| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 74 |
| Tarih: | 26.03.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan; sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, bildiğiniz gibi İran'da sıcak bir savaş var ve bu savaşın da hem bölgesel hem de küresel ekonomi üzerinde de ciddi etkileri var. Özellikle Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve orada tedarik zincirinde önemli bir yere sahip olan gemilerin geçmemesinin dünya ekonomisinde yarattığı ciddi bir sarsıntı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Tabii ki bölgenin önemli bir ülkesi olarak Türkiye de bu sarsıntıdan etkileniyor fakat bunlardan çıkmanın yolunu da söylediğimiz hâlde hiçbir şekilde kulak asılmadığını görüyoruz.
Şimdi, Türkiye enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke ne yazık ki ve maliyet bakımından da dünyanın en pahalı enerjisini tüketen ülkelerin başında geliyor. Özellikle son krizden sonra da enerji fiyatlarında gittikçe büyük bir dalgalanma olduğunu görüyoruz. Mazotun litresinin 80 liranın, benzinin de 75 liranın üzerine çıktığını görüyoruz. Bu ne demek? Aslında her şeyin iğneden ipliğe zamlanması anlamına geliyor ki gün geçtikçe büyüyen enflasyonun daha da artması ve dar gelirlilerin geçinememesi gibi bir sonucu da ortaya çıkıyor.
Tabii, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bütün bu tedarik zincirindeki aksamaların özellikle de üretimde önemli bir yeri olan gübre fiyatları üzerinde de sarsıcı bir etkisi olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle hâlihazırda bu kadar fiyatlar artmışken Hükûmetin bu konuda da bir önlem almadığını görüyoruz. Ben birkaç tane gübrenin fiyatını özel olarak ifade etmek istiyorum: Kalsiyum amonyum nitrat gübresinin tonu 16.048 liradan 20.295 liraya çıkmış, amonyum sülfat gübresi 17.439 liraya, üre gübresi 31.124 liraya, DAP gübresi 38.943 liraya kadar yükselmiş. Bu ne demek? Zaten borçlu olan, zaten üretemeyecek hâle gelen çiftçinin aslında gün geçtikçe üretimden kopması demek. Neredeyse çiftçi borcu 1 milyon lirayı aşmışken, tarlası haciz altındayken, traktörü haciz altındayken bütün aslında bugüne kadar biriktirdiği her şey hacze edilme tehlikesiyle karşı karşıyayken bu anlamıyla hükûmetin hiçbir önleyici tedbir almadığını görüyoruz. Özellikle maliyetleri düşürecek ve girdi maliyetlerini sübvanse edecek hızlı bir paket açıklanması gerekiyor, hızlı bir destek paketi açıklanması gerekiyor. Bunu çok söyledik ama hâlihazırda burada da hiçbir adım atılmadığını görüyoruz. Şimdi, Türkiye dünyada gıda enflasyonunun en fazla olduğu ilk 5 ülkeden biri, ülkenin 3'üncü sıraya yükseldiğini görüyoruz. Peki, bütün bu üretimin aksaması girdi maliyetlerinin artması sonucunda üreticinin üretimden çekilmesi ne demek? Gıda enflasyonunun pik yapması demek, dar gelirlinin artık bu ülkede en temel gıdaya, sebzeye, meyveye erişememesi demek, zaten erişemiyor, gün geçtikçe bunun daralması demek. Bakın, bu ülkede 1 kilo biber 250 lira, 1 kilo salatalık 100 lira, 1 kilo patlıcan 200 lira, 1 kilo domates türüne göre 100 ila 250 lira arasında değişen fiyatlarla satılıyor. Yani bu ülkedeki en düşük emekli maaşıyla sadece 100 kilo patlıcan, asgari ücretle 112 kilo biber alınabiliyor. Bundan sonra ne olacak? Bunların fiyatlarının gittikçe arttığını göreceğiz, belki 1 kilo biberi 1.000 TL'ye alacağımız günler gelecek ama bu konuda hiçbir önlem almayan bir akıl olduğunu görüyoruz. DEM PARTİ olarak taleplerimiz ve söylemlerimiz net, çiftçinin üretimde kullandığı akaryakıttan KDV ve ÖTV alınmamalıdır. Gübre, ilaç, yem, tohum, veterinerlik gibi temel tarımsal girdiler sübvanse edilerek üretim maliyetleri düşürülmelidir. 