GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:75
Tarih:31.03.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen büyük, necip Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Bugün getirdiğiniz bu torba yasa yalnızca birtakım teknik kanun maddelerinin değişikliği meselesi değildir. Mesele, sizin iktidarınızın milletine nasıl baktığı meselesidir. Mesele, iktidarın bütçeye nasıl baktığı, emeğe nasıl baktığı, kamu malına nasıl baktığı, depremzedenin acısına nasıl baktığı, gençlerin sırtına yük bindirirken hangi vicdanla hareket ettiğidir.

Şimdi, hep beraber bir bakalım: Bazı metinler vardır, satırları kısadır ama niyetleri büyüktür. Bazı teklifler vardır, cümleleri tekniktir ama sonuçları siyasidir. İşte bu teklif de böyle olduğunu gayet net olarak bize gösteriyor. Siz "düzenleme" derken devletin omurgasını gevşetiyorsunuz, görmüyor musunuz? Milletin aklıyla oynuyorsunuz. Bir yanda "teknik ihtiyaç" diyor, öte yanda milletin cebine, emeğine, geleceğine ve ortak malına el uzatıyorsunuz. Milletimiz çok iyi biliyor, lakin iktidarın görevi sadece kararname çıkarmak değildir, aynı zamanda sorumluluk almaktır.

İktidarınıza hatırlatıyorum: "Devlet" dediğimiz zor günde milletin arkasında durmaktır yani kendi yanlış yönetiminizin faturasını millete kesmemelisiniz. İktidarınız bütçeyi sis perdesiyle değil açıklıkla, şeffaflıkla yönetmelidir. Bu teklifin ruhunda maalesef açıklık yoktur, ciddiyet yoktur, sosyal devlet yoktur; bunun yerine, yetki genişletme vardır, mali manevra vardır, belirsizlik vardır, millete yük bindirme vardır.

Kıymetli milletvekilleri, burada defterdarların sorumlulukları yeniden düzenleniyor. Şans ve bahis reklam giderlerinin kurum kazancından indirilebileceği hükme bağlanıyor. Bu vesileyle baktığınızda, bu, milletin resmen aklıyla dalga geçmektir. Kumarın reklamı mı olur, soruyorum size. Memleketin yarısı zaten kumara düşmüş. Amacımız gençlerimizi bu bataktan kurtarmak mı yoksa batağa saplamak mı; bunun kararı bile burada verilmemiş. Kumarın reklamı olmaz, bu durum ailelerin yıkılmasına sebep olur.

Bu maddelerin bazıları tek tek bakıldığında belli ölçüde teknik ihtiyaçlara cevap verir nitelikte olabilir, bunu elbette inkâr edecek hâlimiz yok. Biz "doğru" ya da "yanlış" demeyeceğiz elbette ancak burada esas sorun teknik maddeler değil teklifin genel felsefesidir çünkü aynı teklifin bir yanında teknik düzenleme yaparken diğer yanında sosyal devlet budanmaktadır, bütçe ilkeleri aşındırılmakta, yetki merkezîleştirilmektedir.

Teklifin 11'inci maddesi kamu kurumlarının mülkiyetinde bulunan taşınmazların özelleştirme kapsamına alınabilmesine imkân tanıyor. Bakınız, devletin malı sıradan bir mal değildir. "Babalar gibi satarız." dediniz, hâlâ satıyorsunuz. Kamu taşınmazı milletin ortak malıdır, ortak varlığıdır. O taşınmaz bir binadan da ibaret değildir, o arsa, o arazi, o tesis sadece tapuda yazan bir kayıt değildir; o taşınmaz geçmişten geleceğe devreden kurumsal bir hafıza, o taşınmaz devletin elindeki stratejik imkân, o taşınmaz milletin ortak malıdır. Şimdi siz diyorsunuz ki: "İhtiyaç fazlası taşınmazlar özelleştirilebilir." Peki, nedir ihtiyaç fazlası, buna kim karar veriyor, hangi nesnel ölçekle bu kararı alıyorsunuz? Bugün ihtiyaç fazlası denilen yerin yarın stratejik önemi ortaya çıkarsa ne olacak? Hangi kamu kurumu, hangi gerekçeyle, hangi mülkünü elden çıkaracak? Belirsizlik yönetimde tesadüf değildir, belirsizlik çoğu zaman bilinçli tercihtir çünkü belirsiz kavram keyfî, yoruma açık kapı demektir. Keyfî yorum ise ranttır, rant ise kamu yararının boğulması demektir. Devlet, malını günü kurtarmak için satmaz. Devlet, nakit sıkışıklığına düşüp mülk tasfiye eden şirket gibi yönetilmez. Devlet, milletin ortak varlığını geçici mali pansumanlara kurban edemez. Üstelik komisyon aşamasında satışa konu taşınmazların tam listesinin dahi eksiksiz sunulmuş olması işin en vahim tarafıdır. Milletin malını satacaksınız ama milletin temsilcisine tam listeyi göstermeyeceksiniz. Bu, nasıl denetim anlayışıdır? Bu, nasıl demokrasi anlayışıdır? Bu, nasıl hesap verebilmektir? Halkın malı üzerinde işlem yapacaksınız ama halk adına denetim yapan Meclise eksik bilgi vereceksiniz, sonra da dönüp "kamu yararı" diyeceksiniz.

