GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

YENİ YOL GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi bir kez daha bu iktidarın yasama anlayışını bütün açıklığıyla önümüze koymaktadır çünkü önümüzde duran metin gerçek anlamda bir reform metni değildir. Önümüzde duran metin birbirinden çok farklı alanları aynı torbaya dolduran, vergi düzenlemelerinden sosyal güvenliğe, kamu taşınmazlarından bedelli askerliğe, doğal gaz sübvansiyonundan deprem bölgesine kadar birçok başlığı tek teklif içinde birleştiren dağınık ve sorunlu bir metindir. Bu yönüyle teklif Meclisin sağlıklı müzakere yapma imkânını zayıflatmakta, denetim kapasitesini düşürmekte ve yasama sürecini âdeta bir onay mekanizmasına çevirmektedir.

Bakınız, iktidar bu teklifi "Vergi adaletini güçlendiriyoruz, belirliliği artırıyoruz, ihtilafları azaltıyoruz." diyerek savunuyor. Söze gelince "vergi adaleti" diyorlar ama iş uygulamaya gelince ortaya çıkan tablo başka. Bir tarafta asgari ücretli, emekli, sabit gelirli vatandaş her gün yeni bir yük altında eziliyor; diğer tarafta vergi istisnaları, yetki devirleri ve ayrıcalıklı düzenlemelerle adalet duygusu bir kez daha zedeleniyor. Vergi adaleti yalnızca yeni vergi koymakla sağlanmaz. Vergi adaleti, kuralların açık olmasıyla, yükün adil dağılmasıyla, teşvikin de, istisnanın da kamu yararına göre sınırlandırılmasıyla sağlanır.

Teklifin kripto varlıklara ilişkin maddelerine baktığımızda da aynı yaklaşımı görüyoruz. Evet, kripto varlıklar artık hayatın bir gerçeğidir ve bunların vergisel bir çerçeveye kavuşturulması doğaldır, buna ilkesel olarak itiraz etmiyoruz ama ancak siz bu alanı düzenlerken açık, öngörülebilir ve güven veren bir sistem kurmak zorundasınız. Oysa teklifte satış ile transfer arasındaki ayrım net değil, rayiç değerin nasıl belirleneceği net değil, platform içi ve platform dışı işlemlerin nasıl izleneceği net değil. Buna karşılık Cumhurbaşkanına oranı artırma ya da indirme yönünde geniş bir yetki tanınıyor. Yani belirlilik vaadedilirken yeni belirsizlikler üretiliyor, kanunilik ilkesi güçlendirilmiyor, aksine, idarenin ve yürütmenin takdir alanı genişletiliyor, bu da hukuki güvenliği zedeliyor.

Şans ve bahis oyunlarına ilişkin reklam giderlerinin matrahtan indirilememesine yönelik düzenleme ise toplumsal yönü itibarıyla anlaşılabilir bir adımdır çünkü bugün dijital mecralarda, televizyonlarda, telefon uygulamalarında gençleri ve dar gelirli vatandaşları hedef alan yoğun bir bahis ve kumar reklamı baskısı vardır. Bu alanın toplumsal maliyeti ağırdır; borçlanma artmakta, bağımlılık yaygınlaşmakta, aileler yıkıma sürüklenmektedir. Bu nedenle, kamunun bu faaliyetleri vergisel olarak teşvik etmemesi doğrudur ancak burada da mesele yalnızca bir gider yazma yasağıyla çözülemez. Eğer gerçekten samimiyseniz internet sitelerinden televizyonlara kadar bu reklam düzenini topyekûn ele almanız gerekir. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Yani mesele yalnızca vergi tekniği değil kurumsal sorumluluk meselesidir.

Değerli milletvekilleri, teklifin en sorunlu başlıklarından biri de serbest bölgelere ilişkin düzenlemedir. Mevcut sistemde esas olarak yurt dışına satıştan doğan kazançlar için tanınan istisna şimdi serbest bölge içi ve diğer serbest bölgelere yapılan satışları da kapsayacak şekilde genişletiliyor. İlk bakışta üretim zincirini destekleme gibi sunulabilir ancak bu düzenleme teşvik ile imtiyaz arasındaki sınırı bulanıklaştırmaktadır çünkü yurt içinde aynı faaliyeti yapan, vergisini ödeyen, tüm yükümlülüklerini yerine getiren üretici ile serbest bölgede faaliyet gösteren firma arasındaki rekabet dengesi daha da bozulacaktır. Bu ülkede vergisini tam olarak ödeyen sanayici cezalandırılırken istisna alanı giderek genişletilen başka bir kesim avantajlı hâle getiriliyorsa burada adaletten söz edemeyiz. Kaldı ki serbest bölgelerde faaliyet gösteren firmaların bir kısmı yabancı sermayeli yapılardır. O hâlde şu soruyu sormak zorundayız: Yerli üretici kim tarafından korunacaktır? Anadolu'daki sanayici, organize sanayi bölgesindeki işletme, vergi yükü altındaki yerli girişimci hangi adalet terazisinde değerlendirilecektir? Bu teklif bu sorulara cevap vermemektedir.

