GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu bir torba kanun, birazdan kanunun içinde neler var onu söyleyeceğiz ama esas bu kanun teklifi malum Plan ve Bütçe Komisyonunda bayramdan önce görüşüldü. Bununla ilgili esas beklediğimiz madde emeklilerin bayram ikramiyelerine ilişkin bir düzenleme yapılmasaydı. Bütün ısrarlarımıza rağmen, önergeler verdik, önergelerimize rağmen bu kanun teklifine bayram ikramiyesini maalesef koyduramadık, AK PARTİ'li ve MHP'li milletvekilleri bizim önergelerimizi bu anlamda reddettiler. Şimdi, bu olması gereken bir maddeydi, o yok.

Dün de bir konuşmamızda ifade ettik, arkadaşlarımız da ifade ediyor, Türkiye ekonomisi son derece kırılgan. Son derece kırılgan bir hâldeyken de yine bir savaşın, hemen yanı başımızda bir savaş ortamı içerisindeyiz. Şunu söylüyoruz hep; Türkiye, bu savaşa, bölgemizdeki bu ciddi sıkıntıya hazırlıksız yakalanmıştır. Bunu nereden anlıyoruz? Dün detaylarını verdim, Türkiye, işte, enerjiden dış finansmana, efendim, gıdadan diğer alanlara kadar yurt dışına bağımlı bir hâldedir ve Türkiye'nin, yirmi dört yıllık bir iktidar tarafından yönetilen Türkiye'nin bu dışa bağımlılığı maalesef geçen yirmi dört yıl içerisinde azalmamıştır, artmıştır. Bu bağımlılığın azaltılması gerekirdi. Bağımlılık nasıl azaltılır? Bağımlılık devlet aklıyla azaltılır; öyle 1 kişinin, 2 kişinin sözüyle devlet yönetirseniz bu bağımlılığı azaltamazsınız; tam tersine, bu bağımlılığı artırırsınız. Devlet aklı da güçlü kurumlarla olur, ehil kadrolarla olur; maalesef, Türkiye'de bunları görme imkânımız yok, devlet aklı yok. Zaten siz ülkeyi zar atarak yönetiyorsunuz, devlet aklıyla yönetmiyorsunuz.

Şimdi, geldiğimiz bu noktaya bugün itibarıyla baktığımızda, ekonomi bir durgunluğa doğru gidiyor, ekonomik büyümede yavaşlamayı net bir şekilde görüyoruz. Dünyanın en yüksek enflasyonu bizde neredeyse, enflasyonumuz artma eğiliminde; finansman zorlaşıyor. Dünyanın en yüksek faizini veriyoruz; faiz oranlarımız arttı. Biliyorsunuz, politika faizinde, yüzde 37 olan haftalık politika faizinde geceliğe geçildi ve yüzde 40'a yükseltildi. Bana bir tane daha örnek gösterin, dünyada, savaşın içerisindeki ülkeler de dâhil, şu İran savaşından sonra politika faizini 3 puan artıran bir ekonomi söyleyin. Türkiye ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğunu anlatmak için bunları söylüyorum.

Türkiye'de iş yerleri kapanıyor, fabrikalar kapanıyor, bütün sektörler zorda, dar ve sabit gelirli zaten zorda; yani memuru, emeklisi, işçisi zaten zorda, çiftçisi zorda, esnafı zorda, ihracatçısı zorda, sanayicisi zorda. Böyle bir ortamda gelen kanun teklifine bakın arkadaşlar, görüştüğümüz kanun teklifine bakın. Yani burada ne acil konulara ilişkin bir önlem var ne yapısal sorunlarımız var ne de bizim yapısal sorunlarımıza ilişkin bir yapısal çözüm önerisi var. Görüştüğümüz kanun teklifinde bunlardan, maalesef, Türkiye'nin sorunlarına ilişkin hiçbir şey yok. Şimdi, varsa yoksa -tabii, burada katıldığımız maddeler de var, onu söyleyeyim ama acil olan, beklediğimiz bu mu, o ayrı bir şey- vergiyi artıralım, vergiyi nasıl daha fazla artırabiliriz noktasına gidiliyor.

