| Konu: | Bursa Büyükşehir Belediye Başkanına ve belediye başkanlarına yapılan operasyonlara, Adalet Bakanına yaptığı çağrıya, Millî Savunma Bakanlığının Meclisi ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğini düşündükleri hususlara ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 75 |
| Tarih: | 31.03.2026 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel yönetimler demokrasinin temel taşlarından, en önemlilerinden bir tanesidir. Bugün sabah saatlerinde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının 2017 yılındaki bazı iş ve işlemleri gerekçe gösterilerek gözaltına alınması -belki de üzerinde durmamız gereken- yerel yönetimlerin yargısal ve idari faaliyetlere karşı güvence altına alınmasını ve yerel yönetimler reformunu yeniden ele almamızı gerektiriyor.
2016 yılında HDP'li belediyelerle başlayan, 2019 yılında yine HDP'li belediyelerle devam eden, 2024'ten itibaren de ilk aylarda DEM PARTİ'li belediyeler, daha sonra da Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle devam eden yargısal ve idari faaliyetler şöyle bir gerçeği ortaya koymuştur: Bugün 62 belediyeyi aşkın belediye istifa, tutuklama, parti değiştirme gibi sebeplerle maalesef seçime giren partinin dışında başka partiler tarafından yönetilmektedir. Bu da şu manaya geliyor: Türkiye'de oy kullanan her 3 seçmenden 1'inin tercih ettiği parti, aradan geçen iki yıllık sürede maalesef seçmen tercihinin tam tersi bir istikamette şehri yönetmeye devam etmektedir. Dolayısıyla özellikle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının 2017 dönemine ait işlemler; daha önce gözaltına alınan, tutuklanan, daha sonra da tahliye edilmiş olmasına rağmen hâlâ görevine iade edilmeyen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar'ın da suçlandığı dönemin 2019 öncesine ait iş ve işlemler, hatta Seyhan Belediye Başkanı olduğu döneme ait işlemler olması dikkate alındığında şunu net bir şekilde görüyoruz: Anayasa, belediye başkanlarının ancak görevi sebebiyle açığa alınabileceğini ifade ediyor ve soruşturmanın selameti için açığa alınabileceklerini söylüyor. Oysa 2017'de, 2019'da işlenmiş olan suçlardan dolayı belediye başkanlarını 2026'da açığa alıp hangi delili karartmalarının önüne geçmeye çalışıyorsunuz veya belediyedeki hangi gücünü kullanıp da olmayan bir belediye başkanlığını... Yani dolayısıyla 2017'de Nilüfer Belediyesinde, 2019'da Seyhan Belediyesinde yapılan işlemlerle ilgili Nilüfer ve Seyhan Belediyelerinde bugün işbaşında olmayan bir belediye başkanını seçildiği büyükşehirden dolayı açığa almanın veya açığa alma hazırlıkları yapmanın yerel demokrasiyle bağdaşır bir tarafının olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Elbette milletvekilleri, belediye başkanları her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi yargısal faaliyetlerden bağışık olamaz ama dediğim gibi, 2016'da HDP'li, 2019'da HDP'li ve 2024'te de ağırlıklı Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına yapılan bu geniş operasyonlar, artık bir yargısal faaliyet olmanın ötesinde, yerel yönetimlerde siyaseti dizayn etme aracına doğru gidildiğini gösteriyor. Bu sebeple, acilen, siyasetçiler olarak hep beraber milletvekilliği dokunulmazlıklarının yanında yerel yöneticilerin de böyle idarenin ve yargının keyfî uygulamalarla seçmen iradesinin ortadan kaldırılmasına dönük şekilde el değiştirmesinin önüne geçmemiz lazım. Bugün, iki yıllık bir süre içerisinde eğer her 3 seçmenden 1'inin oy kullanıp seçtirdiği belediye başkanı o seçmen iradesinin dışında başka bir şekilde belediyeleri yönetiyorsa bunu bir demokrasi sorunu olarak görüp acilen ele almamız gerektiğini buradan bir kez daha ifade ediyor; bu ve benzeri uygulamaları -dediğim gibi, beraatizimmet esastır- aynı zamanda demokrasi çerçevesinde ele almamız ve bu dengeyi koruyacak yasal düzenlemeler yapmamız gerektiği konusunda buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum.
