GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Şahin Öner’e ve cezasızlık politikasına, “Nevroz” un coşkusunu sindiremeyen bazı kesimler olduğuna ve Dilovası’nda 8 Kasım 2025’te bir kozmetik fabrikasında çıkan yangınla ilgili davaya ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2013 yılında, Amed'de, 19 yaşında olan Şahin Öner bir zırhlı polis aracının ezmesi sonucunda yaşamını yitirdi. Öncelikle ağır yaralı olarak hastaneye götürülmesi gerekiyordu ama bunun yerine karakola götürüldü. Tanıklar açıkça söylediler: "Ezildiler." dediler, "Üzerinden araç geçti." dediler, "Kasıt var." dediler ama ne yazık ki bütün bu sözlere, bütün bu tanıklıkların hiçbirine kulak verilmedi ve on üç yılın ardından gelen karara bakıyoruz: Olaya "Kaza." deniliyor, "Kasıt yok." deniliyor ve bu ezmeyi yani Şahin Öner'i zırhlı araçla ezip ölümüne neden olan polis memuruna sadece iki yıl altı ay ceza veriliyor, üstelik de sanığın geleceği gerekçesiyle de cezada da indirim sağlanıyor.

Şimdi, ben gerçekten her birimize, hepimize sormak istiyorum, vicdanınıza seslenmek istiyorum: Bir insanı, 19 yaşındaki bir genci, kasten, üzerinden araçla geçip ölümüne neden olan bir kişiye verilecek ceza gerçekten iki yıl altı ay olabilir mi? Bir de sanığın, failin geleceği öngörülmüş. Onun geleceği öngörülüyor, korunuyor, kollanıyor ama 19 yaşındaki genci kim savunacak? 19 yaşındaki gencin ailesinin adalet çığlığını kim duyacak? Bu cezasızlık politikasına karşı bizler, burada milletvekilleri olarak, bu halkın temsilcileri olarak "Gerçekten burada hakkaniyetsiz bir durum var, adil olmayan bir durum var." demeyecek miyiz? Fail kamu görevlisi olunca koruyacağız, kollayacağız; ölen yoksul olunca susacak mıyız? "Hukuk bunu mu emrediyor, vicdan bunu mu emrediyor?" diye gerçekten buradan sormak istiyorum. O anlamıyla burada genelgeçer bir yargılamadan, genelgeçer münferit bir cezasızlık politikasından bahsetmiyoruz. Bu ülkede her zaman söz konusu olan kamu görevlileri olduğunda, söz konusu olan kamu görevlilerinin karıştığı suçlar olduğunda ne yazık ki biz sürekli aynı akıbetle karşılaşıyoruz. Bunun binlerce örneğini buradan size sayabilirim. Toplu davalar açısından -Sivas gibi, Madımak gibi, Roboski gibi- her zaman bir zaman aşımıyla karşılaşılmıştır, tekil meselelerde de her seferinde "Kasıt yok." denilmiştir; neredeyse yaşamını yitiren suçlu ilan edilmiş, fail de aklanmıştır. Biz bunu doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz ve bu konunun takipçisi olmaya da devam edeceğiz.