Arkadaşlar, bir politika her zaman doğru olmaz, politika zamanına göre doğrudur, yani konjonktüre de dikkat etmek lazım bir politikayı ortaya koyarken. Yani mutlak doğru diye bir şey yok bu tür meselelerde. Şimdi, esas yapılması gereken şey ne? Harcamaların kısılması lazım yani devletin harcamalarını kısacaksınız. Böyle bir ortamda daha fazla tasarrufa ihtiyacımız var, her zamankinden fazla tasarrufa ihtiyacımız var. Bununla ilgili hiçbir gayreti görmüyoruz, hiçbir tedbiri görmüyoruz. İsraf, yolsuzluk, şatafat, saltanat almış başını gidiyor, sanki hiçbir sıkıntı yokmuş gibi ama gel milleti sıkıştır; işte, vergi denetimleri yoluyla, yeni vergiler yoluyla, vergi artışları yoluyla varsa yoksa vergi üzerinden gidiliyor. Bu olmaz, bu yanlıştır, bu politikadan vazgeçmek lazım. Bir defa hele hele böyle dönemlerde ilk yapılacak iş güven oluşturmaktır, güveni oluşturacak politikalara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var fakat tabii, artık bundan sonra bu Hükûmetin bu güveni oluşturması da ne kadar mümkündür, onu sizin takdirinize bırakıyorum.

Kurumlar -efendim- güçlendirilmeli, kurumların olmadığı yerde devlet aklı olmaz dedik az önce; bunların çalıştırılması gerekiyor. Bakın, hele hele artık bu jeopolitik kargaşanın bu kadar yükseldiği, Türkiye'nin bu kadar sıkıntıda olduğu ve de Çin gerçeği olan... Yani devlet kapitalizmini birebir uygulayan bir Çin gerçeği var. İşte, madenleri, dünyadaki bütün madenleri, petrol kaynaklarını, şuraları buraları beş yıl için, on yıl için, yirmi yıl için, otuz yıl için planlayarak bugünden bağlamış bir Çin gerçeği varken, bu kadar planlı giden bir Çin gerçeği varken Türkiye'nin her zamankinden daha fazla planlı bir yaklaşıma ihtiyacı var, Planlama Teşkilatına ihtiyacı var, planlı bir kalkınma modeline ihtiyacı var fakat bu Hükûmet ne yaptı? Devlet Planlama Teşkilatını kaldırdı yani beyin fonksiyonunu gören -beyne ihtiyaçları olmadığı için AK PARTİ'lilerin- bir kurumu kaldırdılar fakat buradan bir kez daha -yani bunu ne kadar anlayabilirler, bilmiyorum ama- tarihî sorumluluğumu yerine getirmek için ve orada yirmi altı buçuk yıl çalışmış bir eski planlama uzmanı olarak söylüyorum: Türkiye'nin bugünün şartlarına göre yeniden ve her zamankinden fazla bir Planlama Teşkilatına, bir planlı kalkınma modeline ihtiyacı olduğunu bir kez daha söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu genel değerlendirmeden sonra teklifin içeriğine biraz girmek istiyorum. Bu kripto varlıkların vergilendirilmesi meselesi var; 1, 3, 4, 5 ve 7'nci maddelerde bu konu irdeleniyor, bu konuya ilişkin düzenlemeler var. Tamam; yapılmalı mı? Yapılmalı. Normal şartlarda baktığınızda yani vergilendirilmedik bir alan kalmasın. Burada ne getiriliyor? Satış ve transfer işlemlerine on binde 3'lük bir işlem vergisi getiriliyor. Bunun dışında, ayrıca, kripto varlıklardan elde edilen gelirlerin ve değer artışlarının da vergilendirilmesi gündemde. Türkiye'deki platformlar üzerinden yapılırsa yüzde 10 stopaj getiriliyor nihai vergilendirme olarak ama SPK tarafından yetkilendirilmiş platformlar dışında yapılırsa yani yurt dışından yapılan işlemlerde de beyana dayalı olarak bir vergilendirme sistemi getiriliyor.

