| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 72 |
| Tarih: | 24.03.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Vekiller, ben de Genel Kurulu ve bizi izleyen halklarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum ve bütün halklarımızın geride bıraktığımız iki bayramını, hem Ramazan Bayramı'nı hem de "Nevroz" Bayramı'nı kutluyorum.
Evet, bu yıl da milyonlarca insan "Nevroz" alanlarına aktı, kendi taleplerini orada haykırdılar. Bir anlamıyla öne çıkan birkaç talebi burada Genel Kurulun, Parlamentonun da dikkatine sunmak istiyorum. Bir kez daha halkımız eşit yurttaşlık hakkının güvence altına alınması için Meclisi merkeze alan, şeffaf, katılımcı ve uzlaşıya dayalı bir demokratikleşme sürecinin gün geçmeden hayata geçirilmesini ifade etmiştir. Demokratik siyaset alanını daraltan tüm idari ve yargısal müdahalelere son verilmelidir. İfade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve siyasal katılım üzerindeki baskılar kaldırılmalıdır. Kayyum uygulamalarına son verilerek halkın iradesi tanınmalıdır. Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, gerçek adaletin yolu açılmalı, siyasal nitelikli yargılamalar sonlandırılmalıdır, barış sürecini destekleyecek güven verici ve kapsayıcı hukuki düzenlemeler bütüncül bir perspektifle hayata geçirilmelidir. Evet, milyonlarca insan 27 Şubat tarihinde Sayın Öcalan'ın yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısının arkasında olduğunu ve bu anlamıyla da Hükûmete, Parlamentoya üzerine düşen sorumluluğu bir an önce yerine getirilmesi çağrısı yapmıştır. Şimdi, burada aslında süreci anlamayan, sürecin çatışmalı da geçmesinden nemalanan, gerçek anlamda bu ülkedeki bu ateş çemberinden, Orta Doğu'daki ateş çemberinden korunmanın yegâne yolu olan iç barışımızı sağlama, Kürt sorununun demokratik çözümü perspektifinden uzak olan anlayışa karşı size bir pasaj okumak istiyorum. Orta Doğu'da bin yıldır sürdürülen din, mezhep ve kültür savaşları halkların birlikte yaşama kültürüne vurulan en büyük darbedir. Her kimlik, her inanç kendi kabuğuna çekilerek ve ötekini düşmanlaştırarak var olmaya çalıştıkça halklarımızın arasındaki uçurum derinleşmektedir. Ortak değerlerimiz, ortak kültürümüz yok sayılmakta, farklılıklarımız savaş nedeni hâline getirilmektedir. Güncelde bölgede köhnemiş politikaların sürdürülmesinde ısrar edilmesi felaketi beraberinde getirmiştir. Orta Doğu özelinde yaşanan bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıklar ne yazık ki bugün emperyal müdahalelere de bahane oluşturmaktadır. Nevroz vesilesiyle bu yılı tüm Orta Doğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir. Etnik ve dinî mezhep temeldeki parçalanmaya, kardeş kavgasına son vermekle ve bütün kültürlerin dinî, mezhebi inançların özgürlük ve kardeşlik temelinde birliğini sağlamakla buna ulaşılabilir. Kapitalist modernitenin yarattığı büyük toplumsal ve ekolojik çöküşe karşı demokratik modernitenin demokratik siyaset, ekolojik ve kadın özgürlükçü çözümünü Nevroz'un özgürlük ruhuna bağlı olarak geliştirdik." Evet, bu da Sayın Öcalan'ın 21 Mart tarihinde Nevroz alanına gönderdiği, aslında bütün bir Orta Doğu'yu kapsayacak yeni bir barışa, kardeşliğe, eşitlik temelli bir birlikteliğe, bir ittifaka davetidir. Bu anlamıyla ben bu konuşmayı halkımızın, Meclisimizin tekrardan dikkatine sunmak istiyorum. Kim barış istiyor, kim bu ülkeyi korumaya çalışıyor, kim 86 milyon için bir küçücük hücrede gece gündüz çalışıyor ve bu ülkeyi koruyacak yegâne şey nedir sorularını herkesin de kendine sorması gerektiğini söylemek istiyorum.