Bir diğer husus, malumunuz, Adalet Bakanı yaklaşık bir ay önce değişti ama bir iktidar değişikliğinde bile zor görülen üst düzey görevden almaların hemen başladığını gördük. Bu, görevden alınan bakan yardımcıları, üst düzey bürokrat ve yargıçlarda özellikle imam-hatip mezunu olan bir kısım bürokrat ve yargıçların görevden alınmış olması yargı camiası içerisinde sanki imam-hatip mezunu olan bir kısım bürokratların özellikle görevden alındığı ve yerine yapılan atamalarda da imam-hatip mezunlarıyla ilgili farklı değerlendirmelerde bulunulduğuna dair bir kaygı, bir endişe var. Dolayısıyla Adalet Bakanlığının imam-hatip mezunu olan yargıç ve bürokratlarla ilgili negatif bir yaklaşımı söz konusuysa bunun sayısal verilerle ortaya konulması ve yargı camiası içerisinde görev değişikliği ve atamalarla ilgili -kaygıyla bekleyen kişilere- tamamen liyakat esaslarına dayalı atama dışında herhangi başka bir ayrımın yapılmayacağına dair en azından kamuoyunu ve yargı camiasını rahatlatacak adımların atılması şarttır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Devam edeceğim.
BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Çünkü bu hususta konuştuğumuz, görüştüğümüz yargı çevrelerinde ciddi kaygıların olduğuna; sanki yeni Bakanlık bürokrasisinin, yeni Bakanın imam-hatip mezunu olan yargıç ve bürokratlara dönük negatif bir yaklaşım içerisinde olduğuna dair iddialar vardır. Buradan Adalet Bakanına çağrıda bulunuyorum: Bu hususta en azından kendi yargı camiasını rahatlatacak bir kısım çalışmalar içerisine girmesini tavsiye ediyorum. Bizim de bu hususun takipçisi olacağımızı buradan net bir şekilde ifade ediyorum.
Bir diğer önemli husus: Bölgemiz bir ateş çemberi içerisinde, devam eden Ukrayna-Rusya savaşı, ardından uzun yıllardır devam eden Gazze ve Lübnan'a İsrail'in saldırıları ve son olarak da Amerika-İsrail koalisyonunun İran'a insanlık dışı, bütün uluslararası değerleri yok sayan saldırıları karşısında ülkemizin aktif bir şekilde tarafsız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Ülkemizin, bir ateş çemberine dönen bu coğrafyada Türkiye'mizin tarafsız ve aktif bir ara buluculukla bir barış politikası takip etmesinin önemini daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Ama hele hele Trump'ın NATO'nun artık işlevini yitirdiğini ifade ettiği dönemde "Ukrayna dostları" diye ortaya çıkan Fransa, İngiltere ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bir birliğin; özellikle boğazlarda, Anadolu Kavağı'nda İngilizlerin komutasında olduğu iddia edilen bir birliğin kurulmuş olması ve boğazların bu şekilde emniyete alınacağına dair 2023 yılından bu yana devam eden çalışmanın, en azından ülkemizin aktif barış rolünü tehlikeye atabilecek bir husus olduğunu endişeyle takip ediyoruz. Dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığının bu konunun ne olduğuna dair de kamuoyunu net bir şekilde bilgilendirmesi lazım. Burada, Anadolu Kavağı'nda "Ukrayna dostları" şeklinde bir birlik kurulmuş mudur? Bu birliğin görev ve yetkileri nedir? Ne amaçla kurulmuştur?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Dolayısıyla bu hususta da kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.
Yine, Adana'da, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yine bir askerî birliğin kurulacağına dair haberler yansıdı, NATO bünyesinde bir kolordunun kurulacağı ifade ediliyor. Dediğim gibi, Türkiye'nin bölgesinde aktif bir barış rolü oynaması gerekirken NATO'nun NATO bünyesinde ülkemizde, Adana'da bir kolordu kurulmasının ihtiyacı nereden kaynaklanmaktadır? Niçin Türkiye ha bire Batı ve NATO'ya yakınlaştırılmaya, onlardan ayrılmaz bir noktaya doğru sürüklenmeye çalışılmaktadır? Bu konuda da Millî Savunma Bakanlığının Meclisi ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü endişemiz odur ki: Batı ve NATO, Türkiye'yi kendi bölgesindeki ülkelerle sorunlu hâle getirmeye dönük bir kısım girişime ve niyetlere sahiptir. Bu husustaki kaygılarımızı da kamuoyuyla paylaşıyor ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Selamlayıp tamamlıyorum.
BAŞKAN - Evet, teşekkür için açıyorum.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - ...Millî Savunma Bakanımızın -bu tereddütleri giderecek açıklamaları- hem Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı olan sorumluluğu hem de Türkiye Cumhuriyeti'mizin vatandaşlarına karşı olan sorumluluğunu yerine getirme açısından açıklamada bulunmasını talep ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.