Şimdi, tabii, burada bir miktar endişelerimiz var, ben bu endişeleri paylaşmak istiyorum: Şimdi, bir defa, arbitraj yapan kurumsal müşterilerin kâr marjının bu on binde 3'lük vergiyle tamamen sıfırlanacağı ifade ediliyor. Gerçekten bu eğer olursa bu verginin bu anlamda, on binde 3'lük bir işlem vergisinin bir miktar yüksek olduğu değerlendirilebilir; bunu Maliyeci arkadaşların tekrar değerlendirmesinde fayda var. Tabii, buna maruz kalmak istemeyen kurumsal müşteriler yurt dışına gidebilir; en büyük sıkıntı bu.

Şimdi, yeni gelişen bir piyasa, yeni gelişen bir piyasada piyasanın üzerine bu kadar bir anda hem işlem vergisi hem değer artış vergisi şeklinde bu kadar abanırsak zaten yeni gelişmekte olan bir piyasanın dışarıya çıkma, dışarıya kaçma riskini ne kadar öngördük, buna ilişkin ne tür tedbirler aldık, benim bu kısma ilişkin ciddi endişelerim var.

Tabii, bir de yurt dışı platformlardan yapılan işlemlerde orayı vergilendirebilmemiz için dışarıdan bilgi alabilmemiz lazım. Biliyorsunuz, OECD'nin bir bilgi değişim anlaşması var, bu anlaşma 2027 başında yürürlüğe girecek. Dolayısıyla burada baktığımızda, bu anlaşma yürürlüğe girmeden biz dışarıdan bilgi alamayacağımız için yani vergiye ilişkin bilgi alamayacağımız için bu yurt dışı platformlarından yapılan işlemlerdeki vergilendirme işi biraz havada kalıyor; buradan bir şey gelmez. O zaman ne yapmak lazım? Her yönüyle hem sistemin kurulması hem de bu bilgi değişim anlaşmasının yürürlüğe girmesini beklemek açısından tekrar şu konunun yani bu kripto varlıklarının vergilendirilmesine ilişkin konunun belki üç beş aylık süre için ertelenmesi düşünülebilir diye değerlendiriyorum; bu önerimi Meclisimizle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, bu kanun teklifinin 2'nci ve 15'inci maddelerinde, bu şans ve bahis oyunlarına ilişkin düzenlemelerde... Şans ve bahis oyunlarında reklam giderleri var, bu reklam giderleri bugüne kadar, bugün itibarıyla hatta gelir ve kurumlar vergisinden düşülüyordu. Şimdi, düşünebiliyor musunuz yani bütün milletimizi zehirleyen, artık memleketi hakikaten içinden çıkılmaz hâle getiren bu bahis, kumar Türkiye'de meğer bizim vergilerimizle yapılıyormuş! Yani AK PARTİ hükûmetleri, işte, başka konular geldiği zaman mangalda kül bırakmayan AK PARTİ iktidarı, din, diyanet işlerinde, başka işler de geldiği zaman her şeye üfüren AK PARTİ iktidarı bugüne kadar bizim vergilerimizle kumarı teşvik etmiş meğer. Tabii, elbette bunun matrahından indirilmemesini, bu düzenlemeyi destekliyoruz ama burada düşünülmesi gereken şey, niye bugüne kadar bu teşvik edildi, niye bugüne kadar buna ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadı?

