| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 70 |
| Tarih: | 11.03.2026 |
RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sayın Divan, kıymetli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, Gazi Meclisimizi, ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, devlet dediğimiz sadece bina, tabela ve yönetmelikten ibaret değildir. Devlet, adalet varsa devlettir. Devlet, adaletle ayakta durur, güvenle yürür. O sebeple, milletin evladı okula giderken "Bugün başıma bir şey gelir mi?" diye düşünmüyorsa devlet devlettir. Öğretmen sınıfa girerken "Acaba evime dönebilecek miyim?" demiyorsa devlet devlettir. İşte biz bugün bu basit ama hayati eşikten geriye düşmüş durumdayız.
Kıymetli milletvekilleri, devlet başkanlarının kaçırıldığı, başkentlere bombaların yağdığı, suikastların normalleştirildiği bir çağdan geçiyoruz. İsrail ve ABD'nin İran üzerinden Orta Doğu’da yarattığı gerilimin bölgeyi istikrarsızlaştıracağını biliyoruz, BOP eş projesinin yıka yıka, aşama aşama kapımıza dayanacağını biliyor ve görüyoruz. Peki, bu durum Türkiye'yi nasıl etkiliyor? Burada asıl mesele şudur: Ülkeyi yöneten iktidar risk analizi yaparken risklere değil de kendi iktidarının fırsatlarına bakıyor ise sıkıntı burada başlıyor. Deprem oluyor, hazırlık yok; Kartalkaya’da yangın oluyor, hazırlık yok; İliç, Soma maden faciası oluyor, hazırlık yok. Neden? Çünkü hazırlık kurum ister, kurum liyakat ister, liyakat hukuk ister. Türkiye kurumlarıyla güçlü olmak zorundadır. Millet ayrıştırılarak, muhalefet düşmanlaştırılarak, hukuk çiğnenerek cephe kuramayız. İç cephe milletin ortak aklına saygı duyularak kurulur, Meclis bu ortak aklın da tecelligâhıdır.
Kıymetli milletvekilleri, iktidar “Kürt meselesi” diyerek milletin aklıyla adeta dalga geçiyor. Bugün Türkiye'de bir Kürt meselesi yoktur çünkü konuşulan Kürt değil terör ve elebaşıdır. Çanakkale'de omuz omuza savaştığımız, aynı siperde aynı ekmeği bölüştüğümüz, aynı bayrağın gölgesinde aynı kaderi paylaştığımız Kürtler bu milletin kardeşidir. Bu topraklarda biz Kürtlerin Kürtler de bizimdir.
“Şu cihan harbi nedir? Var mı ki dünyadaki eşi? / En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. / Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya, / Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir adaya.” dediği o Çanakkale'de, birlikte aynı kıbleye döndüğümüz, aynı Bayrağın altında gölgelendiğimiz, aynı vatanın toprağında gömüldüğümüz; aynı mezarlıklarda, birlikte, koyun koyuna yattığımız bir birlikteliğimiz vardır. Biz böyle, büyük Türk milleti olduk.
Mesele etnik kökenlerimiz değil, mesele hepimize doğrultulan terörün silahıdır. Terör örgütleriyle mücadeleyi sulandıran, vatandaşı etnik etiketlere sıkıştıran her dil hem Türk'e hem Kürt'e kötülük eder çünkü bu dil kardeşliği değil, ayrılığı besler; eşitliği değil, şüpheyi büyütür.
Dünya yanarken, bölgemizde devletler sallanırken, sınırlarımızın hemen ötesinde istikrarsızlık büyürken teröristlerle masaya oturup İmralı canisiyle pazarlık yapanlar bu milletin ne istediğini maalesef hâlâ anlayamıyorlar. Bu milletin aklı küçümsenecek bir akıl değildir. Bu millet oyunları sahada görür, niyetleri satır aralarında okur.
“Terörsüz Türkiye” diyerek, “terör” ile “Türkiye”yi aynı cümlede kurarak Kürt meselesi hâline sokamazsınız. Devletin temelini oluşturan vatandaşlık bağına mı dinamit koymak istiyorsunuz? Türk milletinin ortak kimliğini zayıflatıp ülkeyi etnik fay hatlarına itmek mi istiyorsunuz? Peki, kimlerin işine yarar bu, hangi küresel senaryoların değirmenine su taşır?
Bölgemizde yeni bir emperyal akıl işletiliyor: Ulusların ortak kimliği zayıflatılsın, devletler parçalı ve yönetili bir hâle getirilsin, toplumlar birbirine düşürülsün; sonra da ara buluculuk adı altında herkesin boynuna yeni prangalar takılsın. Dün Irak’ta gördük, dün Lübnan’da gördük, dün Suriye’de gördük, bugün İran üzerinden aynı tartışmaları izliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
RIDVAN UZ (Devamla) - Etnik kimliklere seslenerek devletleri içten kırılganlaştırmak özgürlük değil, kimlik zehriyle yönetim mühendisliğinden başka bir şey değildir. Türkiye’nin ihtiyacı birilerini memnun etme siyaseti değil, milleti birleştirme siyasetidir. Türkiye’nin ihtiyacı sözde iç cephe masalı değil, gerçek huzurdur. Gerçek huzur adaletin işlemesiyle, kurumların sağlamlığıyla, liyakatin esas alınmasıyla olur.
O zaman, milleti ayrıştırmayı bırakacaksınız, muhalefeti düşman görmeyi bırakacaksınız, hukuku aparat olarak kullanmayı bırakacaksınız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)