Sayın Başkan, bu ülkede hak ihlalleri ne yazık ki sıradanlaşmaya, sıradanlaştırılmaya çalışılıyor ama öyle bir aşamaya gelmiş ki artık hak ihlalleri yaşam ihlallerine dönmüş durumda. Bu ülkedeki cezaevleri ne yazık ki eza evlerine dönmüş ve özellikle hasta mahpuslar şahsında çok ciddi bir şekilde yaşam hakkı ihlalleri oluyor. Bakın, Mehmet Edip Taşar, aslında onlarca defa bu Meclis kürsüsünden milletvekili arkadaşlarımız ve bizler dile getirdik, soru önergeleri verdik, Bakanlığa ilettik ama buna rağmen tutulduğu Marmara 5 No.lu L Tipi Kapalı Cezaevinden tahliye edilmedi ve 70 yaşındaki ağır hasta mahpus bugün yaşamını yitirdi. Bakın, defalarca anjiyo olmuştu, defalarca Adli Tıbba başvurusu yapıldı, 40 kilonun altına düşmüştü ama tahliye edilmedi. 27 Şubat tarihinde Adli Tıp 11. İhtisas Dairesi Taşar hakkında "Tam teşekküllü hastaneye sevki ve infazın altı ay ertelenmesi gerekir." yönünde karar verdi. Ne oldu? Tahliye edildi mi? Hayır, Sayın Başkan, tahliye edilmedi ve bu sabah yaşamını yitirdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi biz buradan soruyoruz: Adli Tıp -ki kırk yılda bir tahliye kararı veriyor- kararına rağmen, yirmi beş gün boyunca tahliye vermeyen merci kimdir, bunun sorumlusu kimdir? Bu, bir yaşam hakkına kasttır. Bu, taammüden ölümüne göz yummaktır. Bu, insanların son hakkı olan vedalaşma hakkını engellemektir. Bu, düşman ceza hukukudur. Bunun ne insanlıkta ne vicdanda ne dinde ne de hukukta yeri yoktur. Kim yapıyorsa suçludur, tarih karşısında suçludur, insanlık karşısında suçludur, hukuk karşısında suçludur; bu kadar açık ve net söylüyoruz ama devam ediyor. Hâlihazırda, entübe edilmiş hâlde Mehmet Emin Çam da Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, Diyarbakır'da yatıyor -aynı şeyi söylüyoruz- onun da cenazesini ailesine teslim edecekler. Niye ya, niye yani?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Söz konusu olan hasta mahpuslar olunca, söz konusu olan Kürtler olunca, muhalifler olunca niçin adaletin terazisi şaşıyor? Bu kadar zor mu, 70 yaşında 40 kiloya düşmüş bir hastayı tahliye edip ailesiyle son veda hakkını tanımak? Doktorlar zaten "Hastanede yaşamını idame ettiremez." diyor ama bir vicdan sesi yükselmiyor, ben bunu da anlayamıyorum gerçekten. Bu Meclis her konuda konuşuyor, hasta tutsaklara gelince herkesin dili tutuluyor, siyasi mahpuslara gelince herkesin dili tutuluyor. Bu, hepimizin sorunu değil mi? Bu, bir insanlık sorunu değil mi? Bu, bir vicdan sorunu değil mi? İsyan ediyoruz artık, Meclisten isyan ediyoruz; böyle bir süreçte insanların cezaevinde hayatını yitirmesine, o koğuşlarda yaşamını yitirmesine, kelepçeli muayenenin dayatılmasına isyan ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bitireceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Son dakika, sekizinci dakika.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir taraftan barış, bir taraftan böyle uygulamalar olmaz, kardeşlikle yan yana getirilemez böyle uygulamalar. Kimse sorumlusu hesap vermelidir, kimse buna göz yuman hesap vermelidir.
Son olarak, şimdi, İsmail Arı, Alican Uludağ, Mehmet Türkmen; ikisi gazeteci, birisi sendikacı. Biri haberi yüzünden, biri belgeleri yüzünden biri de sosyal medyadaki paylaşımları yüzünden tutuklandılar. Bu nasıl bir ülkeye ya? Gazeteci haber yapamayacak, sendikacı direnemeyecek, diğeri belge paylaşamayacak, ondan sonra da demokratik bir hukuk devleti olacağız. Böyle bir düzen yok vallahi, hiç kimse kusura bakmasın. Basın özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğü kutsaldır, dokunulamaz. Buraya dokunursanız demek ki sizin kendinizi korumayla ilgili bir refleksiniz var. Gazetecilerin, sendikacıların cezaevinde olduğu bir ülke demokratik hukuk devleti olamaz. Bu kadar açık ve net.
Teşekkür ediyorum.