Şimdi, bu İşsizlik Sigortası Fonu meselesi var. Burada devlet katkısı var, biliyorsunuz, yüzde 1 oran; bunun yüzde yarıma ve yüzde 1'e indirilmesi, yüzde 1,5'a çıkarılması konusunda Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Bir defa, Cumhurbaşkanına bu kadar yetki meselesi zaten rahatsız edici bir şey ama onun dışında, yani bu yetki niye isteniyor, onu tam olarak anlayabilmiş değiliz. Gerekçeye baktığımızda, burada bir miktar kaynak var, efendim, bu kaynak da fazla geliyor, o yüzden bunu düşürme yönünde bu yetkinin kullanılacağını biz anlıyoruz.

Şimdi, bütçe dengesini düzeltecekler değerli arkadaşlar ama İşsizlik Sigortası Fonu kamu dengesinin içerisinde yani kamu kesimi açısından bir şey aslında değişmeyecek. Yani Sayın Mehmet Şimşek'in performansı buradaki işte, tasarruf kadar bir miktar düzelecek ama toplam kamu dengesi açısından baktığımızda aslında hiçbir şey değişmeyecek; bu birinci husus.

İkinci husus; bu tür meselelere böyle çok konjonktürel, "Bugün biraz fazlamız var, oranı düşüreyim; yarın açığım var, oranı artırayım." şeklinde bakılmaması lazım. Bunlar uzun vadeli fonlardır, daha uzun vadede bakmak lazım. Bence bu oranla oynamak doğru olmayacaktır. Ha, eğer burada bir kaynak fazlası olduğunu düşünüyorsanız, insanların İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlanması için koşulları iyileştirin, süreyi iyileştirin, verdiğiniz parayı iyileştirin, kaynak fazlası oluşmasın eğer para gözünüze batıyorsa; kaldı ki bu para hazine tarafından kullanılıyor. Yani düşünebiliyor musunuz yapılan işi? Yani hazine işte, bir bu taraftan veriyor, o taraftan alıyor; kendi kullandığı para. Bunu düşürmek için şimdi bize... Yani ülkenin bu kadar sorunu varken böyle bir maddeyle karşımıza çıkıyorlar. İşte, o yüzden söyledim yani Türkiye'nin kırılganlığı artmış, riskleri artmış, yapısal sorunları var, acil çözüm bekleyen sorunlarımız var; bizim şu anda Parlamentoda uğraştığımız meseleye bakın.

Diğer bir konu, bu BOTAŞ meselesi değerli arkadaşlar. BOTAŞ, vergi borçlarını ödeyemiyor, bir yandan da "görevlendirme" adı altında alacakları var. Bütçe ilkeleri hiçe sayılarak -çünkü bütçede gayrisafilik ilkesi vardır yani gelirini ayrı gösterirsin, giderini ayrı gösterirsin; bu ilke de ihlal edilerek- deniliyor ki "Efendim, alacağımız var, buradan da borcu var, bunları birbirine mahsup edelim." diye kanun çıkarılıyor.

Şimdi, BOTAŞ'ın meselesini çözmeden sürekli bu kanunu çıkarıp dururuz, 2024'te de çıkarmıştık, ne oldu? O günden bugüne yine 300 milyar lira civarında bir birikim olmuş. Yani bu, mesele değil; şimdi, esas bakılması gereken şey, BOTAŞ niye böyle bir finansman sıkıntısı içerisinde? Yıllarca KİT dengesi yapmış eski bir uzman olarak söylüyorum, biz BOTAŞ'ın dengesini yaparken "darphane" derdik BOTAŞ'a yani BOTAŞ böyle bir para sıkıntısı olan, nakit sıkıntısı filan olan bir KİT değildi.

