
Sevgili milletvekilleri, bu ülke sadece kimlik meselesiyle değil, aynı zamanda büyük bir yaşam hakkı kriziyle da karşı karşıya. 6 Şubat depremleri üzerinden üç yıl geçti ama hâlen evine kavuşamayan yüz binlerce insan var, hâlen "Acaba evim yapılacak mı, yapılmayacak mı?" diye kaygı taşıyan insanlar var. Bu, sadece bir gecikme de değildir; bu, insanların, umutların askıya alınmasıdır. Öte yandan, Elâzığ depremi ve 6 Şubat sonrası borçlandırılan yurttaşlarımız ne kadar borç ödeyeceklerini bilmiyorlar. Bir insan hem evini kaybedecek hem borçlandırılacak hem de ne ödeyeceğini bilmeyecek ve bekleyecek; bu hangi vicdana sığar?
Devlet yurttaşlarını belirsizlik içinde bırakamaz, bırakmamalıdır. Evini teslim almayanların ne zaman alacağı açıklanmalı, borçların nasıl ve ne kadar ödeneceği açık bir şekilde ilan edilmeli çünkü belirsizlik en az yıkım kadar acıdır. Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, adalet Hakk'ın vicdanında, hakikatin yanında duranlarda olur ya da susarak haksızlığa ortak olacağız.
Hak yerini bulmadan bu ülke de huzur bulmaz, eşitlik sağlanmadan bu ülke büyümez diyoruz, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Aşk ile. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)