500 bin liraya kadar olan çiftçi borçları derhâl silinmelidir. Küçük ölçekli çiftçilerin 300 bin liraya kadar olan elektrik borçları silinmelidir ve tarımsal destekler gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'ine çıkarılması gerekiyor ki çiftçimiz biraz rahat etsin, üretebilsin diye ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, sayın vekiller; İstanbul Finans Merkezinde bir otel şantiyesinde çalışan DİSK DEV YAPI-İŞ sendikası ile İNŞAAT-İŞ üyesi inşaat işçileri üç ay boyunca çalıştılar ama emeklerinin karşılığını alamadılar. Haklarını aradılar, mücadele ettiler yine bunun karşılığında haklarını almak yerine işten çıkarılmayla karşı karşıya bırakıldılar. İhbar tazminatları, fazla mesaileri ve bayram ücretleri hâlihazırda ödenmiş değil. Burada sadece bir firmanın sorumluluğundan değil aslında kamusal bir sorumluluktan bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekiyor. İşçinin hakkının ödenmesi en nihayetinde kamusal bir sorumluluktur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Devletin bu konuda kendisini tamamen çekmiş olması, denetim mekanizmalarının yetersiz olması, esnek ve güvencesiz çalışmanın bir istisna olmaktan çıkıp kural hâline gelmiş olması ve işçiler hakkını aradığında işçinin yanında duran bir yönetim sistemi yerine karşısına polisi çıkaran bir anlayışın olması nedeniyle bugün patronlar pervasızlaşmış, işçinin emeğine, alın terine el koymakta da hiçbir beis görmeyen bir hâl almışlar. O nedenle bir kez daha söylüyoruz: İşçilerin alacakları derhâl ödenmelidir, haksız yere işten çıkarılan işçiler işe iade edilmelidir ve özellikle de gün geçtikçe sendikasızlaşmayı, örgütsüzlüğü dayatan bu işçi rejiminden, bu emek rejiminden vazgeçilmelidir ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki bütün engeller de derhâl kaldırılmalıdır.
Sayın Başkan, sayın vekiller; bu ülkede gün geçtikçe sosyal medya aracılığıyla da yerleşen bir şeyle karşı karşıyayız, linç kültürü.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Evet yani her birimiz neredeyse sistematik olarak linç ediliyoruz, sosyal medyada herhangi bir sözümüz, herhangi bir davranışımız bağlamından koparılarak hedef gösteriliyoruz ama sadece bu siyasetçilere yönelik bir şey değil, bu ülkede yazarlara, aydınlara, sanatçılara yönelik de çok ciddi bir linç var ve bu lincin bir de sonuçları var. Özellikle kadın haklarından yana söz kullananlar, barıştan yana söz kullananlar, demokrasiden yana söz kuran insanların bir kesim tarafından hedef gösterildiğini, linç edildiğini ve ardından da eğer bu bir sanatçıysa, aydınsa, yazarsa neredeyse ekmeğinden edildiği bir tablonun da açığa çıktığını görürüz. O anlamıyla, özellikle son günlerde İlkay Akkaya'ya yönelik böyle bir linç olduğunu görüyoruz ve bu linç sonucunda da Kastamonu'daki bir konserinin iptal edildiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Buradan bir kez daha hem siyaset kurumuna bu lincin önüne geçecek mekanizmalar üretmesi için çağrı yapmak istiyorum: Yani bunun önüne geçmemiz gerekiyor, bu, hepimizin sorumluluğu.
İkincisi de bu ülkenin vicdanı olan aydınları, yazarları, sanatçıları korumamız gerektiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Biz, aydınsız, biz, yazarsınız, biz, eleştirel düşünce olmadan bir özgür ülkeyi, bir demokratik ülkeyi var edemeyiz, var etsek, var etsek bir çorak ülke olur, o çorak ülkede de hiçbir şey yeşermez, hiçbir şey boy salmaz, fikirler olmaz, düşünceler olmaz, bir kısırlık olur; bunun özellikle de altını çizmek istiyorum ve İlkay Akkaya'ya da buradan dayanışma duygularımızı DEM PARTİ olarak da göndermek istiyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.