Peki, niye bu son dönemde "darphane" dediğimiz bu KİT böyle bir finansman sıkıntısı içerisine girdi? AK PARTİ hükûmetlerinde Enerji Bakanlığının uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle. Çok geriye gitmiyorum arkadaşlar, 2021 yılında Rusya'yla da -daha önceden ben buradan ifade ettim bunu ama tekrar söylememiz gerekiyor- Azerbaycan'la da bizim biten uzun vadeli kontratlarımız vardı doğal gaz alımına ilişkin olarak. Bu kontratlar -Berat Albayrak dönemi- zamanında yenilenmedi. Niye? "Spottan alalım." dediler. Tam pandemi esnasında spot piyasası biraz düşmüştü "Uzun vadeli almayalım, spottan alalım." dediler. Bu, iyi niyetli yorum ama kafalarının arkasındaki esas şey neydi? Spottan aldığın zaman aracı var, taşımak var, komisyoncu var; dolayısıyla menfaat vardı. Yani ülkenin menfaatini, milletin menfaatini değil, kendi keselerini düşündükleri için 15 milyar metreküplük doğal gaz anlaşması bitmesine rağmen bu anlaşmalar yenilenmedi. Sonra, pandemi sonrasında doğal gaz fiyatları patladı, 300 dolara alacağımız doğal gazları 2 bin dolardan aldık. İşte, BOTAŞ bu yüzden battı. O dönemde, bakın, bir de şu; hatırlayın, o yıl içerisinde OSB doğal gazına yüzde 675 zam yapıldı arkadaşlar yani evlere de yapıldı, o daha sınırlı yapıldı ama OSB'lerde yüzde 675 zam yaptılar; buna rağmen BOTAŞ zor durumda.

Şimdi ne diyorlar bize faturalarımızda? Diyorlar ki: "Efendim, işte, bunun yüzde 50'sini -bakanın yine açıklaması var- biz karşılıyoruz, devlet sübvanse ediyor." Ya, daha bu milletten ne alacaksınız? Dünyada en yüksek enerji zammını siz yapmışsınız ama buna rağmen, ülkeyi kötü yönettiğiniz için, BOTAŞ'ı batırdığınız için, öngörüsüz davrandığınız için ve ülkeyi soymayı hedeflediğiniz için BOTAŞ battı. Şimdi o faturanın bir kısmını, önemli bir kısmını millete yüklediniz ama yükleyemediğiniz kısmından da milletin size minnet etmesini bekliyorsunuz, "Faturanızın yüzde 50'sini ben karşılıyorum; bak, kafamı bozma, sonra karşılamam." noktasına getiriyorlar. Bunlar ayıp meselelerdir. Dolayısıyla tabii, çaresiz olarak yapılacak bu ama yapılmaması lazım, BOTAŞ'ın bu duruma düşürülmemesi gerekirdi. Öngörüsüz bir kadro, ehil olmayan bir enerji kadrosu maalesef bu hâle getirmiştir BOTAŞ'ı; o yüzden bu meseleleri konuşmak durumunda kalıyoruz.