Sayın milletvekilleri, teklifin 16'ncı maddesi bedelli askerlikle ilgili, 417 bin liraya çıkarıyorsunuz. Bu millet için askerlik sadece bir idari yükümlülük değildir, askerlik bu toprakların hafızasında vatan hizmetidir. Bu nedenle askerlik üzerinden alınan her kararın mali yönü kadar vicdani yönü de vardır. Siz zaten memur aylık katsayısına bağlı olarak her yıl otomatik artan bir bedelli askerlik sisteminde bir de göstergeyi artırarak vatandaşa ilave ek yük bindiriyorsunuz. Diyorsunuz ki: "Bu fark Savunma Sanayii Destekleme Fonu'na gidecek." Diyorsunuz ki: "Türkiye güçlü savunma sanayisi kurmak zorundadır." Bu konuda kimsenin zaten bir tereddüdü yok. Elbette biz de güçlü bir savunma isteriz, biz de tam bağımsız bir Türkiye'yi arzu ederiz, biz de Türk ordusunun caydırıcılığının artmasını arzularız ama savunma sanayisinin finansmanını böyle kuramazsınız. Savunma sanayisinin kaynağı milletin sırtına dolaylı yük bindirmekle, askerlik hizmeti üzerinden tahsilat artırılarak, bütçe dışı fon mantığıyla beslenerek oluşturulamaz. Savunma güçlü olacaksa devlet çıkar bütçesini yapar, Meclis bunun denetimini yapar, millet hangi kaynağın nereden geldiğini bilir; şeffaf ve namuslu yol budur.

Merkezî bütçede açıkça üstlenmemiz gereken finansmanı dolaylı mekanizmalarla vatandaşa yüklemeye çalışıyorsunuz. Sonra da bunu millî güvenlik kisvesiyle tartışılmaz hâle getirmeye çalışıyorsunuz. Hayır, millî olmak denetimden kaçmak değildir, millî olmak milletin parasını milletin gözünün önünde kullanmaktır. Gerçek milliyetçilik slogan değil, işte, tam da bu sorumluluklardır.

Ve geldik teklifin 17'nci maddesine. Bu da belki de teklifin vicdan terazisinde en ağır gelen maddelerinden bir tanesi. Bu vesileyle tekrar 6 Şubat depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Allah bu büyük millete bir daha böyle acı yaşatmasın. Bu millet 6 Şubat depreminde acıyı yaşadı, evler yıkıldı, ocaklar söndü, iş yerleri dağıldı, aileler parçalandı. İktidar da çıktı "Depremin yaralarını saracağız." dedi. Vergiler artırıldı, yeni yükler getirildi, vatandaştan büyük kaynak toplandı. Peki, ne oldu? Toplanan kaynağın tamamı deprem bölgesine mi gitti? Hayır. İşte, burada söz bitiyor, vicdan konuşuyor. Mademki bu kaynak milletin acısını dindirmek için alındı, neden hâlâ depremzede borçlandırılmaya devam ediyor? Madem devletimiz güçlü, neden afetzedenin önüne yeni ödeme planı koyuyorsunuz? Depremzede vatandaşın elinden tutmak yerine ona "Peşin ödersen indirim yaparım." demek sosyal devlet tavrı ve mantığı değildir. Bu, yarası açık insana hesap cetveli uzatmaktır. Bu, acının üstüne mali şartname koymaktır. Bu, devletin şefkat eli olması gereken tahsilat memuru gibi davranmasıdır. 99 depreminde de bu millete verilen sözleri gördük. O gün "Ders aldık." dediniz, o gün "Artık hazırlıklıyız." dediniz, o gün "Toplanan kaynaklar millete gidecek." dediniz, o gün de bugün de bu tavrınız, milletin sırtına vergi yükleme tavrı devam ediyor. Devletin omzuna değil, milletin omzuna yükleniyor diyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)