Sayın Başkan, sayın vekiller; şimdi, çok görkemli, gerçekten her birimizin içinden belki de binlerce ders çıkaracağı bir "Nevroz"u geride bıraktık. Milyonlar alanlara, sokaklara akın ettiler, kendi politik taleplerini ortaya koymakla beraber bin yıllık "Nevroz" Bayramı'nı da büyük bir coşkuyla kutladılar fakat bu "Nevroz"un coşkusunu gerçekten sindiremeyen bazı kesimler olduğunu da görüyoruz. Özellikle bütün bu "Nevroz" alanlarına gidişlerde yaşanan sıkıntıları daha önce de ifade ettik, bir kez daha ifade etmeyeceğim ama gerçek anlamda tam bir tahammülsüzlüğün olduğunu görüyoruz. Yetmedi, şimdi yaygın bir gözaltı operasyonuyla karşı karşıyayız ve bu gözaltı operasyonlarının sonucunda da 27 kişinin tutuklandığı bilgisini almış durumdayız. Şimdi, gözaltına alınanlara sorulan soruların absürtlüğüne -"Nevroz" alanlarına giden, orada konuşan, yıllardır da "Nevroz"da olan birisi olarak- bakın: "'Nevroz'a neden gittiniz?" Hadi buyur, ne desin? Ya, böyle bir soru sorulabilir mi? "Sarı-kırmızı-yeşil atkıyı neden taktın?" "'Nevroz' programının duyurusunu nereden duydun?" "'Nevroz'a örgüt gerekçesiyle mi katıldın?" Bakın, bunlar trajikomik sorular. Burada herkes "Nevroz" Bayramı'nı Ramazan Bayramı'yla beraber kutladı. Şimdi "Nevroz" Bayramı'nın resmî bir bayram olmasını tartışıyoruz. Bunları tartıştığımız bir yerde bayramı kutlamak için bayram yerine giden insana "Niye gittin 'Nevroz'a?" "Niye halay çektin?" "Niye sarı-kırmızı-yeşil atkı taktın?" sorusunu sormanın kendisi ne süreci anlamaktır ne kardeşliği anlamaktır ne de geleceğe yönelik bir bakış açısını içerir. Burada tam bir hamaset olduğunu görüyoruz, tam bir tahammülsüzlük olduğunu görüyoruz. Bunun yürüyen süreçle kesinlikle bağdaşmadığını ve bu tür olaylardan, bu tür yaklaşımlardan vazgeçilmesi çağrısını da bir kez daha Meclisten yapmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepiniz hatırlarsınız, Dilovası'nda, 8 Kasım 2025'te Ravive Kozmetikte çıkan yangında 3'ü kadın, 3'ü de çocuk olmak üzere toplam 7 işçi yaşamını yitirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, dün duruşma başladı. Normalde duruşmanın nerede olması gerekiyor? Dilovası'nda değil mi? Hayır, duruşmayı bir buçuk saat uzaklıktaki Kocaeli'ye götürdüler. Bu da yetmedi, aynı zamanda bilgisayar almadılar, telefon almadılar, hafıza cihazı almadılar duruşmaya. Peki, bütün bunlarla neyi amaçladılar? Gerçeği gizlemeyi, bu davayı ailelerden kaçırmayı, bu davayı kamuoyundan kaçırmayı, bu davanın açığa çıkmasını, hakikatin açığa çıkmasını engelleyen bir yaklaşım var. Ya, açık ve net, acılı bir şekilde birisi diyor ki "Çocuğumu kömür olarak aldım." Bir başka anne "Sabahtan akşama kadar pencereden çocuğumun mezarına bakıyorum." diyor. Bir başka anne "Çocuğumu poşetin içinde teslim aldım." diyor. Ya, hiç mi vicdanlar sızlamıyor? Bir de -bu ailelere- yargılama sürecini uzağa taşıyarak, kamuoyuna kapatarak, basına kapatarak, topluma kapatarak ne amaçlanıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerçekten kimin korunduğu sorusunu burada sormamız gerekiyor.

Şimdi "Sadece bu kozmetik firmasının sahibi midir suçlu?" "Mesela, yıkım kararını uygulamayan bina kimin sorumluluğunda?" "Ruhsatı veren kim?" "Denetimi yapmayan kim?" "Göz yuman kim?" "İŞKUR binasının dibinde, metrelerce ileride bu üretim yapılırken sessiz kalan kim?" sorularını sormak zorundayız ki bir daha 3 kadın, 3 çocuk ve insanlar yanarak, yakılarak yaşamlarını yitirmesinler. Bizim bunları sormamız topluma karşı borcumuzdur, emekçiye karşı borcumuzdur ama gördüğümüz, gerçekten, gerçek karartılmaya ve patronlar korunup yeniden işçinin ölümü üzerinden aslında süreç yürütülmeye ve bütün bunlara göz yumulmaya çalışılıyor. Buna da izin vermeyeceğimizi ve bunun takipçisi olacağımızı da bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yaşamını yitirenleri tekrardan saygıyla rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)