Şimdi, 11'inci madde, bu kamu kurumlarının ihtiyaç fazlası taşınmazlarının Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından satılmasına izin verilmesi ve buradan elde edilecek gelirin de işte ilgili kurumlara aktarılmasına ilişkin bir yetki. 230 adet taşınmaz olduğu söylendi. Bir, ihtiyaç fazlası... Kim belirleyecek bu ihtiyaç fazlasını? İhtiyaç fazlası ne? Yani şimdi Manhattan'daki Central Park Türkiye'de olmuş olsa "İhtiyaç fazlası" derlerdi, "Ekonomiye kazandıralım." derledi; bunların meseleye bakışı bu. Yani bakın, DSİ'nin o şehir içerisinde olan veya olmayan o birtakım yerlerine birileri göz dikti; bu kadar net bu, göz dikti. İhtiyaç fazlasını belirleyecek olan kim, biliyor musunuz? Bu şeyleri almak isteyen yandaşlar belirleyecek. Şu arsaya, araziye göz dikti; o arsayı, araziyi o kurumun genel müdürüne, rektörüne her neyse "ihtiyaç fazlası" diye yazdıracaklar çünkü bunların arkasında siyasi destekleri var. Buna direnecek bir rektör var mı sizce, buna direnecek bir genel müdür var mı? Yok. Bir bakan var mı? Yok. "İhtiyaç fazlası" diye yazdırtacaklar, ondan sonra kendi tespit ettikleri araziyi bu tarafa gelip, düzmece ihalelerle satın alacaklar. Yapmayın, bunu yapmayın! Yani şu anda uğraşmamız gereken mesele bu değil. Yahu, şu anda bari şu ülkeyi soymaktan bir vazgeçin Allah aşkına, yapmayın ya! Böyle bir şey olamaz. Bu tamamen bir soygun meselesidir. Satılmasın kardeşim, harcamanı kıs, satmakla yetişemeyiz. Bakın, kaç lira gelecek, biliyor musunuz? 230 adet taşınmaz; 35 ile 45 milyar lira arasında gelir bekleniyor. Ne demek bu? Ocak ayında Türkiye'nin faiz bütçesi, faiz gideri 450 milyar lira. 230 tane böyle göz bebeği gibi taşınmazı satacaksınız, bir aydaki faiz giderinin onda 1'i bile etmiyor bu. Ya, buna güç dayanmaz ki! Kemerleri kısacaksınız. Bütçenin açığını azaltın; verimliliği artırın; şu lüksü, şatafatı bir bırakın; yoksa ne kadar arazi satsanız, işte, dediğim gibi, bir aylık faiz giderinin onda 1'ini dahi bu şeyler karşılamıyor.

Bedelli askerlik meselesi, bu da anlaşılmış bir şey değil. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun bir göstergesi vardı, kaçtı? 240 bindi, 300 bine çıkartılıyor; bu, memur maaş katsayısıyla çarpılıyor. Zaten ocak ve temmuz aylarında yani otomatik olarak bedelli askerlik tutarının TL karşılığı artıyor. Şimdi, bu yetmiyormuş gibi bu millete bu kadar sıkıntı içerisinde bir de göstergesini artırdılar, yüzde 25 artırdılar. Şimdi, bakın, temmuzda tekrar artacak bu, böyle bir şey olmaz! Bu neye geliyor kabaca? Bunlar da yapacağı için beş aylık karşılığı nedir? 85 bin lira yani aylık ücretiniz eğer çalışan birisiyseniz veya geliriniz 85 bin liranın üstündeyse buraya müracaat etmeniz sizin açınızdan ekonomik olarak kârlı, onun altında olanlar zaten para da bulamayacakları için müracaat da edemeyecekler. Şunu söylüyor AK PARTİ Hükûmeti... Ya, parası olan -tamam mı- parasını versin, askere gitmesin; parası olmayan gitsin askerliğe, askerliğini yapsın şeklinde bir şey var. Tamam, bunun felsefesini artık tartışacak durumda değiliz ancak bu artış yanlıştır yani bu artış çok daha sınırlı bir kesime ancak bedelli askerlikten faydalanma imkânını tanıyacaktır. Dolayısıyla zaten normal şartlarda her yılın ocak ve temmuz aylarında artırılan bir şeyi, tutarı tekrar bir artırmanın bir mantığı yoktur.

Şimdi, bu deprem konutları meselesi ve iş yerleri meselesi; burada, biliyorsunuz, konutlarda iki yıl ödemesiz, on sekiz yıl vadeli, iş yerlerinde de iki yıl ödemesiz, sekiz yıl vadeli olarak bu işyerleri ve konutlar teslim edilmişti. "Eğer bunları 2026 sonuna kadar defaten öderseniz konutlarda yüzde 74, iş yerlerinde yüzde 48 indirim uygulanacak." diyorlar, buna ilişkin bir maddedir bu.

