| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 70 |
| Tarih: | 11.03.2026 |
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri, 230 sıra sayılı Milli Parklar Kanunu Teklifi'nin 29'uncu maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada "Milli Parklar Kanunu'nda değişiklik" adı altında önümüze getirilen, ancak özünde vatan toprağının son kalelerine yönelik bir talan fermanı olan bu yasa teklifini konuşmak, milletimiz için aslında acı vericidir. Değerli milletvekilleri, az sonra oylayacağımız bu teklif alelacele hazırlanmış, paydaşlarından kaçırılmış, üniversitelerin ve meslek odalarının kapısından dahi geçirilmemiş, kapalı devre yama bir plandır. İktidarın yirmi üç yıllık rant iştahı bitmemiş olacak ki şimdi çocuklarımızın nefes borusu olan millî parklara, tabiat anıtlarına ve sulak alanlarımıza dikmiştir.
Değerli milletvekilleri, buradan sormak istiyoruz: Bu yangından mal kaçırır gibi acele nedir? Neden Bayındırlık ve Çevre Komisyonlarını baypas ettiniz? Nedeni aslında çok açık, konunun uzmanları bu metne baksa orada koruma değil beton ve ihale görecektir.
Üzülerek söylüyoruz, bu teklif yasama ciddiyetine aykırı, Anayasa'yı ise paspas eden bir metindir. Anayasa’nın 169'uncu maddesi açıkça der ki: "Devlet ormanlarımızın mülkiyeti devrolunmaz, devletçe yönetilir ve işletilir." Peki, sizler ne yapıyorsunuz? 6 ve 27'nci maddelerle yönetimi, işletmeyi hatta yaban hayatını koruma görevini özel şirketlere devrediyorsunuz. Bu sadece bir yetki devri değil, Anayasa’nın ruhuna sıkılmış aslında bir kurşundur.
Millî parkları kırk dokuz yıllığına, başarı oranıyla da doksan dokuz yıllığına şirketlere peşkeş çekmek bu millete yapılabilecek en büyük ihanettir. Doksan dokuz yıl ne demektir sayın milletvekilleri? Torunlarımızın bile göremeyeceği bir süreyi 3-5 müteahhidin insafına bırakmak demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Daha dün Atatürk Orman Çiftliği'ni mahkeme kararlarını çiğneyerek betonlaştıran, Kaz Dağları'nı maden şirketlerine kurban edenler, Akbelen de köylünün zeytinine çökenler bugün bize doğa turizmi masalları anlatmasın. AKP'nin "kamu yararı" dediği şey aslında şirket kârıdır; "turizm teşviki" dediğiniz ise doğanın bağrına saplanacak beton hançeridir. Üstelik bu teklifle doğayı korumakla görevli personelin niteliğini bile muğlaklaştırıyorsunuz. Uzman orman mühendislerini sistemin dışına itip alan kılavuzu adı altında liyakatsiz kadrolaşmanın da önünü açmış oluyorsunuz. Daha da vahimi, kaçak avcılık yapan 60 bin kişiye âdeta af getiriyor, cezaları caydırıcılıktan çıkarıyorsunuz. Ülkemizin birçok bölgesinde kaçak avcılık yapan ayrıcalıklı dostlarınızı korumak için yaban hayatının dengesini de bitkisel üretimin geleceğini de riske atıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, "hazırlattırılır" diyerek planlama yetkisini kamudan alıp özel bürolara devrettiğinizde o bürolar ormanı değil sadece kendi kazanacağı parayı düşünür. Kaçak yapıların yıkımı için gereken mahkeme kararı şartını kaldırıp "İdare uygun görürse kullanır." dediğinizde de o kaçak yapıları meşrulaştırmış oluyorsunuz; bu hukuksuzluk, bu keyfîlik, bu "ben yaptım oldu" zihniyetinin zirvesindedir. İster inanın ister inanmayın, bakın, ramazan ayındayız, bunu yapan da ah alır arkadaşlar, kurtların, kuşların, derelerin, dağların, çiçeklerin, böceklerin de ahını alır.
Daha önce de defalarca olduğu gibi ne desek fayda etmeyeceğini bilerek, gözünü rant bürümüş odaklara, Cumhuriyet Halk Partisi olarak ticari işgale, millî parklarımızın müşteri memnuniyeti masalarına meze edilmesine asla geçit vermeyeceğimizi bir kez daha buradan hatırlatıyoruz. Bu teklif, doğayı korunacak bir miras değil nakde çevrilecek bir arsa olarak gören hastalıklı bir bakış açısının ürünüdür. Gelin bu yanlıştan dönün, tarihe "doğa katliamcısı" olarak geçmeyin, bu talan fermanını geri çekin.
Kimse unutmasın, doğa, siyasi iktidarların seçim kampanyası sponsoru değil, bir milletin ortak geleceği, namus borcudur diyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)