Bir başka önemli başlık İşsizlik Sigortası Fonu'dur. İşsizlik Fonu, işini kaybeden vatandaşın kara gün güvencesidir, bu Fon bütçedeki boşluğu kapatmak için oynanacak teknik bir oran meselesi değildir. Ancak teklif, devletin yüzde 1 olan katkı payını yarısına kadar azaltma veya artırma yetkisini Cumhurbaşkanına vermektedir. Böyle bir sosyal güvenlik alanında, böylesine temel bir konuda Meclis devre dışı bırakılarak yürütmeye geniş takdir alanı açılması doğru değildir. Fon'un bugün güçlü olduğu söyleniyor, peki, yarın işsizlik arttığında ne olacak, o katkı hangi kriterlere göre düşürülecek, hangi kritere göre artırılacak? Kanunda açık bir çerçeve yok. Sosyal devlet keyfîlik kaldırmaz, işçinin, emekçinin geleceği bir kişinin kararına bırakılamaz. Aynı sorun BOTAŞ düzenlemesinde de karşımıza çıkıyor. Doğal gaz sübvansiyonlarının maliyetini gizleyerek bütçe hesapları dışında mahsup, terkin yöntemleriyle yönetmek mali saydamlığı zedeler, Meclisin bütçe hakkını aşındırır. Vatandaşı koruma gerekçesiyle yapılan sübvansiyon elbette tartışılabilir ancak bunun maliyeti şeffaf biçimde bütçede görünmelidir. 310 milyar liralık bir yükü bütçe dışında temizlemek, sonra da buna "mali düzenleme" demek kamu mali yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz. Milletin parası nasıl kullanılıyorsa bu Meclis açıkça görecek, vatandaş da açıkça bilecektir.

Teklifte kamu taşınmazlarının satışına dair hükümler de var. "Atıl taşınmazları ekonomiye kazandırıyoruz." deniliyor. İyi de hangi taşınmaz atıldır, hangi kamusal ihtiyaç bakımından stratejiktir, hangi ölçüte göre ihtiyaç fazlasıdır; bunların cevabı net değildir. Gelir elde etmek adına kamu malını satmayı alışkanlık hâline getiren bir anlayışın sonu, devletin elindeki ortak varlıkların parça parça eritilmesidir. Kısa vadeli bütçe rahatlığı uğruna uzun vadeli kamu yararı feda edilemez.

Yine, vakıf üniversitesi hastanelerine ilişkin muafiyetin kaldırılmasında da dengeli bir yaklaşım göremiyoruz. "Rekabet adaleti" gerekçesi öne sürülüyor ancak bu kurumların aynı zamanda eğitim ve araştırma işlevi gördüğü göz ardı ediliyor. Sağlık alanı sıradan bir ticari alan değildir. Burada atılacak her adımın hizmet maliyetine, sağlık erişimine ve eğitim altyapısına etkisi hesap edilmek zorundadır.

Değerli arkadaşlar, bu teklifin temel sorunu şudur: Parçalıdır, dağınıktır, etki analizi zayıftır ve birçok başlıkta yürütmeye geniş takdir yetkisi vermektedir. Yasama organının görevi belirsizlik üretmek değil, açık, ölçülü ve adil kurallar koymaktır. Biz muhalefet olarak elbette vergide belirliliği isteriz, elbette kayıt dışılıkla mücadeleyi isteriz, elbette sosyal sorunlara karşı kamunun sorumluluk almasını isteriz ama biz aynı zamanda şunu da söyleriz: "Vergi adaleti" adı altında yeni adaletsizlikler üretemezsiniz, sosyal devlet adına yetkiyi tek elde toplayamazsınız, reform diyerek torba mantığını Meclise dayatamazsınız. Bu yüzden çağrımız nettir: Bu teklif madde madde yeniden değerlendirilmelidir; vergi başlıkları kendi içinde, sosyal güvenlik başlıkları kendi içinde, kamu taşınmazlarıyla ilgili hükümler ayrı bir çerçevede ele alınmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - Meclisin iradesi budur, olması gereken de budur. Biz hukuki güvenliği, vergi adaletini, sosyal devleti, şeffaf bütçeyi ve yerli üreticinin hakkını savunmaya devam edeceğiz.

Bu düşüncelerle, teklifin bu hâline karşı olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)