Şimdi, baktığınızda normal şartlarda, evet, parası olan için güzel bir fırsatmış gibi sunuluyor ama bir bakalım yani burada bir iskonto oranı hesap etme imkânımız var değil mi elimizde? Bu imkânla iskonto oranını hesap ettiğimizde şöyle bir şey çıkıyor: Konutlarda eğer enflasyon oranı önümüzdeki yirmi yıl boyunca ortalama olarak 13,2'nin, bu oranların altında kalması durumunda kârlı olacak yani 13,2'nin altında olursa, iş yerlerinde de 6,8'in altında olursa. Böyle bir imkân var mı sizce? Yani şu anda enflasyonun nereye gideceğini dahi bilmiyoruz. Yani AK PARTİ hükûmetlerinin kalması durumunda bu olmayacak, inşallah bu Hükûmet değişirse olma imkânı olur ama bugünkü şartlarda böyle bir iskonto oranının altında kalma durumu yok. Dolayısıyla, şunu söylemeye çalışıyorum: Aslında yani oradaki, deprem bölgesindeki insanlarımıza bir kıyak falan da yapıldığı falan yok. Yani 6,8; önümüzdeki on sekiz veya yirmi yıl boyunca ortalama enflasyon 6,8'in altında olma imkânı varsa bu bir kıyaktır, değilse böyle bir kıyak filan yapılmıyor. Dolayısıyla, böyle bir imkân yok.

Şimdi, esas burada söylememiz gereken mesele şu: Hiç para alınmaması gerekirdi belki çünkü -şimdi geçmiş yılları vermeyeceğim, sadece 2026 yılını vereceğim- 2023 yılında, biliyorsunuz, şubatta deprem oldu, daha sonra Sayın Mehmet Şimşek göreve geldiğinde, bu, KDV'leri, ÖTV'leri artırırken şunu söyledi, dedi ki: "Deprem oldu, asrın depremi oldu, büyük bir deprem oldu ve bu deprem nedeniyle bu yaraları sarmak için vergileri artırıyorum." Çok net, bununla ilgili kaç tane beyanatı var, internette hepsini bulma imkânımız var. "Depremde kullanacağız." dedi fakat bunları hazinenin normal finansmanında, bütçenin finansmanında kullanıyorlar.

Bakın, 2026 yılında deprem vergilerinden elde edilecek gelir 1 trilyon 240 milyar lira ama 2026 yılında deprem için Hükûmetin bütçeye koyduğu harcama 653 milyar lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERHAN USTA (Devamla) - Anlatabiliyor muyum?

Bakın, depremi fırsata çevirdiler diyoruz ya, işte, kanıtı bu. Siz 1 trilyon 240 milyar lira deprem için koyduğunuz vergiden para toplayacaksınız, bunun sadece 653'ünü deprem bölgesinin inşası için harcayacaksınız, kalanı hazine olarak cebe atacaksınız; bu, kabul edilebilir bir şey değil. Dolayısıyla, burada marjımız vardır, bu bölgeye daha fazla imkân tanınması lazım.

Diğer maddelerde de yine, yani bu kıymetli taşlarla ilgili meseleye baktığımızda, normal şartlarda elbette vergilendirilmesi lazım ancak şu kaygımı bir eski teknisyen olarak paylaşmak durumundayım: Yani özellikle mücevherde filan tabii yüzde 5 bir vergi var, yüzde 20 KDV var; yüzde 20 ÖTV'nin de eğer tedbir alınmadan, kayıt dışılığı önlemeye yönelik olarak bir sistem kurmadan yapılması durumunda mevcut KDV'yi de kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğumuzu söylemek durumundayım. Dolayısıyla, bu kayıt dışılığı engelleyecek tedbirlerin alınması durumunda bu vergi anlamlı olur, diğer türlü hazine buradan zararla karşılaşabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - Biz, bu çerçevede, İYİ Parti Grubu olarak kanun teklifine "ret" vereceğimizi beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)